Yaratılışçılığa karşı ilk kuşkular M.Ö. 6. ve 5. yüzyılda İonia’da ve Yunan kent devletlerinde öncelikle sofistler tarafından başlatılmıştır. Sofist Kritias bir tiyatro oyununda, “kurnaz düşünceli” bir insanın topluma, kötülüğün ve iyiliğin gökyüzünde olduğuna inandırdığını belirtir. Tanrı düşüncesinin insanlar tarafından ortaya atıldığı daha o zamanlar yergisel bir tiyatro oyununda bile olsa dile getirilmişti.Oyun şöyle biter:

“Böylece sanırım biri ilk olarak inandırdı.

Tanrılar diye bir soyun varlığına insanları.”

Erken Evrim düşüncesi:

Eski Yunan’da yaratılış inancının eleştirisiyle birlikte, erken evrim düşüncesi olarak nitelendirilebilecek, doğal nesnelerin oluşumlarının doğal nedenlere bağlayan düşünceler de gelişmeye başladı. Thales, bütün varlıkların sudan, Anaksimenes havadan, Herakleitos ateşten oluştuklarını ileri sürmüş; Empedokses ise cansız ve canlı maddenin birbirini izleyen süreçlerle değiştiğini söylemiş ve bu değişimin “toprak,hava, su, ateş” olarak birbirini izlediğini ileri sürmüştür. Anaksimandros ise (M.Ö 611-547 ) daha farklı bir iddiada bulunmuş, insanın suda yaşayan bir hayvandan türediği yolundaki görüşünü geliştirerek, insanın evrimiyle ilgili ilk varsayımı da ortaya atmıştır.Kuşkusuz bu görüşlerin hiç bir olgusal dayanağı yoktu. O bakımdan bugün, “erken evrim düşünceleri” olarak nitelendirilirler.

Çağdaş Evrim Kuramları:

Ortaçağ Hristiyanlık dünyası “yaratılışçılk” ideolojisinin ağır baskısı altındaydı. Farklı bir ses çıkarmak, yaratılışa aykırı bir düşünce geliştirmek engizisyon zihniyeti tarafından yasaklanmıştı. Erken evrim düşünceleri unutulup gitti. Bu konularda çalışmalar yapmak, varsayımlar ortaya atmak burjuvazinin yükselişe geçtiği yeni çağ’da başlayacaktı. Bu dönemlerde ortaya atılan “aydınlanma” düşüncesi temelde bir din ( yaratılışçılık ) eleştirisiydi ve bu dönem, canlıların ve insanın evrimine ilişkin düşünceler peş peşe gelmeye başlamıştı. Büyük Fransız filozofı Montesquieu, Diderot, Fransız doğa bilimcisi Buffon, çağdaş evrim kuramının içine sokulabilecek düşünceler geliştirdiler. Daha sonra C.Darwin’in dedesi Erasmus Darwin bitki ve hayvan türlerini inceleyerek türler arası farkların evrim düşüncesi ile açıklanabileceğini ileri sürdü.

Daha sonra Jean Babtiste Lamarck ( 1744-1829) ve Charles Darwin (1809-1892) evrim düşüncesine daha derli toplu biçimler kazandırarak çağdaş evrim kuramının kurucuları olarak nitelendirildiler.. Lamark, çevresel koşullardaki farklılaşmaların türde uyum sağlayan organlar geliştirebileceğini, uyum sağlamayan organların ise köreleceğini söyleyerek bugün, tamamiyle yanlış olduğu anlaşılmış olan evrimsel düşüncenin Lamarkçılık olarak bilinen biçimini geliştirmiştir.

Charles Darwin ise “Darwinizm” olarak bilinen ve türlerin doğal ayıklanma denilen bir yolla evrim geçirdiğini öne sürüyordu. Bu düşünce olağanüstü bir sezgi gerektiriyordu. Bugün doğal seçilim dediğimiz düzeneğin canlılığın evriminde temel bir düzenek olduğu artık iyice anlaşılmıştır. Ne var ki, bu düzeneğin nasıl işlediği konusunda ileri sürdüğü görüşler, kalıtımsal değişim yasalarını bilmediği için daha o dönemlerde yanlışlanmıştır. Darwin’in evrim kuramı içindeki önemi, kendisinden önce de var olan evrim düşüncesini ilk kez bilimsel bir temele oturtabilmesiydi.

Yeni Darwincilik:

Yeni Darwincilik Mendel’in 1856′da ortaya attığı kalıtım düzeneğinin 20.yy.’da Hollanda’lı botanikçi ve genetikçi olan Hugo de Viries tarafından şekillendirilmesiyle ortaya çıkan bir akımdır. Viries, canlılardaki kalıtsal özelliklerin hücre çekirdeğindeki kromozomlarla ( genlerle ) aktarıldığını ve bu genlerde görülen ve “mutasyon” adını verdiği farklılaşmalarla işlediğini ortaya koydu. Bu düzenek bugünkü evrimsel dönüşümün kalıtımsal mekanizmasıdır. Böylelikle genetik bilimi ile evrim kuramı birleştirilmiş oldu. Bu yolla T.Dobhansky, G.G Simpson gibi yeni Darwinciler Darwin’inin temel görüşünü de yadsımadan kuramın eksikliğini tamamladılar. Böylece evrimin genlerdeki mutasyonlarla başladığını, bu farklılaşmanın bir sonraki kuşaklara üreme hücreleriyle geçtiği, canlıda zamanla çevreye uyum sağlayan değişikliklere neden olduğu ve böylece kuşaklar boyunca söz konusu popülasyonun yaygınlık kazanmasıyla yeni türlerin ortaya çıktığını ortaya koydular.

Yeni darwincilik evrim kuramının olgusal ve bilimsel bir gerçeklik kazanmasına neden olmuştur.

.

Kaynak:

Adam Şenel; İnsan ve Evrim gerçeği; Özgür Üniversite Kitaplığı.

Osman Gürel; Yaşamın Kökeni; Pan Yayınevi.

http://www.yaziyaz.net/Blog/?p=929

Yorumlar kapatıldı.