TimeTürk/ Evrim süreci için oldukça uygun olan bu evreni ve içindekileri inşa eden yaratıcının varlığıyla belirli bir hikmete binaen uyum içerisinde olduğudur.

Birçok insan, evrim teorisine inanmanın evrenin ve insanlığın yaratıcısı olan bir Allah’a inanmayla uygunluk arz etmediğini düşünmektedir. Birçok inanan da Charles Darwin’den bu yana evrim düşüncesinin bu gezegende yaşamakta olan her şeyi yaratmak için Allah’ın seçtiği yöntemden başka bir şey olmadığını düşünüyor.

Bilindiği gibi 1859 yılında Darwin, “Türlerin Kökeni” adlı kitabında biyolojik çeşitliliği ve bunun kaynağını anlatmak için ikna edici bir yöntem sunmuştur.

Ancak sorun şu ki, ‘evrim’ sözcüğünü duyduğunda insanların bu sözcüğün içerdiği anlam hakkında zihinlerine çeşitli fikirler gelmektedir. Maalesef büyük teoriler, ideolojik maksatlarla kullanılmaktadır. Darwin’in evrim teorisi de bu istismardan payını almıştır. 1859 yılından bu yana Darwin’in nazariyesi sosyalizmi, kapitalizmi, ırkçılığı, bir ırkın saflığını, materyalizmi, ateizmi ve monoteizmi desteklemek için kullanılmıştır. Ancak gerçekte Darwin’in nazariyesi basitçe ele alındığında sadece biyolojik bir teori olup, bu canlı evrende çevremizde gördüğümüz çeşitliliği açıklayan en iyi yorum olduğunu görürüz.

Evrim teorisi haddizatında, herhangi bir ideolojik tavrı desteklemek için kullanılamaz. Dini düşünce sahipleri, Darwin döneminden beri dünyanın monoteist bir şekilde algılanması noktasında evrimin kolaylıkla kullanılabileceğini görmüşlerdir.

Şayet Tanrı, her şeyin yaratıcısı ise bilim adamlarının Tanrı’nın yeryüzünde yarattığı ve yaptığı şeyleri tanımlayabilmesi mümkündür. Yeryüzünde Tanrı’nın noksansız ve mutlak iradesiyle yaratmadığı hiçbir şey yoktur.

Bu, Darwin dönemindeki birçok bilim adamının onun teorilerini çabucak kabul etmesini açıklar. Bunlardan biri de Oxford Üniversitesi St. John fakültesinde akademisyen ve Öğretim Komitesi Üyesi Aubrey Moore’dur. O, teoloji ile Darwinizm arasında yakın bir bağ kurmuş ve meşhur olan ‘Darwinizm ortaya çıktı ve düşman maskesi altında dostun yapacağını yaptı.’ İfadesini kullanmıştır.
Moore, Tanrı’nın estetik yaratışının her şeyde mevcut olduğunu ve “Tanrı ile tabiat, Tanrı ile kanunlar arasında bir ayrılık olmadığını” ifade etmiştir. Hıristiyan ilahiyatçılara göre, doğanın içinde barındırdığı hakikatler Tanrı’nın eylemlerindendir.

Darwin dönemindeki birçok ilahiyatçı, evrim teorisini bu şekilde değerlendirmişlerdir. Ancak bugün, evrim ve seçicilik teorisi, Darwin döneminden daha mükemmel hale gelmiştir. Ancak geriye bu dönemde ne anlama geldiği sorusu kalmaktadır. Evrim sürecinin tamamlanması için genetik değişimin artması, sınırlanması ve belirlenmesi için çeşitli mekanizmaların bulunması gerekmektedir.

Genlerin dönüşümü ve çoğalması için en az on mekanizma gerekmektedir. Canlıların evrimindeki değişimlerin en önemlisi, genlerin çalıştırılması ya da atıl bırakılmasını kontrol eden gen haritasındaki alışılageldik kontrol noktalarındaki değişime dayananlardır.

Genetik transformasyonu azaltan faktörler içerisinde en bilineni her canlı hücre içerisindeki genetik zincirin denenmesini gerçekleştiren natürel seleksiyon (doğal seçim)dur. Bu seçim sayesinde hücrenin kalıtsal değişikliklerinin sonraki nesillere aktarmadaki başarısı kesinleşmiş olur. Bu sürecin adı üreme ya da çoğalmadır.

Bu nedenle, evrim sürecinde, ikisi birlikte çalışan iki araç vardır. Birincisi, genetik zincirde değişiklikler meydana getirirken ikincisi ise ifraz etme ve seçme (doğal seleksiyon) görevini yerine getirir. Ki bu seçim, üreme sürecinin başarısını belirlemektedir.

Buradan hareketle, evrim genleri, (yani bir kişideki bütün kalıtsal yönleri) sınavdan geçiren devasa bir atölyeye benzemektedir. Burada bu gezegenin üzerinde çeşitli özelliklerle çalışan genetik zincirler bulunmaktadır.

Bunun yanında Tanrı’nın varlığına inananlar ‘ki ben de onlardanım- bu evrimsel mekanizmaların Tanrı’nın biyolojik çeşitliliği varlık alanına getirmek için seçtiği yaratıcı bir süreç olduğuna inanır.
Nasıl ki insanlara ait bir takım tasarımlar ya da eserler sanatsal olarak uzun zaman almaktadır, aynı şekilde ve hatta daha da geniş ölçekte rabbani yaratma, insani kriterlerle uzun süreçler almaktadır.
Tabii ki ve hiç şüphesiz Allah, yaratma eylemini bir anda yaratmak isteseydi bunu yapardı. Ancak O, eşyayı çok sabırlı bir şekilde ve yaratıcı bir çerçevede varlık alanına kazandırmak istedi. Bu süreç, bilim adamlarının tanımaya çalıştığı ve bu çabalarını yoğunlaştırdıkları bir süreçtir.

Bu temel üzerinde, yaratma sürecini birbirini tamamlayan iki önemli öykü çerçevesinde algılayabiliriz. Birincisi, “Tanrı, eşyayı nasıl yarattı?” sorusunun cevabıyla ilgilidir. Biyoloji, bu soruya var oluş ve evrim mekanizmaları ile cevap vermeye çalışmaktadır.

İkinci öykü ise, “Allah niçin tüm bunları yarattı?” sorusuyla ilgilidir. Bunun cevabı ise bilimin sınırları dışında kalmaktadır. Bunu ancak Tanrı kendisi açıklayabilir ya da din bunu bizlere öğretebilir.

En önemli nokta ise, biz bu iki öyküde herhangi bir çelişki ya da paradoks görmüyoruz. Tersine ikisine birden ihtiyaç duymaktayız.

Öte yandan, bazı inkârcılar -ve şüphesiz ki Allah’ın varlığına inanan müminler- evrim teorisinin yaratılışla uyum arz etmediğini söylemektedir. Ancak ben, bu yazımda birbirinden farklı üç yol göstererek, evrim teorisinin, kâinattaki her varlığı belirli bir hedef doğrultusunda yaratan yaratıcı bir Allah düşüncesiyle tamamen uyum içerisinde olduğunu göstermeye çalışacağım.

Bu yolların ilki, evrimsel zaman içerisinde biyolojik kompleksliliğin dikkat çekici bir şekilde artış göstermesidir. Bundan 3.5 milyar sene önce dünyamızda canlının var olduğuna ilişkin önemli ipuçları vardır. 2.5 milyar yıl içerisinde yeryüzünde canlılar bir milimetreden yani bir kalem başından fazla büyümüyorlardı.

Ne hayvanlar ne de canlılar vardı. Ancak genetik düzeyde, bugün çevremizde gördüklerimizden çok daha önemli ve daha büyük bir canlının (insanın) inşası için kullanılacak olan kalıtsal birimler (genler) evrim geçirmekteydi.

Aynı zamanda, atmosferdeki oksijen oranı, hayatın çeşitli kompleks şekillerinin ayakta kalabilme ve varlığını sürdürmesine imkan tanıyacak bir noktaya ulaşmak üzere artmaktaydı. 500 bin sene önce meydana gelen büyük patlamadan önce sadece tufeyli/parazitler ve tek hücreli canlılar dışında bir başka canlı türü görmüyorduk. Bu basit yapılı canlıların büyüklüğü en fazla 1 cm. kadardı. Bu tarihten itibaren ise canlıların gözle görülebilir şekilde büyüme gösterdiğini ve günümüzde gördüğümüz bizim gibi kompleks canlıların bulunduğu döneme kadar bu büyümenin aşamalı olarak geliştiğini görüyoruz.

Evrimin tarihinin bütününe bakıldığında evrim ve doğal seleksiyon düşüncesinden kaçışın imkânsız olduğu görülür. Öyle ki kimse evrimsel tarih sürecindeki kompleksliliğin giderek arttığını kimse yok sayamaz.

Açıktır ki fare tek hücreli bakteriden daha gelişkindir. Ancak şüphesiz insan fareden daha karmaşık bir yapı arz etmektedir. Yani evrimin tarihi, giderek artan bir kompleksliliğin tarihidir.

İkinci olarak, evrimin tarihi, aynı biyokimyasal süreçten, yapıdan ya da bileşimden bağımsız olan biyolojik soylarda tekrarlanan evrime işaret eden bir karşılaşmanın tarihidir.

Örnek olarak, gözlerden alınan örnekler, gözlerin diğer organlara göre evrim sürecinde 20 kez daha karmaşık olduğunu göstermektedir. Şayet karanlık ve aydınlığın yarı yarıya olduğu bir gezegende yaşıyorsanız, (göz çok daha kompleks bir yapıya sahip olsa bile) kesinlikle iki göze ihtiyacınız var demektir. Bu kompleks yapı evrim tarihi boyunca tekrarlanarak gelişmesini göstermektedir.

Az önceki noktadan hareketle, evrim konusunda tesadüfî ya ada gelişigüzel olan bir durun olmadığını söylemeliyim. Bilakis, bu, yüksek bir düzene sahip bir süreç olup bulunduğu çevreye göre bir canlının ihtiyaçları düzenlenmektedir.

Evrim sürecinde dizayn alanını, her birinin, canlı bir birimin oluşmasında kullanılan DNA hücreleri içerisindeki inşa talimatını içeren kalıtsal maddeyi (geni) temsil eden milyarlarca kırmızı renkteki sandıktan oluşan bir ağ olarak hayal etmemiz mümkündür.

Bu kalıtsal maddeden (genden) az miktarın, yeryüzündeki farklı ortamlarda canlıların çoğalması ve üremesine imkan veren organizmaların meydana gelmesine katkıda bulunduğu ve bu esnada da evrim sürecinin bu genleri periyodik olarak uyum süreciyle bulmaya çalıştığı açığa çıkmaktadır.. Yaratılış düşüncesiyle tamamıyla uyum içerisinde olan evrim tarihinin üçüncü yüzü ise, gende meydana gelen fevkalade tasarımdır. Kimyasal elementlerin periyodik cetveli, şu ana kadar keşfedilmiş 117 kimyasal maddenin kategorize edilmiş hali olduğunu bize gösterir ve bu herkesin bildiği bir husustur.

Kalsiyum, sodyum, oksijen ve protein gibi canlı organizmaları inşa etmek için kullanılan kimyasal maddelerin, yıldızlarda ve gezenlerde meydana gelen patlamalar sırasında oluştuğu ve sonra da evrenin farklı yerlerine dağıldığı bilinmektedir. Şayet başka gezegenlerde hayat varsa, aynı kimyasal bileşimlerden meydana gelmiş olma ihtimalleri çok büyük olması hasebiyle yeryüzündeki canlı varlığa benzeme ihtimali çok yüksektir.

Bu kimyasal terkiplerin başında organizmayı var eden taş gelmektedir. Bir örnek verelim.
Bütün organizmaların terkibinde esaslı görevler alan proteinler hakkında düşünelim. Proteinlerin sodyum, oksijen ve kalsiyum gibi 20 farklı kimyasal elementten oluşan aminoasitlerden meydana geldiğini biliyoruz. Tek bir protein, yüzlerce aminoasidi içerebilir.

Bu noktadan çıkan sonuca göre, farklı proteinlerin muhtemel sayısı, çok büyük olacaktır. Çünkü tek bir protein yüzlerce farklı aminoasidi içerebiliyorsa farklı şekillerde yüzlerce protein elde etmek mümkündür.

Bu da bizi bilim adamlarının son dönemlerde yaptığı bir keşfe götürmektedir. Bu keşfe göre yeryüzünde bilinen bütün proteinlere ve tasarımına baktığınızda bunlardan 1400 farklı bünye inşa edileceği görülebilir.

Yani doğal seleksiyon, evrim süreci boyunca yaşam sürecini inşa edebilecek proteinlerden çok küçük birimlerde almış olup halen de evrimin tarihsel sürecinde göreceğimiz ve ortaya çıkarılması beklenen başka canlı grupları vardır.

Burada söylemek istediğim şey, evrim süreci için oldukça uygun olan bu düzenli tabiatın, bu evreni ve içindekileri inşa eden yaratıcının varlığıyla belirli bir hikmete binaen uyum içerisinde olduğudur. Bunu ise evrim sürecinin temel karakteristikleri ile anlatmaya çalıştım: Tarih içerisindeki evrimin yönü, en üst noktası/zirvesi insan olan bir kompleksliliğe doğru gitmekte. Evrim sürecinin doğasını düzenleyen uyum gerçekleşmekte ve son olarak da organizmanın muhteşem terkibi ve dizaynı oluşmaktadır.

Sözün özü, Tanrı, mutlak iradesiyle istek ve amacını, bütün canlı varlıkları uzun evrimsel bir potaya sokarak gerçekleştirmek ve şayet bizim de içinde olduğumuz bütün canlıların bu yöntemle var olmasını istemişse biz niye onun bu isteğine karşı çıkalım?

Dennis Alexander, Cambridge Üniversitesi, İngiltere

Çeviri: Faruk Bayraktar

Kaynak: TimeTürk

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s