Hayatı ve başlangıcını anlamak her zaman insanın merak konusu olmuştur. Çağlar boyunca da bu konu üzerinde kafa yormuş, çeşitli hipotezler üretmiştir. Hepsi kendince canlılığı açıklamaya çalışmış, bazen hataya düşmüş, bazen biyoloji için çok önemli olan fikirler ortaya çıkarmıştır. Ama öncelikle bu görüşleri bilmek lazımdır ki, canlılık ve diğer felsefe konularında yorum yapabilelim. Benim görüşüme göre, ilk ve aslolan canlı kavramına vakıf olmaktır. Bazı konularda dogma bilgiler yerine önce tüm görüşleri öğrenmek ve varoluş hakkında düşünmek daha doğrudur.

 

ABİYOGENEZ HİPOTEZİ

 

Abiyogenez, kendiliğinden oluş demektir. Canlıların kendiliğinden var olabileceğine, yani cansız maddelerden kendiliğinden meydana geldiğine inanılan görüştür. Bu hipotez eski Yunan filozofu Aristo ile hayat bulur. Aristo’nun bu düşüncesine göre, bazı madde parçaları aktif bir öz taşır ve bu aktif öz, şartlar uygun olduğu anda bir canlı meydana getirir. Bu görüş, 16. ve 17. yüzyılda birçok bilim adamı tarafından kabul edilmiş, bilimsel bir gerçek sayılmıştır.

Ortaçağ’da, böceklerin yemek artıklarından, güvelerin yünden, farelerin buğdaydan oluştuğuna yaygın olarak inanılıyordu. Hatta, bunu ispatlamak için ilginç deneyler dahi yapılmıştı. Örneğin; kirli insan gömleğiyle buğday tanelerini bir araya koyduğunda, farelerin oluşacağı sanılıyordu. Etlerin bir süre sonra kurtlanmasının da, hayatın cansız maddelerden türeyebildiğine bir delil olduğu zannediliyordu. Oysa daha sonraları, etlerin üzerindeki kurtların kendi kendilerine oluşmadıkları; sineklerin bıraktıkları gözle görülmeyen yumurtalardan çıktıkları anlaşıldı.

Bu görüşü öncelikle Francesco Redi, daha sonraysa Louis Pasteur’un düzenledikleri kontrollü deneyler çürütmüştür.

F.Redi deneyinde iki dörtlü gruba ayırdığı sekiz kavanoz kullandı ve içerisine çeşitli hayvan etleri koydu.Bir grup kavanozun ağzını açık bıraktı ve diğer grup kavanozlarn ağzınıysa

sadece hava girebilecek şekilde bir bezle kapadı. Birkaç gün içerisinde ilk grubun içerisinde sinek kurtçuklarının oluştuğunu gözlemledi. Diğer grupta ise sinek kurtçuğuna

rastlamadı.Bu da kurtçukların kendi kendine oluşmadığını, ağzı açık kavanoza sineklerin bıraktığı gözle görülmeyen yumurtalardan oluştuğunu gösterdi.

19. yüzyılda, ünlü Fransız bilim adamı Louis Pasteur’ün yaptığı deneylerle de hipotez tamamen çürütüldü. Pasteur’ün başarıları bir tür zincirleme tepki içinde birbirine yol açmaktaydı.

Kristaller üzerindeki çalışamaları onu onu canlı yaşamın gizemi sorununa götürmüştü.Canlılar üzerindeki incelemeleri ise onu fermentasyonu açıklayan mikrop teorisine ulaştırmıştı.

Doğruluğundan artık kimsenin kuşku duymadığı bu teori başlangıçta tepkiyle karşılanmıştı. Pek çok kimse için öyle bir düşünce uydurma bir açıklama olmaktan ileri geçemezdi.

”Spontane üreme”diye bilinen yerleşik görüşe göre kurtçuk,tırtıl,tenya,sinek,fare vb. yaratıklar elverişli koşullarda kendiliğinden oluşmaktaydı.

Oysa Pasteur ”kendiliğinden oluşumu”mikroskobik organizmalar için bile olanaksız görüyordu. Pasteur, vardığı sonucu şu cümle ile özetlemiştir:

“Cansız maddelerin hayat oluşturabileceği iddiası artık kesin olarak tarihe gömülmüştür.”

 

BİYOGENEZ HİPOTEZİ

 

Biyogenez, canlıdan oluş demektir. F.Redi’nin deneyleri canlının kendinden önceki bir canlıdan meydana gelebileceği fikrinin doğmasına neden oldu ve Biyogenez Hipotezi doğmuş oldu.

Redi ve Pasteur’un deneyleri, hiçbir canlının kendiliğinden meydana gelemeyeceğini gösterdi. Bu sonuçlar Latince şu cümleyle özetlenir: “Omne vivum ex ovo”. Anlamı “Hayat bir yumurtadan çıkar.”dır.

 

PANSPERMİA HİPOTEZİ

 

Bazı bilim adamlarına göre, hayat yeryüzüne başka gezegenlerden gelmiştir. Yaklaşık bir asır önce ortaya atılan bu görüş, biyolojide Panspermia Hipotezi olarak blinir. Günümüzde de bu hipotezi savunanlar vardır. Bunu savunanlar, bilinmyen bir zamanda uzaya dağılmış olan spor ve tohumların dünyaya gelerek hayatı başlattığını kabul eder. Bu hipoteze iki soruyla itiraz edilir. İlki, başka gezegenlerden dünyaya geldiği iddia edilen bu spor ve tohumların, uzay yolculuğu sırasında çok yüksek ve düşük sıcaklıklara, radyasyona nasıl dayandığı sorusudur. Uzayla ilgili bilgilerimize göre bunun mümkün olması imkansız görünmektedir. Üstelik bu spor ve tohumlara yolculuk yaptıracak gücün ne olduğu hakkında en ufak bir fikir yoktur. İkinci soru ise, hayatın bu gezegen ve göktaşlarından dünyamıza gelmiş olması ihtimali olsa dahi, bu gezegenlere hayatın nasıl geldiğidir.Bu konuda da herhangi bir fikrin olmaması Panspermia Hipotezi’nin karanlıklar içinde kalmaya devam etmesine sebep olmuştur.

 

OTOTROF HİPOTEZİ

 

Ototrof(kendi besinini kendi üretebilen canlı) Hipotezi dünyadaki ilk canlının ototrof olduğunu savunur. Ama ototroflar, hem kendi besinini hem de diğer canlıların yararlanabileceği besinleri üretebileceğinden kompleks yapılı organizmalardır. Ototrof canlının bu yapıyı kazanabilmesi için milyonlarca yıllık değişmeler geçirmesi gerektiğini savunan bilim adamları vardır ve bu hususta da oldukça haklılardır. Bu ototrof canlının nasıl oluştuğu açıklanamadığı için, daha sonra Heterotrof Hipotezi ileri sürülmüştür.

 

HETEROTROF HİPOTEZİ

 

Heterotrof Hipotezi’ne göre, ilk canlı heterotrof bir organizma olup, cansız maddelerin uzun bir kimyasal evrim geçirmesiyle meydana gelmiştir. Bu görüş, Oparin ve Haldane adlı bilim adamları tarafından ileri sürülmüştür.İlk atmosferdeki basit gazlar ilk atmosfer koşullarındaki enerjilerle iyonlaşıp birleşerek ilk organik molekülleri oluşturur. Ayrıca ilk atmosferde metan (CH4), amonyak (NH3) ve su (H2O) buharının da bulunabileceğini iddia ederler.

Bilim adamları, bu maddelerin yoğun mor ötesi ışınlarının enerjisi ile daha karmaşık bileşikleri yapabilecek reaksiyonlara girdiklerini düşünürler.

İnanışa göre, meydana gelen maddeler de yeryüzünde biriken suların oluşturduğu denizlere taşınıp basit organik bileşikleri yaptılar.

Miller Deneyi:

1953’te Stanley Miller ilk atmosferde su buharı, metan, amonyak ve hidrojen gazlarının bulunduğunu varsayarak bir deney düzenledi: Bu karışımı cam bir balon içinde yedi gün elektrik arkına tuttu ve balonda amino asitlere benzeyen bazı basit organik maddelerin meydana geldiğini gösterdi.

Hipotez’in önemli hususları:

-Canlı , cansızdan uzun süren bir evrim sonucu oluşmuştur.

-Oluşan canlı basit yapılıdır.

-Canlı , cansız maddeden bir kez oluşur.sonraki canlılar bu canlıdan ortaya çıkar.

-Bu hipotez canlı oluşumunu dünyanın oluşumunu paralel olarak izah eder.

-Heterotrof hipotezi evrim teorisine dayanır.

 

Hipotezin şematik izahı :

-inorganik moleküller (h2o , nh3 , ch4 , h2 ) ( ilkel atmosferde varolduğu kabul edilen gazlar.]

-sıcaklık ve u.v. ışınlar.

-basit organik moleküller ( aminoasitler vb. )

-sıcaklık

-kompleks organik moleküller ( protein , yağ , karbonhidrat )

koaservat: bir sıvı içerisinde bir arada duran protein , enzim ve benzeri maddelerden oluşan kümeler.

Nükleoprotein yapılar ve ilkel heterotrof canlı oluşur.

 

İlk canlının oluşumunu formülleştirirsek:

Basit gazlar-> aminoasit-> protein-> koeservat

Koeservatların özellikleri:

1) dış ortamdan ayıran zarları vardır.

2) büyüme ve çoğalma yetenekleri vardır.

3) ph değişimlerine karşı dayanıksızdırlar. ancak dayanıklı olarak evrimleşerek hayatın öncüsü olan organik molekül kümesini oluşturmuştur.

4)titreme , sigillenme hareketi gösterirler.

5) hücresel zar yapma ve büyük molekülleri sentezlemek için gerekli enerjiyi organik moleküllerin bağlarındaki kimyasal enerjiden sağlar.

 

Heteretrof hipotezini destekleyen varsayımlar:

1) ilkel atmosfer bugünkünden farklı yapıda idi .

2) ilk canlı oluşmadan önce organik moleküller oluşmuştur.

3) ilk organik moleküller ilkel atmosferdeki gazlardan yapılırlar.

4) ilkel canlı cansız maddelerin uzun süren kimyasal evrimi ile oluşur basit yapılıdır , hazır besinle beslenir , oksijensiz solunum yapar.

5) fotosentezin evrimi ile ilkel atmosferin yapısı değişmiştir. atmosfere oksijen girmiştir.

6) oksijenli solunum fotosentezden sonra evrimleşmiştir.

 

Hipotez iki yönden önemlidir:

-Evrimci bir anlayışa sahiptir.

-Miller bu konuda başarılı deneyler yapmıştır. Fakat deneyde kullanılan gazların ilk atmosferde varolduğunun ispatlanması söz konusu değildir.(alıntı)

Hipotez, ilk canlıyı meydana getiren maddelerin nasıl var olduğunu ve nereden geldiğini açıklayamamaktadır. KEndiliğinden oluş(abiyogenez) hipotezi çürütüldüğüne göre ilk maddelerin nasıl var olduğu bilinememektedir. Ve günümüze kadar henüz ilk canlıya benzer bir organizma meydana getirilememesi de hipoteze duyulan inancı sarsar.

 

YARATILIŞ GÖRÜŞÜ

Yaratılış görüşünde, tüm canlılar tek tek yaratılmıştır. Zamanla değişime uğrasalar da asla başka bir türe veya canlı grubuna dönüşmemiştir. Bu görüşte, dinler devreye girer. İlahi dinlere ve çoğu inanca

göre dünya ve herşey ilahi bir varlık tarafından yaratılmıştır. Evren, Tanrının koyduğu kurallara göre belirli bir düzen içindedir ve her canlı bir amaçla yaratılmıştır, bu amaca hizmet etmelidir.

 

EVRİM GÖRÜŞLERİ

 

Evrim, canlıların bir zaman diliminde geçirmiş olduğu ve geçirmekte bulunduğu değişiklikleri ifade eder.Evrime göre, günümüzün canlıları, bir veya birkç

ilkel ve basit yapılı atadan milyonlarca yılda meydana gelmiştir.

 

Evrimin İlkeleri:

1.bütün canlılar aynı kökenden evrimleşmiştir.

2.canlılar arasında hem ortak , hem farklı özellikler bulunur.

3.canlılar arasında devamlı varyasyonlar (değişim,farklılık) meydana gelir.

4.tür sayısı devamlı artar , sabit değildir.

5.günümüzde de canlılar arası değişiklikler ve tür oluşumu sürmektedir.(alıntı)

 

Lamarck’ın Evrim Görüşü

Bitki ve hayvan türleri çevre şartlarıyla değişime uğrayabilir. Lamarck’ın evrim teorisi iki fikre dayanır. İlki, canlıların çevre etkisiyle kazandığı özellikleri yeni nesillere geçirebilmesidir. ikincisi ise, kullanma-kullanmama prensibidir. Kullanılan organ/parça kuvvetlenir ve gelişir, kullanılmayan parça ise körelir. Hatta kaybolabilir. Bilinen en ünlü örneğe göre zürafaların boyunları yüksek dallardaki yaprakları yiyebilmek için uğraşmaları sonucunda uzamıştır ve bu özellik sonraki nesillere aktarılıp türün özelliği olmuştur. Bu durumda Lamarck’a yöneltilmiş olan eleştiri şudur: ‘kazanılan karakterler sadece bireye özgüdür,kalıtsal değildir’ Daha sonraları Mendel’in genetikle ilgili çalışmaları da Lamarck’ın bu görüşünün yanlış olduğunu göstermiştir.

 

Darwin’in Evrim Görüşü

Charles Darwin, günümüzde bile en çok tartışılan evrim görüşünün sahibidir. Tüm canlılar hayatta kalmaya çalışma güdüsüyle hareket ederler.

Bu mücadelede ortama en iyi uyum sağlayıp üreyenler seçilecektir. Bu durum popülasyon genetiğinin değişimine neden olacaktır.

“Evrim teorisi” de doğadaki bu değişim-dönüşüm gerçeğinden yola çıkarak tüm canlıların ortak bir atadan türeyerek geldiğini söylemektedir.

Darwin, diğer evrim görüşündekilerden farklı olarak inancıdırıcı deliller toplamaya çalışmıştır. Ve şu hipotezi kurmuştur:

-Türler belirli sayıda ve degişmez değildir. Canlıların çeşitli formları,atasal türden köken alan ve değişiklikler taşıyan nesillerden ortaya çıkmıştır.

-Doğadaki sınırlı kaynakları kullanmak açısından bir populasyondaki bireyler arasında rekabet vardır ve bu rekabette galip gelen, kalıtsal özelliklerini yeni nesillere aktarabilir. Değişikliği sağlayan mekanizma,oldukça fazla uzun bir zaman süreci boyunca çalışan doğal seçme olmuştur.

Darwin’in bu teorisi, bugunkü modern biyolojinin temelini oluşturur. Ve her teoriye olduğu gibi Darwin’in de teorisine itirazlar olmuştur. Yöneltilen sorular çeşitlidir. Darwin’in biyolojideki önemiden ötürü bu konuyu soruları alt başlıklarda incelemek daha uygun olacaktır. Bu nedenle bu özet bilgiyle Darwin ve Evrim Teorisi’ni şimdilik kapatabiliriz.

Hazırlayan: telrunya

Kaynak: felsefe.com

3 responses »

  1. exhorder diyor ki:

    koaservat, su gibi çözücülerin içinde biraraya gelmiş büyük organik moleküllerden oluşur. metabolizmaları vardır. mesela glukoz fosfatı kullanarak maltoz üreten koaservatlar sözkonusu.
    ama sorun kimyasal evrim sürecinde bahsi geçen büyük moleküllerin ne tür süreçlerle ortaya çıktığı ve sonra koaservatın ilk prokaryotik hücrelere nasıl evrimleştiğidir.

    • Buradaki sorun tam olarak, halihazırda organik yapıya sahip bu hayat molekülleri zincirlerinin kurulduktan sonra, henüz korucu bir hücre zarına sahip olmadıklarından tekrar o dönemdeki güçlü gel git dalgalarına maruz kalarak büyük su kitlelerinde, okyanuslarda parçalanması ve bir arada kalamaması..

      Bu nedenle Thomas Gold’a ait “Derin Sıcak Biyosfer Modeli” görüşü daha bir anlam kazanıyor. Bu görüşe göre ilk ilkel proto hücrelerin oluşum evresi muhtemelen okyanusların derinliklerinde, gel git dalgalarından daha korunaklı bir yerde başladı. Nitekim sıcak hidrotermal akışkanların olduğu deniz diplerindeki ‘black smoker’ denilen ‘hidrotermik denizaltı bacaları’nda, tam olarak bu bacaların duvar içlerindeki mikro odacık ve gözeneklerinde yaşamın ilk kıvılcımları oluşacaktı.

      Yapı itibarıyla bu denizaltı şöminleri duvar gözenekleri çok küçük olup aynı zamanda cansız ve içi boş olan alanlardan oluşurlar. Bir nevi muhtemelen bugünkü hücrelerin öncüleri olacak olan hayatın ve ilk hücrelerin kuluçka odacıklarını teşkil edecek yapıya sahiplerdi. Çünkü bu kuluçka odacıkları kendi içlerinde kapalı ve küçük bir alan oluşturarak demir sülfit tabakasından oluşan kabuk bir kapsül içinde dış dünyadan yalıtılmış olduklarından, ilk hücrelerin de geçici dış kabukları oldular. Bu sayede bu küçük mikro odacıkların içinde tamamıyla kendine özgü kimyasal bir ortam da oluşabilecekti. Bu şekilde hücre zarına sahip tipik bir yapı da oluştu. Bu mikro odacıkların tavanlarına ve duvarlarına yapışan yağ ve lipid moleküller de zaman içinde bildiğimiz hücre zarını oluşturacaklardı.

      Bunun yanında okyanus tabanındaki termal bacaların her açıdan yaşamın ortaya çıkışını destekleyecek nitelikte olduğu ve sıcak yeraltı sularındaki methan, amonyak, fosfor-kükürt-hidrojen gibi çeşitli bileşimleri bünyesinde toplayabildiği de ve bunların da bugün bildiğimiz hücre içi kimyasal tepkimeleri tetiklediği göz önünde tutulmalı..

  2. exhorder diyor ki:

    Hayat durgun sularda ortaya çıkmışta olabilir. Sorunun Gel-Git ya da başka mekanik sebeplerden kaynaklandığını sanmıyorum. Dediğim gibi kimyasal evrimin basamakları ele alınmalı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s