Evrim bu sefer zayıflardan yanaİri üyelerin insanlar tarafından daha sık avlanması sonucu, bir çeşit tersine evrim süreci işledi ve bazı hayvanlar %20 oranında küçüldü.

İnsanların daha büyük avların peşinde olmaları nedeniyle, daha küçük ve daha zayıf olan hayvanlar hayatta kaldı. İnsanlara hedef olan türlerde %20 küçülme ve %25 daha erken üreme özelliği gözlemlendi.

 

Araştırmacılar, avcıların en büyük boynuz ve posta sahip olan hayvanları avlamalarıyla “tersine bir evrim” yaşandığını belirtiyor.

Amerikan politikasındaki ilk muhafazakârlardan olan Teddy Roosevelt‘in en simge olmuş fotoğraflarından bazılarında avcılıktan kazandığı başarılar görülür; 1909’da Afrika’da avlanmış dişleri gökyüzüne doğru uzanan bir fil, pala bıyığı andıran boynuzlarıyla Kenya’da avlanmış bir “Cape” bufalosu bunlardan bazıları. Ayrıca Kuzey Amerika’da bir geyik, bir pronghorn antilopu, büyük boynuzlu bir koyun ve bir elk geyiği Roosevelt’in diğer avcılık başarıları arasında. Ancak bu fotoğrafların asıl dikkat çekici tarafı, natüralist John Muir’in sadık dostu olan bir avcıyı öne çıkarmaları değil, ona son yolculuklarından 100 yıl sonra bile ödüller kazandıran bu hayvanlara gittikçe daha ender rastlanıyor olması.

Kuzey Amerika’nın bazı bölgelerinde hâlâ görülse de, muhteşem boynuzlarından dolayı av sezonlarının gözdesi olan ve boğaya benzeyen elk geyiğine rastlamak giderek güçleşiyor. Afrika ve Asya’da hâlâ filller var, ama çoğu artık “dişsiz”. (Roosevelt bunları görseydi muhtemelen “öcü” diye tanımlardı.)

Araştırmacılar, Darwin’in evrim teorisindeki “doğal seçim/doğal eleme” sürecinin yaşandığını söylüyor. Yani bir türün en sağlıklı temsilcisi genlerini gelecek nesle aktarırken, sağlıksız ya da uyum sağlayamayan türler zamanla eleniyor. Ancak “seçici” avcılık (yani türünün en görkemli boynuz/posta sahip ve sağlıklı olan temsilcilerinin avlanması) bu süreci tersine çevirmiş durumda. Yani artık evrim sürecinde küçük ve savunmasız olan değil, en büyük ve görkemli olan yok oluyor.

Avlanma “görkemli” hayvanlar için diğer tehditleri önemsiz hale getirecek kadar ciddi bir sorunken, orta halli, vasat bireyler yaşamlarını sürdürebildiklerinden türler değişiyor. “En sağlıklı olanın yaşaması” halen geçerli, ancak sağlıklı kavramı biraz değişiyor. Ayrıca değişen yalnızca türlerin görüntüsü de değil; davranış ve üreme biçimleri de değişime uyum sağlıyor. Türlerin yeni riskler altında şekillenmesinde bir sakınca yok. Ancak bazı uzmanlar yaşanan değişimlerin “evrimsel” açıdan bir anlamı olmadığında sorunlar ortaya çıkacağına inanıyor.

Alberta’da (Kanada) bulunan Ram Dağı, kalın ve kıvrık boynuzlarıyla avcıların gözdesi bir koyun cinsine ev sahipliği yapıyor. Quebec’teki Sherbrouke Üniversitesi’nde biyolog olan Marco Festa-Bianchet, 30 yıllık bir araştırmanın sonucunda bu koyun türünün hem boynuzları hem de gövdesinde yaklaşık yüzde 25’lik bir küçülme meydana geldiğinibelirlemiş. Ram Dağı’ndaki bu değişimin gizemli bir tarafı yok. Büyük boynuzlu erkeklerden olan yavruların cüssesi daha büyük olma eğiliminde. Çiftleşme dönemlerinde bu daha “cüsseli” hayvanlar, dövüşte kazanarak ya da diğer erkekleri kendi dişilerinden uzakta tutarak diğer erkeklerden daha fazla çiftleşiyor. Ancak “cüsseliler”in bu başarısı, çiftleşme döneminden önceki iki aylık av sezonunda hayatta kalmalarına bağlı ve ironik olarak bu süre içinde “boynuz ve cüsseleri” bir dezavantaj oluşturuyor. 4 yaşına ulaştıklarında boynuzlarının büyüklüğü onları avlanmaya uygun hale getiriyor, oysa bu yaş aslında onların çiftleşmek için en verimli oldukları zaman. Bu da daha küçük boynuzlu erkeklerin çiftleşme şanslarının artmasına ve sonraki nesillerin daha küçük olmasına neden oluyor. Başka hayvan türlerinde de küçülme var. Derilerinden dolayı büyük olanları avlanan Avustralya kızıl kanguruları iyice küçülmüş durumda. Ama bu durum en çok balık çiftliklerinde göze çarpıyor. 1980’lerde yalnızca uygun büyüklükteki balıkların avlanmasıyla Atlantik’teki morina, somon ve birçok diğer balık türünün iyice küçüldüğü göze çarpıyor.

Peki balık ve kanguruların küçülmesinde bir problem mi var? Eğer küçük olmak daha güvenliyse, bu, avlanan tür açısından başarılı bir adaptasyon sayılabilir. Kolombiya Üniversitesi’nden biyolog Don Melnick “sonuçta ‘sağlıklı ve görkemli’ kavramları göreceli” diyerek Darwinci doğal seçimin “iyi“, “kötü” veya “olması gereken“le ilişkili olmadığını belirtiyor. Filler dişlerini silah ya da yemek bulmak için alet olarak kullanır. “Fildişi” lüks bir tüketim ürünü haline gelip hayatlarına mal olana kadar bu dişlere sahip filler daha sağlıklı kabul ediliyordu. Genetik bir şans sonucu ortaya çıkan dişsiz fillerin üremesi artınca Zimbabwe/Afrika’da yüzde 2 olan dişsiz fil oranı yüzde 38’e, Güney Afrika’da ise yüzde 98’e ulaştı. Asya’da bulunan dişi fillerin zaten dişleri yokken fildişi avcılığı yüzünden buradaki dişsiz fil oranı iki katına, Sri Lanka’da ise yüzde 90’ın üzerine çıktı. Ancak fillerin dişsiz olmalarının da bir bedeli var. Festa- Bianchet, “Dişli filler tıpkı Ram Dağ’ındaki baskın erkek koyunlar gibi genetik olarak daha ‘iyi’ler” diyor ve ekliyor. “Bu genleri zamanla sistematik bir şekilde nüfustan çıkardığınızda, üremeyi bir grup ‘başarısız’ın yaptığını görürsünüz.

Başarısızlar“, demografik olarak türünün devamını tehdit edecek kadar iyi birer üretici değil. Araştırmacılar bu hayvanların daha fakir bir gen havuzuna sahip olmasından kuşkulanıyor. Genetik çeşitliliği az olan türler (tıpkı evcilleştirilmiş hayvanlar, ticari amaçla üretilen tavuklar gibi) kontrol altındaki ortamlarda yaşayabilirken, gerçek ekosistemlerde genlerdeki bu değişimlerin sonuçları kestirilemiyor. Yapay seçimli canlılar ve üremeleri vahşi doğada oldukça riskli bir oyun ve büyük olasılıkla soyları tükenecek.

Denetimde kullanılan en yaygın yöntem olan, avcılığı “belli bir boyuta ulaşmış boynuz ve postlara sahip erkek hayvanlarla sınırlama“, hayvan topluluklarında dişi ve zayıf erkek nüfus fazlalığına yol açıyor. Montana’da koruyucu biyolog olarak çalışan Richard Harris, “avcılar büyük boynuz ve iri postlu hayvanlar avlamak isterken, bu davranışları avın büsbütün kaçmasına neden oluyor” diyor. Kendisi de bir avcı olarak Harris, bu trendin kimseyi ve özellikle gelecek nesillerin Teddy Roosevelt’lerini memnun etmeyeceğinin bilincinde.

Newsweek haberi

19 Ocak 2009

Kaynak: agnostik.org

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s