Merhaba arkadaşlar,

Bugün sizlerle kaldığımız yerden “Evrim’i Anlama”ya devam edeceğiz ve sürüngenlerden memelilere geçişin örneklerini ve ispatlarını göreceğiz.

Hemen konuya girerek, muhtemel olarak aklınıza takılabilecek bir soruya cevap vereyim: “Eee, daha geçen yazılarda sürüngenlerden kuşlara geçişi incelemiştin? Yine sürüngen diyorsun! Bu sürüngenler de ne olacaklarını şaşırdılar!” :) Farkında olmadığınız ve Evrim Teorisi’ni anlamadığınız için doğal olarak sorabileceğiniz bir sorudur bu. Cevabı ise, sık sık verdiğimiz ancak bir türlü insanların öğrendikleri bilgileri başka sorular için kullanmakta aciz kalmalarından ötürü fark edemedikleri bir cevaptır. Şöyle ki; sürüngenler (özellikle dinozorlar), Dünya’nın dört bir yanında hüküm sürmektelerdi. O zamanlar (~200 Milyon Yıl Önce, kısaltması: ~200 MYÖ), karalar günümüzden çok farklı pozisyonlardaydılar. Gerçi bu bilgi bizim konumuzu etkilemiyor ancak yine de, cansız karaların dahi bu kadar uzun sürelerde nasıl bir değişim geçirebileceklerini göstermek adına, 200 MYÖ’sine ait, bilgisayar ile çizilmiş olan görüntüyü koyayım:

Ne kadar da sevimli değil mi? :) NAm = Kuzey Amerika, SAm = Güney Amerika, Afr = Afrika, In = Endonezya, Grn = Grönland ve diğerleri… Bir türün kelimenin tam anlamıyla bütün Dünya’ya hakim olabilmesi için daha iyi bir çevre hayal edemiyorum. Bütün karalar neredeyse birleşik vaziyette. İşte bu farklı coğrafyaların bir arada bulunması ve elbette o zamanlarda da bulunan doğal bariyerlerin türler ve türlerin farklı bireyleri arası izolatör görevi görmesi sonucu, Evrim, farklı bölgelerde, farklı yönlere doğru işlemiştir ama hep aynı mekanizmayla: Bulunduğu çevreye en kolay adapte olan, hayatta kalır ve ürer. Böylece tür, o bölgede hayatta kalmaya elverişli olan türlere doğru evrilir. Yani Evrim, gelecekte oluşacak türü önceden bilemez (ki bu da Evrim’in tesadüfen olmadığını gösterir). Tek yaptığı, her zaman, ortama en uyum sağlayanı hayatta “bırakmaktır” (elbette burada mecazi bir anlam var, Evrim türleri seçmez, türler hayatta kalmaya uygun oldukları için vahşi doğada hayatta kalırlar). İşte bu yüzden, 200 MYÖ’ki Dünya’ya hükmeden sürüngenler, farklı ortamlarda farklı türlere doğru evrilmiş ve bunun sonucunda bir kısım bölgede kuşlar evrilmeye başlamışken, bir kısım bölgede de memeliler evrilmeye başlamıştır.

Şu anda elimizde, çok fazla sayıda sürüngen-memeli geçişine ait fosil kaydı bulunmaktadır. İki önceki yazımda sürüngenden kuşlara olan geçişi gösterdiğim gibi, burada da eksiksiz bir geçiş sunacağım. Unutmamanız gereken şey, bu geçişin tek olmadığıdır. Daha pek çok “ara tür” bulunacaktır ancak benim vereceğim geçiş, mükemmel bir evrimi gözler önüne sermektedir.

Elimizdeki ara türler, pelycosaur’lara (memeliler gibi iskelete, omurgaya ve omuriliğe sahip ancak sürüngenler gibi yumurta ile yavrulayan türlerden oluşan aile), therapsid’lere (memeliler ve memelilerin atalarını kapsayan aile), cynodont’lara (modern memeliler ve soyu tükenmiş olan bir grup atalarına ait olan aile) ve daha gelişmiş memelilere aittir. Başlıkta da belirttiğimiz üzere; memeliler sürüngen-benzeri (reptile-like) atalardan evrimleşmişlerdir. Bu sebeple de, sürüngenler ile memeliler arasında türlerimiz şu anda olmasa bile, onlara ait fosillerimiz olması gerekir ki vardır.

Elbette memeliler ile sürüngenler arasında çok ciddi farklılıklar vardır ki elimizde bu geçişe aitmükemmel bir geçiş olduğu için, bu da Evrim için güzel bir kanıttır. Memeliler ile sürüngenler arasındaki en temel iki farklılık şunlardır: 1) sürüngenlerin alt çenesinde en az 4 adet kemik bulunur (örnekler: dentary, articular, angular, surangular, coronoid, vs.) ancak memelilerde 1 adet bulunur (dentary). 2) Sürüngenlerin kulaklarında 1 adet kemik bulunur (üzengi – stapes) ancak memelilerde 3 adet bulunur (çekiç, örs, üzengi – hammer, anvil ve stapes).

Ve size Evrim’in büyüleyici ispatlarından biri: Yukarıdaki bilgi, aradaki farkın evrimi çok zorlaştırdığını düşünmenize sebep olabilir. Ancak embriyologların yaptığı araştırmalar sonucu, sürüngenlerde fazladan bulunan alt çene kemiklerinin insanın gebeliği sırasında embriyoda da gelişmeye başladığı ancak sonradan kulaktaki fazladan kemikler olan çekiç ve örs kemiklerine dönüştükleri bulunmuştur (Gilbert, 1997, sf: 894-896). Bu da çekiç ve örs kemiklerinin sürüngenimsi çene kemiklerinden evrimleştiğinin ve dolayısıyla Evrim Teorisi’nin ispatıdır. Aşağıda bu mükemmel evrimin kolay anlaşılabilmesi için konulmuş olan temsili basamakları görebilirsiniz:

 

Büyüleyici, öyle değil mi? Şimdi gelin bu şekilde de görebileceğimiz muazzam evrimsel geçişe ve sürüngenler ile memeliler arasındaki “ara geçiş” türlerine bir göz atalım. Her zamanki gibi, eğik (italik) yazılıların üzerine tıklayarak fosil ya da temsili görüntülerine ulaşabilirsiniz.

 

Paleothyris: Erken Pennsylvanian döneminde yaşamış bir sürüngen, memelilerdeki gibi bir şakak boşluğu (temporal fenestrae) hiç yoktur.

 

Protoclpsydrops haplous: Erken Pennsylvanian dönemde yaşamış bu sinapsid sürüngende (memelilerle bağlantısı olduğu/olacağı için “sinapsid sürüngen” denir) çok ufak bir şakak boşluğu görülür ancak boşluk çok güçlü kemiklerle çevrelenmiştir. Amfibi tipi bir omurgaya (vertebrae) sahiptir ve bu omurgada önemsenmeyecek kadar az sinirsel aktivite gözlenir (bir önceki başlıkta da değindiğimiz gibi, sürüngenler de amfibilerden evrilmiştir ve bu tür de yeni evrimleşmiş bir sürüngendir).

 

Clepsydrops: Yine erken Pennsylvanian döneminde yaşamış olan bu tür, bilinen en eski ikinci sinapsid sürüngendir. Yukarıda da adından bahsettiğimiz pelycosaur’ların özel bir grubuna aittir.

 

Archaeothyris: Erken-orta Pennsylvanian döneminde yaşayan bu tür, Clepsydrops‘tan birazcık daha sonra evrimleşmiştir. Küçük bir şakak boşluğuna sahiptir ancak şimdi bu boşluğu koruyan kemik sayısı memelilerinkine benzer şekilde azalmıştır (supratemporal yapı denir). Beyni koruyan yapı (braincase, cranium), sürüngenlerinkine benzer şekilde gevşekçe kafatasına bağlıdır. Artık dişlerde değişim gözlenmeye başlamıştır. Hala çenede, ayaklarda ve kafatasında inanılmaz ilkel olan amfibi tarzı yapılar gözlenmektedir. Bacak kemikleri ve duruşu sürüngenlerinkine benzer ancak ana kalça kemiği olan “ilium” daha büyümüştür.

 

Varanops: Erken Permian döneminde yaşayan bu türün şakak boşluğu atalarına göre çok daha fazla büyümüştür. Beyni koruyan kısım çok daha memelilerinkine benzer şekilde değişmeye başlamıştır ve artık kafatasıyla daha sıkı bağlantılar göstermektedir. Alt çene kemiğinde, yukarıda değindiğimiz değişimler gözlenmeye başlamıştır ve kemiklerde küçülme gözlenir. Vücut daralmış ve derinleşmiştir. Omurga (vertebral column) daha sıkılaşmış ve güçlenmiştir. Kalça kemiği (ilium) daha da güçlenmiş, alt bacak kemikleri büyümeye başlamıştır. Bu hayvan çok daha aktif ve hareketlidir.

 

Haptodus: Geç Pennsylvanian döneminde yaşayan bu tür, bilinen ilk sphenacodont’lardandır (yukarıda bahsedilen ophiacodont’lara göre daha da evrimleşmiş bir aile). Occiput denen ve beyni koruyan yapının (cranium, braincase) kafatasına bağlanmasını sağlayan kısım, çok daha gelişmiş ve kuvvetlenmiştir. Dişlerin boyutları değişmiş, en büyük dişler köpek dişleri olmuştur. Çene kasları kuvvetlenmiştir. Omurga kısımları ve eklemler daha memelilerinkine benzer bir hal almıştır. Omurga ve omurilik uzamıştır. Kalça kemiğinde iki kemikli yapıdan üç kemikli yapıya geçiş gözlenmiştir ki bu kalçanın daha güçlü hale gelmesi demektir. Bacak kemikleri iyice güçlenmiştir.

 

DimetrodonSphenacodon: Haptodus gibi sphenacodont’lardan olan bu iki tür, Geç Pennsylvanian dönemden Erken Permian dönemine kadar yaşamıştır (~270 Milyon Yıl). Pelycosaur’ların en gelişmiş örneklerindendir ve daha önceden bahsettiğimiz therapsid’lere benzer özellikler taşımaktadırlar. Dimetrodon‘un doğrudan bir memeli atası olmadığı ancak bir “kuzen” olduğu bilinmektedir. Orta boy bir şakak boşluğuna sahiptirler. Dişler daha da farklılaşmıştır, küçük kesici dişler oluşmaya başlamıştır, iki devasa ve derin köklere sahip üst azı dişleri vardır. Bunların arkasında daha küçük dişler vardır ve sürekli yenilenirler. Tam olarak sürüngenlerinkine benzer bir çene bağlantısı vardır. Her ne kadar henüz kulak zarı olmasa da, kemiklerin yapısı bizim bugün bildiğimiz kulak zarı yapısına doğru değişmeye başlamıştır. Bu sebeple bu sürüngenler sadece yerdeki titreşimleri “duyabilirler” ve sürüngenlerinki gibi bir orta kulağa sahip değildirler. Omurga daha çevik hareketler yapabilmek için daha da güçlenmiş ve daha sağlam omurlarca desteklenmiştir.

 

Biarmosuchia: Geç Permian döneminde yaşayan ve en ilkel therapsidlerden olan bu tür, eskilere ait bazı özeliklerini korur: çene kasları kafatasının içerisindedir, beyni koruyan yapıyı kafatasına bağlayan occiput tabak gibi düzdür, damaksı dişlere sahiptir. Yeni özellikleri ise: Şakak boşluğu daha da büyümüştür ve artık çok daha geniş bir alanı kapsamaktadır. Etrafını saran kemikler tamamen yok olmuştur. Occiput daha da sıkılaşmış ve kafatasına yapışmıştır. Köpek dişleri en güçlü dişler haline gelmiştir. Diş yapısı ve parmak yapısı değişmeye başlamıştır. Ayak parmakları sürüngenlerinki gibi birbirinden alakasız uzunluklarda olmak yerine memelilerdeki gibi daha kısa ve düzgün uzunluklara evrilmeye başlamıştır.Alt çene kemikleri gittikçeyok olmaya ve tek bir taneye düşmeye başlamıştır.

 

Procynosuchus: Meşhur memeli benzeri therapsid sürüngenler grubu olan cynodont’ların ilk üyelerindendir ve “ilk memeliler” olarak anılan türdür. Sadece çene bağlantıları sürüngenlerinkine benzer, bunun dışında kalan bütün diş yapısı, iskelet yapısı, omurga tipi ve uzunluğu, ayak parmaklarının yapısı, vb. memelilerinkine oldukça benzer. Özellikle omurga, modern memelilerinkine benzer bir hal almıştır. Alt çene, tek bir kemik haline gelmeye başlamıştır.

 

Dvinia: En Geç Permian döneminde yaşayan bu tür, ilk cynodont’lardandır. İlk defa ısırmaya ve saplamaya yönelik dişlerin oluşumu gözlenmiştir. Beyin büyümeye başlamıştır. Alt çene kemiği, memelilerinki gibi tek kemik halini almıştır. Metabolizması daha hızlı bir hayvandır.

 

Thrinaxodon: Erken Triassic’te yaşamış olan bu tür, “galesaurid” cynodont denen daha da gelişmiş bir gruba aittir. Bütün cynodont özelliklerinde evrimler gözlenmiştir. Çene kemiği daha güçlenmiş ve daha sıkıdır, şakak boşluğu büyümüştür. Artık kesici dişler ayrılmaya başlamış ve 4 tane üstte, 3 tane altta olacak şekilde sıralanmıştır. Azı dişleri daha da ortaya çıkmıştır ve çiğnemek için 7-9 tane arka dişe sahiptir. Çiğneyici dişler birbiriyle özdeştir ve tek bir kökü paylaşırlar. Scapula kemiği, memelilerinki gibi bir omzu oluşturmak üzere evrimleşmeye başlamıştır. Çene bağlantı yapısı ilk defa memelilerinkine benzemeye başlamıştır. Fosillerin bulunduğu bölgelerdeki dağılımlara bakarak vücut ısısı yaymaya başladıkları ve sıcakkanlılık belirtileri gözlenmiştir. Ayrıca her zaman ebeveynler ile çocuklar yan yana bulunmuşlardır, bu da aile yapısının gelişmeye başladığını gösterir. Oksijen kullanma kapasitesinin geliştiği gözlenir. Alt çenede, kulak zarına benzer bir yapı oluşmaya başlamıştır. Bu hayvanlar artık havadaki sesleri de duyabilmeye başlamışlardır ve havadaki ses dalgaları bu ilkel kulak zarına alt çenedeki kemikler aracılığıyla iletilirler.Tıpkı ilkel bir gözün faydaları gibi, ilkel bir kulağın da faydaları vardır ve bu canlılar, bu faydalar sayesinde hayatta kalabilmişlerdir. Çünkü ilkel bir kulakzarı, elbette ki hiç kulak zarı olmamasından çok daha iyidir!

 

 

Buraya kadar fark ettiyseniz, hem kademeli bir evrim var. Bu evrim, aynen sonuna kadar devam etmektedir. Ancak yazının uzunluğunu kısaltmak adına, artık bu adımları vermiyorum, çünkü daha yarısına bile gelmedik geçiş türlerinin. Sadece isimleri ve elbette fosil kayıtlarını vereceğim (isimlerin üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz) ancak basamak basamak nasıl bir değişim olduğunu görmek için, referans listeme ve orada yazan bilgilere bakabilirsiniz. İşte yukarıda anlattığım geçişin devamı olan “ara” türler:

 

Cynognathus

 

Diademodon

 

Probelesodon

 

Probainognathus


Exaeretodon


Oligokyphus ve Kayentatherium

 

Pachygenelus ve Diarthrognathus

 

Adelobasileus cromptoni

 

Sinoconodon

 

Kuehneotherium

 

EozostrodonMorganucodon ve Haldanodon

 

Peramus

 

Endotherium

 

Kielantherium ve Aegialodon

 

Steropodon galmani

 

Vincelestes neuquenianus

 

Pariadens kirklandi

 

Kennalestes ve Asioryctes

 

CimolestesProcerberusGypsonictops

 

Evet, yukarıda sırasıyla, muhteşemve büyüleyici bir geçiş sundum sizlere. İsimlerin üzerine tıklayarak fosillerin büyük bir kısmına ulaşabilirsiniz. Hemen hemen hepsinde bulunan fosilleri vermeye çalıştım ancak paleontoloji öyle harika bir meslek ki, çıkarılan sadece diş fosillerinden bile canlının neye benzediğinin bilgisayar destekli çizimleri yapılabiliyor. Google’a istediğiniz ismi yazarak, neye benzediğinin bilgisayar çizimine ulaşabilirsiniz.

 

Yaklaşık 1.5 günümü alan bu araştırma yazımın da sonuna geliyorum. Bir kez daha kesinlikle görüldüğü gibi,Evrim aksi iddia edilemez bir gerçek ve hayatımızda. Bu gerçekle barışmaya alışsak iyi olur.

 

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

 

Saygılarımla.

 

Probablynogod, Evrimi Anlamak Yazı Dizisi, Bölüm XII

Sayın Probablynogod’a alıntı için gönülden teşekkürlerimizi sunuyoruz…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s