2. NEDEN VE FAKTÖRLERE DAİR SORGULAMA

2.1. İdeal Populasyon ve Evrimsel Faktörler

Populasyon: Belirli bir ekosistemde yaşayan ve birbirleriyle etkileşim halinde bulunan aynı türe ait olan bireylerin oluşturduğu topluluğa populasyon denir ve bir türün sayısal yoğunluk ve dağılım nüfusunu gösterir. Tür ise çeşitli eko sistemlerde yaşayan ama ortak bir atadan gelen ve çiftleştiklerinde verimli döller meydana getirebilen bireylerdir.

İdeal Populasyon: 1909 yılında İngiliz matematikçi G.H. Hardy (1877-1947) ve kalıtım araştırmacısı Alman Dr. W.R. Weinberg (1862-1937) birbirinden bağımsız olarak (eşeyli üreyen) canlı populasyonlarındaki genlerin ve dağılımlarının hangi sıklıkta gelecek nesillere verildiğine dair bir kuralın var olduğunu buldular. Her iki bilim insanı da, belirli şartlar ve ön koşullar oluştuğunda alel frekanslarında, başka bir deyimle alellerin görülme sıklığında da bir değişme olmadığını buldular. Daha basitçe, “bir populasyonun gen havuzundaki genlerin frekansı, dölden döle değişmeden sabit kalıyorsa bu populasyona “Dengeli Populasyon” denilir. Bunun yanında sıklıkla İdeal veya Kararlı Populasyon da diyoruz.

Alel: Bir genin değişik biçimlerine genetikte verilen addır. Genelde gen ve alel birbirine karıştırılır. Her ikisi de, belirli bir özelliğin kalıtsal faktörünü ifade eder. Ama alel sözcüğü, özellikle bir kromozomun bir lokal bölgedeki iki ya da daha fazla seçenekli gen çeşidini anlatmak için kullanılır. Genlerde aynı karakteristik özelliği kodlayan fakat farklı şifreler taşıdığı için farklı özelliklerin de ortaya çıkmasını sağlayan genlerden her birine alel diyoruz. Örneğin insanlarda göz rengini belirleyen genin ela rengini ortaya çıkaran biçimi ile kahverengi rengi ortaya çıkaran biçimi birer aleldir.

Bir populasyonun ideal populasyon olarak tanımlanabilmesi için gerekli olan koşullar şunlardır:

  • Genlerin yapısını değiştirecek yararlı veya zararlı herhangi bir mutasyon görülmemelidir
  • Tür içindeki tüm bireylerin üreme hızı ve derecesi eşit olmalıdır. Bunun için bireylerden bazıları diğerlerinden daha doğurgan olmamalı veya daha uzun/daha kısa yaşamamalıdır.
  • Populasyon yeterince büyük veya sonsuz sayıda bireylerden oluşmalı
  • Göç yoluyla gelen veya başka komşu bir populasyon ile karışım veya melezleşme olmamalı
  • Her aday çiftin birbirleriyle eşleşebilme şansı veya çiftleşebilme ihtimali eşit olması gerektiği gibi populasyonun her bireyi de eşleşebilir ve döl verebilir olmalı.

Eğer bu ön koşullardan biri ya da bir kaçı yerine gelmezse Hardy Weinberg Kuralı da böylece geçerli olamaz. Başka bir deyimle  yukarıda sayılan koşullar yerine gelmezse populasyon içinde nesillerden nesillere değişimler baş gösterir, yani evrimleşme başlar. Doğadaki  canlı populasyonlar ise bu şartlardan en azından biri veya diğerini yerine getiremezler. Bu da onların değişim gösterdikleri ve türleştikleri anlamına gelir. Bu bilgi “Modern Evrimsel Sentez Kuramı”ın tanımlanmasına ön ayak olmuştur.

Türleşme mekanizmalarına etki eden faktörler kısaca aşağıda verilmiştir.

Modern Evrimsel Sentez Kuramı’nda evrime etki eden faktörler:

  • [1] Mutasyonlar ve kombinasyonlar görülmektedir
  • [2] Bireylerin üreme hızı ve derecesi çeşitlilik gösterir (ortama daha iyi uyum sağlayanların seçilmesi, türlerin çevre şartlarına bağlı olarak doğal bir şekilde ıhlas edilmeleri, hastalıklar, ömür sürelerinde farklılıklar)
  • [3] Populasyonlar belirli sayıda bireylerden oluşur (rastlantısal seçilimler, genetik sürüklenme)
  • [4] Başka populasyonlarla karışımlar ve melezleşmeler olmaktadır (Gen akışları, göçler)
  • [5] Her çiftin birbirleriyle eşleşebilme şansı veya çiftleşebilme ihtimali farklılık gösterir (eşey seçimi, cinsel seçilim, potenz farklılıkları)
  • Türleşme: Bir tür içindeki küçük bir grubun, üreme açısında ana gruptan izole hale gelmesi ve ana grup bireyleriyle artık çiftleşemeyecek kadar değişikliğe uğraması canlıların türleşmesine yol açar.

    Genetik Sürüklenme: Burada özellikle “genetik sürüklenme” olarak da tanımlanan rastlantısal seçilimler, evrimsel sürecin temel mekanizmalarından biri olarak önem kazanmaktadır. Olası bir felakette veya türün yaşadığı ekolojik sistem içinde baş gösteren ciddi çevre değişikliklerinde, kısaca olumsuz herhangi bir felakette, tür içinde var olan genotiplerden hangisinin ayakta kalacağı ve bu türün gen havuzunda bulunan özelliklerden hangisinin geride kalabileceği bu rastlantısallıklara bağlıdır. Aynı şekilde yeni bir yaşam alanına göç etmek zorunda kalmış canlı türlerin beraberinde de ne tür bir gen havuzu getirdikleri bu rastlantısal olaylarla yakından ilişkilidir. Bu anlamda “genetik sürüklenme”nin etkisi en çok, bir canlı türünün kaderi sadece birkaç bireye bağlı olduğunda ortaya çıkar. Örnek: Fırtına sonrası deniz akımının etkisine maruz kalan bir veya birden çok canlının bir ağaç kütüğü yardımıyla eski yaşam alanından kopup başka bir ekolojik sisteme, mesela okyanustaki herhangi bir adaya sürüklenmesi. Buna “coğrafi yalıtım” veya “coğrafi izolasyon” diyoruz.

    Kurucu Prensibi: Eski türün bu bireylerine ise “kurucu birey” veya “kurucu  populasyon” , bu prensibe de “kurucu prensibi” denilmektedir. Yine aynı şekilde göl veya ada gibi izole olmuş ortamlara rüzgar veya başka canlıların vücudu gibi herhangi bir vasıtayla ulaşan tohumlar ve hayvan türleri, genellikle ulaştıkları yeni ortamda koloniler oluştururlar. Bu birkaç kurucu bireydeki alellerin görülme sıklığı, genellikle geride bıraktıkları popülasyonun alellerinde olduğundan ve diğer bireylerinin çoğundan farklıdır. Bu farklılıklar, yeni ortamda türeyen popülasyon üzerinde uzun süreli evrimsel etkiler yaratırlar. Hawaii Adaları gibi takım adalarda görülen tür çeşitliliğinin, birbirine temas eden ana karalardan fazla olmasının nedeni, bu kurucu prensibi ile ilişkilidir. Bu izole topluluklar genetik sürüklenme sonucu yeni yaşam alanlarında daha farklı seçici baskılara maruz kaldıkları genotipik farklılaşmaya uğrar ve bu topluluklar bir araya gelince o kadar evrimleşmiş olurlar ki artık birbirleriyle çiftleşemezler ve gen alış verişi yapamaz duruma gelirler.

    Doğal Seçilim: Bazı genler ve kalıtsal özellikler diğerlerine göre daha az yaşama ve daha az üreyebilme şansına sahip olduğundan elenirler.  Bu anlamda yaşadıkları ortama daha iyi uyum sağlayabilen ve yaşam mücadelesinde başarılı olan bireyler aynı zamanda hayatta kalabilme, ergenlik yaşına ulaşabilme ve üreme olanakları yönünden de daha avantajlı konumda olmaları dolayısıyla, sahip oldukları bu elverişli özellikler bir sonraki nesile aktarılır ve o türün gen havuzunda daha yaygın hale gelir. Doğal seçilim çevreye uygun varyasyonlanara sahip bireyleri seçip, diğerlerini elemektedir. Bu durum canlıların çevreleri ile uyum içinde olmalarını açıklamaktadır. Adaptasyonların kazanılması doğal sekelsiyonun sonucudur. Doğal seçilimim üç temel bileşeni bulunur;

    • Genetik özelliklerin devamını sağlayan “kalıtım”
    • Farklı genetik özelliklerin populasyondaki zenginliğini sağlayan “çeşitlilik”
    • Çeşitli genetik özelliklerden doğadaki koşullara en uygun olanının hayatta kalmasını sağlayan “seçilim”

    Yapay Seçilim (Evcilleştirme): Bunun yanında türleşme yapay olarak da sağlanabilir, mesela hayvan ıslahı veya laboratuvar yöntemleri yoluyla. Buna yapay seçilim de diyebiliriz. “Yapay seçilim”, insanların evcil hayvan ve bitkileri kontrollü olarak yetiştirmesi sonucu gerçekleşen bir seçilimdir. İnsan eliyle hangi hayvan ya da bitkinin üretileceğine karar verildiğinde, hangi genlerin gelecek nesillere aktarılacağına da karar verilmiş olunur. Yapay seçilimin en büyük etkisi evcil hayvanlarda gözlenir. Örneğin Danua ve Çivava köpek cinslerinin arasındaki cüsse farkı yapay seçilimin bir sonucudur. Çok farklı görünmelerine rağmen, her iki köpek cinsi de -diğer tüm evcil köpek cinsleri gibi- günümüzden yaklaşık 15.000 yıl önce Çin’e denk gelen bölgede evcilleştirilmiş olan bir kaç kurdun soyundan gelir.

    Eşey Seçimi (Cinsel Seçilim): Doğal seçilimin başka bir formu eşeysel seçilim veya cinsel seçilimdir.  Bir çok populasyonlarda biyolojik çeşitliliğin ve hayatta kalma konusunda avantaj sağlayacak genetik özelliklerin korunabilmesi için belirli özelliklere sahip bireyler, yine belirli özelliklere sahip bireylerce seçilirler. Bu da populasyonun bir anlamda dallanması anlamına gelmektedir. Seksüel olarak işleyen mekanizmayla oluşmuş karakterlere bir çok canlı türünde rastlanabilir. Eşey seçimine bir örnek tavuz kuşunun daha parlak, daha renkli ve etkileyici tüylere sahip olan erkeğidir. Erkek tavuz kuşunun dişisini etkileyen ve eş seçiminde baskın gelen renkli tüyleri bir seksüel seçilim ürünüdür. Bunun yanında insanlarda süslenme ve bakım gibi zeka gelişiminin ve  zekanın sanatsal, bilimsel ve kültürsel üretkenliği de seksüel seleksiyonla desteklendiği düşünülebilir. Genel olarak bir çok canlı türlerinde daha doğurgan ve sağlıklı dişilere ve de daha güçlü ve becerikli erkeklere eş seçiminde öncelik tanınır. Dişi veya erkek bir bireyin karşı cinsten birisini seçerken hemcinsler arasında yaşam alanı yaratabilme, yavrularını en etkili biçimde büyütüp bakabilme veya yaşam alanını yetkin bir şekilde savunabilme gibi özelliklere sahip olan bir bireyi göz önüne alarak ve bir şekilde en uygun olan bireylerden birisini seçebilir. Buna rağmen bir türün bireyleri -mesela arı veya karınca kolonilerinde olduğu gibi –  hayatta kalmak için önemli olan genler söz konusu olduğunda kendi üremelerini durdurabilir ve eş seçiminden vazgeçebilir. Bunun yerine daha baskın veya gelişmiş gen havuzuna sahip olan diğer bir veya bir kaç bireye eş seçimi ve üreme önceliği tanıyabilirler. Aynı şekilde kendi yavrularını büyütmek yerine öncelik tanıdıkları bireylerin yavrularına bakma sorumluluğunu da alabilir ve türlerinin gelişmelerine yardımcı olabilirler.

     

    ÇALIŞMA  SORULARI

     

    1) Modern Evrimsel Sentez Kuramı’nda anlatılan ve evrime etki eden 5  faktörün etkileşim yollarını, populasyon genetiği temellerine dayalı örneklerle açıklayın.

    2) Bu faktörlerden hangileri populasyonların bölünmesini sağlayarak yeni biyolojik türlerin oluşmasına yol açabilir? Türleşmeye etki eden mekanizmaları somut örneklerle açıklayın. Bunun için türlere bölünmenin nasıl gerçekleşebileceğini dair örnek bir senaryo sunun.

    ÇÖZÜMLER

     

    @1) Çözüm için Pr. Dr. Ali Demirsoy’un “Evrimi Yönlendiren Mekanizmalar” yazısında anlatılanlardan yararlanın.Genetikbilimi.com

    @2) Bunun için  aşağıdaki makalede anlatılan Drosophila meyve sineğinin türleşmesine dair örnek senaryoyu kullanın: “Türleşmenin Tanımı” – Evrimi Anlamak.org

    Doğada ve labaratuvar ortamında görülmüş şu türleşme örnekleri de göz önünde bulundurun:

    -Türleşme süreci laboratuar koşullarında meyve sineği üzerinde yapılan çalışmalarla da deneysel olarak gösterilmiştir. (Dobzhansky, Th., and O. Pavlovsky, 1971. “An experimentally created incipient species of Drosophila”, Nature 23:289-292).

    – Avrupa’dan Amerika’ya 20. yüzyılın başlarında getirilen “goatsbeards” adı verilen üç çeşit vahşi çiçeğin 20-30 yıl gibi bir süre içinde, Amerika kıtasına yayılması ve 1940’lı yıllardan sonra iki farklı türünün ortaya çıkışı gözlenmiştir. (“Tür” kavramının tanımı gereği, bu türler, mevcut diğer “goatsbeards” türleriyle üreyememekte, yalnızca kendi aralarında üreyebilmektedirler).

    – Faroe adası ev faresinin insanlar tarafindan adaya getirildikten sonra, 250 yıl gibi kısa bir zamanda gözlenen türleşmesi (Stanley, S., 1979. Macroevolution: Pattern and Process, San Francisco, W.H. Freeman and Company. p. 41)

    – Nagubago gölünde, izolasyon sebebiyle cichlid balıklarının 4000 yil gibi bir süre içinde 5 ayrı türünün oluşması. (Mayr, E., 1970. Populations, Species, and Evolution, Massachusetts, Harvard University Press. p. 348)

     

    2.2. Genetik Çeşitliliğin ve Türleşmenin Nedenleri

    Türleşmeye ve çeşitliliğe sebep olan faktörler ve mekanizmalara toplu bakış:

    • – Mutasyonlar
    • – Göçler yoluyla popülasyona yeni genlerin girmesi veya popülasyondan bazı genlerin ayrılması
    • – Popülasyonda rastlantısal faktörlerle genetik kayma oluşması (örneğin sel, fırtına, volkanik patlama, yangın gibi etkenlerin popülasyonun belli bir bölümünü ortadan kaldırması)
    • – Çiftleşmede eş seçimi (hayatta kalma konusunda avantaj sağlayacak genetik özelliklere sahip eşlerin seçimi)
    • – Eşeyli üreme (crossing over ve genetik rekombinasyon genlerin rastlantısal karışımını sağlar ve her döllenmede iki farklı genom birleşir)
    • – Çekinik genler de genotipte saklanır
    • – Heterozigot avantajı (daha fazla üreme)
    • -Coğrafi İzolasyon yoluyla türleşme
    • – Adaptif Yayılma: organizma grubunun ani (jeolojik zaman ölçeğinde binlerce yıl) çeşitlenmesi
    • – Simpatrik Türleşme: coğrafi izolasyon olmadan gercekleşen türleşme
    • – Autopolyploid: Canlı içinde kromozom sayısının iki katına çıkması
    • – Allopolyploid: İki farklı türün türler arası hibrid ortaya çıkarması. Özellikle bitkiler arasında yaygındır.
    • – Türleşmede eşeyli üremenin de önemli rolü vardır.

    Mutasyonlar: Canlıların genetik bilgilerinde kendiliklerinden oluşan, kimyasal ve fiziksel etkilere dayalı meydana gelen değişmelere mutasyon diyoruz. Mutasyonlar rastlantısal olarak ortaya çıkar, ancak bunlardan canlıya uyum yeteneği sağlayanlar korunur. Bir organın ya da yapının varlığı ya da yokluğu, o canlıya yarar sağlıyorsa, meydana gelecek mutasyonlar, o organın ya da yapının güçlendirilmesi ya da yok edilmesi yönünde seçilime uğrar. Mutasyonlar, kalıtsal materyalin normal kombinasyonunu değiştirmeyen, kalıtsal yapıda meydana gelen bütün değişikliklerdir.

    • Kromozom yapısının değişmesini,
    • Kromozom sayısının değişmesini,
    • Genlerdeki değişiklikleri kapsar.

    Mutasyonun Nedenleri:

    • Güneşten gelen mor ötesi ışınlar
    • Uzaydan gelen kozmik ışıklar (alfa, beta, gama ışınları, x ışınları, nötronlar)
    • Çevredeki radyoaktivite
    • Çevredeki kimyasal maddeler veya atıklar (civa, hardal gazı, uyuşturucular, sigara, nitrik asit, formaldehit, peroksitler, DDT)
    • Ani sıcaklık değişmeleri
    • pH derecesi
    • Virüsler
    • DNA’nın doğru olarak kopyalanmaması
    • DNA polimoraz hataları
    • Onarım mekanizmalarındaki aksaklıklar
    • Spontane mutasyonlar (tautomerik değişimler, serbest radikaller)
    • Nükletoidlerin kendiliğinden rasgele yeniden düzenlenmes

    İlk kez bir canlıda meydana gelen ani bir değişikliğe ‘mutasyon’ denmesini öneren ve  Mendel yasalarını bulan üç önemli botanikçiden biri olan Hollandalı Hugo de Vries çalışmalarında kullandığı eşek çiçeği (oenothera amarkiana) bitkisinde bazı fertlerin  atalarına benzemediğini ama bu yeni özelliklerin gelecek döllere kalıtıldığını gözledi. Daha önce, tarımsal bitki ve evcil hayvan yetiştiricileri, bu özellik değişimine ‘sports = Hilkat Garibesi’ olarak adlandırmışlardı. Daha önceleri Darwin de buna benzer ani özellik değişimlerini gözlemlemiş ama bunların çok ender meydana geldiklerini düşünerek, Evrim mekanizmasında önemli rol oynayamayacaklarını kanaatındaydı.

    Genetik biliminin gelişmesiyle son zamanlarda sürdürülen bitki ve hayvan denemelerinde, mutasyonların sürekli olarak meydana geldiğini ve bunlarından bazılarının da bir canlının ortama adaptasyonunu ve uyum yeteneğini artırdığını göstermiştir. Gen Kuramı’nındaki gelişmelerle mutasyonların ne şekilde ani değişiklikler meydana getirdiği, bununla ilgili olarak genlerdeki ve kromozomlardaki değişikliklerin nasıl oluştuğu daha ayrıntılı olarak ortaya çıktı. Mesela mısırda 400, sirke sineğinde 600 kadar mutasyon saptandı. Deneylerde saptanabildiği gibi her 1000 mutasyondan biri ölümcül olmayan yararlı mutasyon olup bu mutasyona sahip olan canlı seçilimlerde avantaj kazanır. Bir türün toplam nüfusunun 100 milyon bireyden oluştuğunu ve bu türün ömürlerinin ortalama 50.000 jenerasyon kadar olacağını var sayarsak, bu durumda 500 milyon kadar yararlı mutasyonlar olacağı hesaplanabilir. Yaklaşık 4 milyar yıl önce ilk canlının oluştuğunu düşünürsek bu yararlı mutasyonlar adına göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir potansiyeldir.

    Hox Genleri: Daha kompleks yapılara sahip olan ökaryot canlıların ortaya çıkması ise 1,5 milyar yıl öncesine rastlar. Ökaryotların sahip olduğu genetik varyasyonların oluşumasında sahip oldukları genlerin rekombinasyonu, en az mutasyonlar kadar önemli bir rol oynamıştır. Bunun doğru olduğunu da çeşitli ökaryotların genomlarının incelenerek birbiriyle karşılaştırılması ve ortaya çıkarılan benzerlikler göstermektedir. Ortak atalarımızdan aktarılan bu genlere “kökendeş” de denmektedir. Diğer canlılarla bir çok kökendeş genler paylaşırız.  Örnek:  “Hox Genleri”. Hox genleri, genel amaçlı düzenleyici genler olup insan, sinek, solucan gibi bir çok canlının temel vücut yapısının oluşumunu yönlendirir, mesela baş-kuyruk organizasyonunu sağlarlar. Hox genlerinin önemli bir özellikleri, genlerin kromozom üzerindeki diziliş sıralarını belirlemeleri, yine bu genlerin ilgili oldukları bölgelerin beden üzerindeki şekillerini de regüle etmeleridir. Bu genlerin genel amaçlı olması onların birçok canlıda benzer şekilde iş görebilmelerinden kaynaklanmaktadır.  Bu genleri embriyonun gelişim sürecinde birer yönlendirme işareti olarak düşünebiliriz: “Başı bu tarafa doğru oluştur! Ayaklar ise şu tarafa doğru uzasın!”. Örneğin insanlardaki ve farelerdeki Hox genleri , sayı ve kromozom düzeni bakımından büyük benzerlikler gösterir. Gelişmiş memelilerdeki vücut planlarının mimarisi, görünüşü ve gelişimi yaklaşık 40 kadar Hox geni sayesinde kontrol edilmektedir. Bu genler söz konusu vücut planlarının ortaya çıkmasında en büyük rolü oynayan moleküler mimarlardır.

    Yatay gen transferi: Genler arasında yeni kombinasyonların oluşmasındaki itici güç büyük oranda eşeyli üreme şekli olsa da yeni bulgular yatay gen transferlerinin de mümkün olduğunu göstermektedir (daha büyük oranlarda prokaryotlarda, daha az oranda ise ökaryotlarda). Yatay gen transferi, bir organizmanın, ikinci bir organizmadan türemeden, o ikinci organizmaya ait genetik malzeme edinmesini sağlayan herhangi bir süreçtir. Buna karşın, dikey transfer bir organizmanın kendi atalarından (yani ebeveynlerinden) genetik malzeme edinmesidir. Genetik bilmi bu iki transfer biçiminden daha yaygını olan eşeyli dikey transfere odaklanmış olmakla beraber, yakın zamanda yatay transferin de anlamlı bir olgu olduğu bilincine varılmıştır. Kendiliğinden genomdaki transposon denilen bölgelere aktif bir şekilde hareket eden DNA sekuenzleri genetik çeşitliliğin oluşmasında etkili rol almıştır.

    Uyum seçilimin mi yoksa genetik sürüklenmeler şeklindeki rastlantısal seçilimlerin mi evrimsel süreçlerin oluşumunda daha çok rol oynadıkları günümüzde de tartışma konusudur.

    ÇALIŞMA SORULARI:

    1) Birbirleriyle uzak akraba olan türlerde dahi Hox Genlerinin benzerlik göstermesinin nedenini açıklayın. Evrime dair ne tür bir biyolojik çıkarım yapılabilir?

    2) İnsan ve şempanze DNA’ları büyük ölçüde özdeş olduğu halde her iki tür neden bir çok farklı dış yapısal (fenotipik) özellikler gösterir?

    ÇÖZÜMLER:

    @1) Hox Genler hakkında aşağıdaki linklerden yararlanın.

    “Hox Genler” – Evrimi Anlamak.org

    “Hox Genleri – Evrim ve Gelişme”  – BilimFelsefeDin.com

    @2) Bunun için şu makaleleri araştırın,

    “İnsan genomu” – Wikipedia

     

    2.3. Mikro Evrim ve Makro Evrim

    MİKRO EVRİM:

    Tek bir canlı türü ve bu türün populasyonları içinde çeşitli seleksiyonlar sonucu oluşan tüm küçük değişimlere ve evrimleşmelere mikro evrim denir. Bu anlamda mikro evrim bir populasyonun gen sıklığında küçük ölçekte oluşan değişimlerin evrimidir. Mikro evrimi incelerken canlı türlerin soy ağacının tek bir dalına odaklanmamız gerekir.  Bakterilerin aşı veya antibiotik ilaçlara, böceklerin böcek ilaçlarına, bitkilerin otkıran tarım ilaçlarına dayanıklılığı, kelebeklerde ve güvelerde endüstriye bağlı olarak renk bileşimlerinde değişiklikler olması, küçük vücutlu serçelerin soğuk havalarda büyük olan serçelere kıyasla daha çabuk donmaları ve bu yüzden soğuk iklimlerde büyük serçelerin, sıcak iklimlerde ise küçük serçelerin yaşaması, bunların hepsi mikro evrimin, yani küçük ölçekteki evrimin örneklerindendir.

    Adaptif Radyasyon: Farklı ortamlardaki yaşam şartlarına genlerin ayak uydurması ve farklı uyarlanımlara sahip olacak uyumlar sağlaması, canlılarda büyük bir çeşitlilik ve türleşme süreçleri meydana getirir. Bir tür içinde farklı kalıtsal özelliklere sahip bireyler meydana getiren, aynı zamanda yeni türlerin de meydana gelmesinde büyük rol oynayan ve böylece bir çok farklı grupların türleşmesine hizmet eden bu olayların tümüne adaptif radyasyonveya divergent evrim denir. Her canlı organizma, yaşam mücadelesinde ayakta kalmak için bulunduğu ortamın şartlarına göre biçimlenmiş, böylece yaşayabilmesi için en uygun bir şekilde adapte olmuştur. Her tür bu yolda bir seri özel ve genel adaptasyon’lar gösterir. Büyük bir organizma grubunun çok uzun zaman dilimlerine yayılmış evrimleşme sreçlerinde genel adaptasyonlar çok büyük önem arz eder. Kara hayvanlarında akciğer solunumuna, suda yaşayanlarda solungaç solunumuna dair organların gelişmesi bu çeşit adaptasyonlara örnek verilebilir. Burada başlangıçtaki ilksel formdan çıkan ve birbirinden farklılaşarak ayrışan türler ve bu türlerin yeni işgal ettikleri yaşam alanlarını ve nişler özel bir şekilde kullanırlar. Nişi daha önce işgal etmiş başlangıçtaki temel tipler kendi türünden yeni tipler ile birlikte bu nişleri birlikte kullanırlar.  Adaptif radyasyon için en iyi örnek  Galapagos adasındaki Darwin ispi­nozlarının çeşitli türleri ve bu türlerin coğrafi olarak sınırlı olan bir adada birbirleri ile güçlü bir rekabete gire­meyeceği çok sayıda farklı nişi işgal etmiş olmalarıdır. Benzer bir durum Hawai Adasında yaşayan el­bise kuşları için de geçerli olup bunların hepsi, yaklaşık 42 tür, tamamen farklı besin gereksinimleri ile tek bir böcekcil ön atadan oluşmuştur. Yine Avusturalya kıtasındaki çeşitli keseli hayvanlar da adaptif radyasyon için başka bir örnek oluşturur. Büyük nişler başarılı bir şekilde işgal edilirse eğer onların üstün yetenekleri varsa, diğer grupların bu yöne doğru evri­mi mümkündür.

    İzolasyonlar: Yeni türlerin oluşmasında türleşmeye etki eden bir çok nedenler ve faktörler bulunmaktadır. Bunlardan biri de çeşitli şekillerdeki izolasyonlardır. Canlılarda izolasyonlardan dolayı birbirinden ayrı kalan aynı türün bireyleri, kendi içinde eşeyli üreme yoluyla rekombinasyonlar oluşturarak kısmen değişik formlar, türler ve ırklar haline gelebilmektedirler. Ekolojik, coğrafi ve fizyolojik engellerden dolayı çiftleşebilen topluluklar arasında, çiftleşme olanağının ortadan kalkması ve grupların karakter ve özellikler bakımından birbirlerinden uzaklaşması olayına“izolasyon” denir. Canlı toplulukları arasında melezleşmeyi önleyen her türlü mekanizmaya da “izolasyon mekanizmaları” denir. Gen akışını ve rekombinasyonları engelleyen izolasyon mekanizmaları aşağıda sıralanmıştır:

    • Üreme izolasyonu: (mekanik izolasyon) Üremeyle ilgili yapıların birbiriyle uyuşmaması sonucu oluşan izolasyonlardır. Bu durum sadece eşeyli üreyen canlı türlerinde görülür. Eşeysiz üreyen canlı türleri bu tür bir izolasyondan etkilenmezler. Kendi aralarında üreyebilen bir grubun herhangi nedenlerden ötürü birbirleriyle olan ilişkileri kesintiye uğradığında üreme izolasyonu meydana gelir. Bu durum da yeni türlerin oluşmasına veya türleşmeye neden olur. Coğrafik izolasyonun etkisinde kalan populasyonlara ait bireylerin kalıtsal yapısını tümüyle kapsamayan, ancak üreme davranışında, üreme periyodunda ve üreme organlarında ortaya çıkan değişikliklere üreme izolasyonu denir.
    • Coğrafi izolasyon: Canlıların yaşadığı çevre, bu populasyondaki üremenin önüne bazı dış engeller koyabilir. Coğrafi bakımdan aralarında engeller oluşan populasyonların erkek ve dişileri biraraya gelemedikleri için her bir grup, ayrı bir bölgede kendi içinde üreyerek farklılaşabilir. Örneğin, iki tür arasında var olan derin bir vadi veya deprem sonucu oluşmuş geniş bir çatlak ya da büyük bir  akarsu bir türü birbirinden ayırabilir. Bunun yanında bir deprem veya başka bir felaket sonrası akarsu yataklarının değişmesi, tektonik olaylara bağlı olarak dağların yükselmesi, kıtaların kayması, deniz seviyelerinin yükselmesi veya yangınlar yüzünden canlıların göçü, önceleri sürekli ve bütün olan bir popülasyonun ikiye ya da daha küçük popülasyonlara bölünmesine yol açabilir. Bu yeni durum da türleşme sürecinin başlamasını tetikleyebilir ve  populasyon arasındaki gen akışını keser. Eğer daha sonra böyle bir engel kalkarsa ve geçen zaman içinde her iki grubun gen havuzunda herhangi genetik bir değişiklik olmamışsa popülasyonun iki ucunda kalan bireyler bir araya geldiklerinde yeniden serbestçe çiftleşerek üreyebilirler. Böylece genler tekrar karışır ve o ana kadar evrilerek gelen, kalıtsal farklılık yaratan ne varsa kaybolur gider. Eğer bu iki popülasyon bir araya geldiğinde çiftleşerek hayatta kalabilen yavrular meydana getiremiyorlarsa veya doğan melezler üreyemiyorsa artık türleşmiş sayılırlar.
    • Ekolojik izolasyon: Gen akışında azalmaya etki eden başka bir neden de bir popülasyonun çok geniş bir coğrafi alana yayılması ve bu çok geniş alandaki bölgenin en batısında bulunan bireylerin, en doğuda bulunan bireylerle çiftleşme olasılığı bulamamasıdır.  Böylece gen akışı, derin vadi, değişen akarsu yatağı gibi tam bir coğrafi engel olmadan da azalabilir.Bu d durum, türleşme için yeterli bir faktör yaratabilir. Zaman içinde bu bölgenin iki ucundaki populasyonlarda yaşadıkları çevrenin de farklılığına ve şartlarına göre de farklı seçici baskılar bulunabilir. Mesela yayıldıkları bu çok geniş alanın doğudaki ucu bir çöl, en batıdaki ucu da tropik bir orman veya buzul bir alan olabilir. Bu farklı doğa alanlarında da farklı seçici baskılar olacağından her iki populasyonun gen sıklıklarını büyük ölçüde değiştireceklerdir. Sonunda her iki farklı uçlardaki populasyonlar yeniden bir araya gelseler bile birbirleri ile çiftleşemeyeceklerdir. Sonuç olarak, coğrafi bir engelin bulunmadığı durumlarda bile, tür içindeki gen akışının azalması türleşmeyi tetikleyebilir.
    • Mevsimlere bağlı izolasyon: Üreme ya da eşeysel olgunluğa erişme Melitaea kelebekleri gibi bazı türlerin populasyonlarında yılın farkı dönemlerine ve mevsimlerine denk gelir. Farklı dönemlerde ergin olan ve üreyebilen bu iki farklı grubun erkekleri ve dişileri bir araya gelemezler.
    • Biyolojik ve cinsel davranışların değişmesi sonucu oluşan isolasyon: Bir populasyon veya türde, iç güdüsel kur yapma veçiftleşme davranışlarından sorumlu  bir gen veya gen grubu değişirse o bireyin de kur yapma veya çiftleşme davranışları değişir. mesela ne tür bir ortamda , hangi dönemlerde veya ne şekilde kur yapmanın ve çiftleşmenin gerçekleştiği türe ait tipik bir özellik olduğundan bir birey bu bunların gerçekleşmesine dair farklı bir davranış sergiliyorsa türleşmeyi tetikleyebilir.Buna örnek olarak erkek çardak kuşu, özenle hazırladıkları çardakları farklı renklerle dekore ederek dişileri kendilerine çekmeye çalışırlar. Eğer türleşmeye yeni başlamış iki popülasyonun çiftleşme töreninde değişiklikler evrilirse, bu durum iki grubu birbirlerinden temelli ayırır ve türleşme sürecinin tamamlanmasına neden olur. Çiftleşme törenlerindeki evrimsel değişimler de türleşmeye katkıda bulunabilir.
    • Duyumların değişmesi sonucu oluşan izolasyon: Bireylerin birbirlerini eş olarak tanımasına yönelik görsel, işitsel, dokunsal ve kokusal özelliklerin değişmesi sonucu birbirlerine uyuşmaması ile de bir izolasyon gerçekleşebilir. Görmeye bağlı izolasyonlarda memeli, kuşlar gibi eş tanıma ve eş seçiminde görme organların önemli rol oynadığı canlılarda dış görünüşte, renk veya tüylerde değişsen bir özellik farklı populasyon gruplarının birbirleriyle çiftleşmemesine yol açabilir ve böylece türleşmeyi meydana getirebilir. Biri uzun, diğeri kısa ışık saçan ateş böceklerinin birbirleriyle çiftleşmemesi gibi. Çekirgeler, sivrisinekler gibi eş seçiminde daha ziyade seslerle iletişim sağlayan canlılarda da sese bağlı izolasyonlar gerçekleşebilir. Cinsel bir hormon olan feron kokularındaki kimyasal bir değişme de farklılık yaratabilir ve populasyon grupları arasında izolasyon oluşturabilir.
    • Gametik izolasyon: Bir sperma tozu bir yumurta hücresi ile birleşirken eğer yumurta hücresi spermaları kendisine çekmek için salgıladığı enzimi değiştirirse uterustaki bu yeni salgı türleşmeye yol açar. Uterustaki bu salgılar türler arasında değişiklikler gösterdiği için yumurta hücreleri farklı trlere ait spermalar  tarafından döllenemez.  Eğer kendi türnün erkek spermaları için salgıladığı enzimler de değişirse dişi yumurta bazı grup tarafından döllelenemez. Bu durum da zamanla türleşme ve farklılaşma yaratır.

    Adaptif Radyasyon: Bir soyun, farklı uyarlanımlara sahip olacak şekilde evrilen yeni soylarla hızla çeşitlenmesi olayına adaptif radyasyon denir. Yeni işgal edilen büyük nişler içinde, tipdeki çok az bir değişim sonucu ekolo­jik bir nişleşme izlenir. Böylece ekolojik izolasyonun çok sayıda türün ortaya çıkmasına neden olduğu ve bu türlerin de bu nişlere uyum sağladığı görülür. Atasal tür evrimini birçok yöne doğru yapar Bu duruma adaptif radyasyon denir. Burada atasal formdan çıkan ve birbirinden ayrılan türler ve onların işgal ettikleri yaşam alanlarını özel bir şekilde kullanırlar. Nişi işgal eden temel tipe ait türün mutandan da vardır; ama bunlar belki de rekabetle yokolmuştur.

    Adaptif radyasyon için en iyi örnek olarak Galapagos adasındaki Darvvin ispi­nozlarını verebiliriz. Buradaki ispinoz türleri birbirleri ile güçlü bir rekabete gire­meyeceği çok sayıda farklı nişi işgal etmiştir. Bu durum Havvai Adasında yaşayan el­bise kuşları için de geçerlidir. Bunların hepsi, yani 42 tür, tamamen farklı besin gereksinimleri ile tek bir böcekcil atasal türden oluşmuştur. Yine keseli hayvanlar da adaptif radyasyon için başka bir örnek oluşturur. Büyük nişler başarılı bir şekilde işgal edilirse eğer onların üstün yetenekleri varsa, diğer grupların bu yöne doğru evri­mi mümkündür.

    MAKRO EVRİM

    Mikro evrimde olduğundan farklı olarak, sadece tek bir tür içinde olmayan canlılar sınıflandırılmasında tür seviyesinin üzerindeki grup ve kategorilerde görülen tüm evrimsel değişimlerdir. Bu anlamda Makro evrim, evrim süreçleri içindeki en geniş çaplı değişimleri ve köklü dönüşümleri kapsar. Mesela farklı türlerden tüm memeli canlı gruplarının kökeni veya tüm çiçekli bitkilerin gösterdiği evrim gibi. Makro evrimdeki büyük ölçekteki değişmeler canlıların soy ağacına ve yaşamın tarihine daha geniş bir bakış açısıyla bakmamızı gerektirir.

    2.4. Ekolojik Niş Edinme

    Ekoloji: Ekoloji, canlıların birbiriyle ve çevresiyle olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır.  Her canlı başka canlılara ihtiyacı olup hiç bir canlı diğer canlılar olmadan yaşayamaz. İnsan dahil olmak üzere tüm canlılar çevreyi oluşturan her şeyi ve yaşam kaynaklarını birlikte kullanırlar. İnsanlar yaşadığı çevrenin bir parçası olup diğer canlıların da kendisi kadar yaşam hakkına sahip olduklarını unutmamalıdır. Ekolojik dengelerin korunmaması durumunda insanlar da bundan etkilenecektir.

    Ekolojik niş: Popülasyonun eko sistemdeki görevidir. Herhangi bir canlı türünün ya da popülasyonun bir ekosistem içindeki işlevini, çevresindeki canlılar ve fiziksel çevre ile etkileşimi ve yaşadığı eko sistemdeki özel rolünü belirtir. Diğer bir deyişle ekolojik niş, organizmanın yaşamını sürdürebilmek için kurduğu ilişkilerin ve işlevlerin tümüdür. Benzer bir anlama sahip olan habitat ise bir canlının yaşadığı yeri belirtir. Bu anlamda ekolojik niş, organizmanın uyumu, fizyolojik tepkileri, kalıtsal ya da öğrenilerek elde ettiği özel davranışlardan doğan, komünitedeki ya da ekosistemdeki durumu olmaktadır. Belirli bir habibatta iki ayrı tür hiç bir zaman aynı nişi işgal edemez. Daima bunlardan biri hakim olur. Besin maddesi, sığınacak yer ve alan bakımından aralarında meydana gelen rekabet, birinin yok olmasıyla sonuçlanır. Bu anlamda herhangi bir eko sistemde türlerin nişleri bilinirse sisteme yeni bir faktörün ilave edilmesinin doğuracağı sonuçlar da önceden tahmin edilebilir. Bu yeni faktör ekosisteme yeni bir bitki veya hayvan türü sokulması gibi biyolojik bir faktör olabileceği gibi, iklim değişiklikleri fiziksel veya çevre şartlarına bağlı bir faktör de olabilir. Bu tür değişiklikler de bu eko sistemde yaşayan canlılarda niş değişikliklerine ve bunun sonucu olarak bir takım doğal seçilimlere yol açar.

    Buna örnek olarak 1889’da aslen Kuzey Amerika kıtasına ait bir tür olan 350 adet gri sincabın İngiltere’nin Bedfordshire bölgesine bırakılması ve adada çok iyi yaşam şartları bulan bu sincap türünün rekabet üstünlüğü kazanarak aşırı bir şekilde çoğalması ve sonunda adanın yerlisi olan kırmızı sincap türünün neslini tehdit ederek bugün sayısının milyonlara ulaşmasıdır. Yine aynı şekilde gri sincap türü adadaki ötücü kuş populasyonlarının azalmasına ve ağaçları da kemirdiklerinden ada ormanlarında tahribatlara yol açmış ve eko sistemdeki nişleri değiştirmiştir. Bu duruma “süksesyon” ya da “sıralı değişim” denir. Süksesyon, zamanla bir baskın türün yerini yeni bir baskın türün almasına denir. Baskın tür de bir eko sistemdeki komünite içinde sayı ve faaliyet bakımından göze çarpan türlerdir.  Bir çok bitki ve hayvan türleri, komünite içinde baskın türlerden olmayıp genellikle iklim ve çevre faktörlerinin değişmesine karşı her zaman dirençli olmadıklarından, habibatlarda belirli yaşam alanları içine sıkışıp kalmışlardır.

    Eko sistemde niş edinme ve evrimle ilgili bilinmesi gereken temel ekolojik kavramlar şunlardır;

    Rekabet Üstünlüğü: Eğer iki canlı türü biyolojik olarak birbirlerine çok benziyor ise, sahip oldukları ekolojik nişler de birbirleriyle çakışır. Tamamen aynı ekolojik nişe sahip olan iki ayrı tür aynı eko sistem içinde eşit şekilde yer alamaz, rekabet sonucu biri diğerinin ortamdan siler veya diğerinin populasyonunu büyük ölçüde azaltır. İki farklı tür aynı gıda maddesi için rekabet ettiklerinden sadece sayıları azalır fakat, yukarıdaki gri sincap örenğinde olduğu gibi bu aynı tür olunca bir arada var olamaz ve bunlardan rekabet gücü daha yüksek olan diğerine yaşam alanı bırakmaz.

    Birlikte Evrim: Bazen iki faklı tür hayatta kalabilmek ve var olabilmek için birbirlerini yok etmek yerine birlikte evrim geçirmenin bir yolunu bulur. Birlikte evrim iki veya daha fazla türün karşılıklı olarak birbirlerini etkilemesi olup karşılıklı etkileşim sonucu ortaya çıkmıştır. Farklı türler birbirleriyle yakın ekolojik ilişkiler içinde olduğunda birlikte evrimin gerçekleşmesi olasıdır. Birlikte evrimin en kalsik örenkleri bitki ve böcekler arasında görülür, çiçekli bitkiler ve onların polenlerini taşıyarak tozlayan böceklerdir. Pek çok çiçekli bitki türleri tozlaşmak ve tohum oluşturmak için arı, kelebek, böcek ve kuşlara muhtaçtır. Milyonlarca yıl boyunca bitkiler böcekleri çekmek için renk, koku ve tad gibi değişik yollar geliştirmiştir.  Çiçekler bir yandan farklı renk ve kokular oluşturarak aynı komünitede yaşayan böcekleri çekmek için evrimleşirken, buna bağlı olarak tozlayıcı böcekler de çiçeklerdeki bu besinleri alabilmek için özel ağız yapıları veya kolibri kuşlarında olduğu gibi özel kanat ve uçuş şekilleri geliştirmiştir.

    ÇALIŞMA SORULARI:

    1) Ekolojik niş ne demektir?

    2) Ekolojik nişlerde canlılar arasında görülebilen etkileşim şekilleri nelerdir?

    3) Tür içi rekabet ne demektir? Bu rekabet türü nasıl etkiler?

    4) Birlikte evrim ne demektir? Bir örnekle açıklayın.

    ÇÖZÜMLER:

    @1, 2 ve 3 için  “Canlılar Arası Etkileşim ve Ekolojik Niş” – Biyologlar.com

    @4 için ‘Birlikte Evrim’ – Evrimi Anlamak.com

    “Birlikte Evrime Bir Örnek” – Evrimi Anlamak.com

    2.4. Simbiyogenez ( = parazitizm + simbiyoz)

    Simbiyoz: Simbiyoz bir veya daha fazla türün karşılıklı ilişkisi veya ortak yaşama şekilleri olup iki canlıdan birinin ya da ikisinin canlılıklarını sürdürebilmeleri için birlikte bir yaşam oratklığı oluşturmalarına denir. Simbiyotik ilişkideki ortaklar, bu ilişkiden fayda da görebilir zarara da uğrayabilir veya hiç etkilenmez. Doğada sayısız simbiyotik yaşam şekilleri bulunmaktadır. Bunları genel olarak üç ayrı bölümde ele almak mümkündür.

    • Mutualizm: Mutualist simbiyotik yaşamda her iki ortak da fayda görür ve karşılıklı olarak birbirlerinden yarar sağlarlar. Bu ilişkide beslenme ve barınma temel amaçtır. Likenler, mantarlar ile yeşil alg arasında oluşan bir ortaklık şekli olup mutualist simbiyogeneze en iyi örnektir. Yeşil algler besinleri fotosentez yeteneği ile sentezleyerek bunlardan bir kısmını mantara verir. Mantar da ona topraktan aldığı su ve mineralleri sağlar. İnsanların ve otçulların sindirim sisteminde yaşayan ve selüloz sindiren bakterilerde K ve B vitaminlerini sentezleyerek insana verdiği için mutualist yaşama dair başka bir örnektir. Bitki köklerinde mantarların mikorhizal denilen mantarkökler oluşturması da mutualist yaşamın diğer örneğidir. Mantar topraktan zor alınan mineralleri bitkiye sağlarken, bitki ona yine fotesentez ürünleri sağlar. Mikorhiza sayesinde bitki daha hızlı büyür, kuraklık ve toprak sıcaklığına daha fazla tolerans gösterir.  Bitkiler arasında mikorizal durum istisna değil, bir kuraldır
    • Kommensalizm: Birlikte yaşayan iki canlıdan birisi fayda görürken, diğeri ne fayda ne de zarar görür veya diğerine zarar vermeden ondan faydalanır. Örneğin Echeneis ile köpek balığı arasındaki ilişki bu tip bir ilişkidir. Köpek balığı yakaladığı avla beslenirken, etrafa yayılan küçük parçalar ile de echeneis balığı beslenir. Kuşların ağaçlara yuva yapaması ağaca bir zarar vermez. Benzer şekilde büyük leylek yuvalarında, serçelerin de küçük yuvalar yapması leyleğe zarar vermeyecektir. Av hayvanlarının avladıkları etlerin arta kalanlarını akbaba gibi leş yiyicilerim yemesi de ortaklardan diğerini etkilemez.
    • Parazitizm: Parazitler de “tam parazit”, “yarı parazit” , “dış parazitler” ve “iç parazitler” olarak ayrılırlar. Ortaklardan birisi fayda görürken (tam parazit) diğeri (konak) zarar görür. Parazit olan canlı, konak canlı üzerinde barınır ve yaşaması için gerekli olan besinleri konak canlıdan alır. İç parazit canlılar hazır sindirilmiş besinler ile beslendiklerinden bu canlılarda tam olarak sindirim enzimleri gelişmemiştir. Buna karşılık üreme sistemleri iyi gelişmiştir. Örneğin sıtma etmeni Plazmodyum. Bit, pire, kene gibi dış parazitler ise sindirim sistemine sahiptir. Ökse otu gibi parazit bitkiler su ve inorganik maddeleri üzerinde yaşadığı bitkinin odun borularından alarak klorofilleri sayesinde kendi besinlerini üretirler. Bu tip canlılara yarı parazit denir. Küsküt, canavar otu gibi bitkiler ise organik besinlerini yaşadıkları bitkinin floeminden karşılar, klorofilleri yoktur. Bunlar tam parazit bitkilerdir. Parazitler üzerinde yaşadıkları canlıyı zayıflatır, genellikle öldürmez. Konukçuyu hastalandıran ve bazen ölümüne neden olan parazitlere ise patojen denir.

    ÇALIŞMA SORULARI:

    1) Türler arası simbiyotik etkileşim şekilleri nelerdir? Bunlara somut örnekler verin.

    ÇÖZÜMLER:

    @1) Biyolojisıtesi.com’dan yararlanın. “Simbiyoz Yaşam

    KAYNAKÇA:

    • “Evolution Mensch” – Rosemarie Benke-Bursian, Gondram Yayınları, Bindlach 2006
    • “Evolution und Biologische Vielfalt” – Prof. Dr. Wilfried Probst, Bibliografisches İnstitut & F.A. Brockhaus, Mannheim 2008
    • “1oo Prüfungsfragen Abitur Biologie” – Prof. Dr. Wilfried Probst, Bibliografisches İnstitut AG, Mannheim 2009
    • “Biologie – Kompaktwissen Oberstufe” – Walter Kleesattel, Cornelsen Verlag, Berlin 2007

    .

    DİĞER BÖLÜMLER:

    Dersimiz Evrim – (Genel Bakış)

    Dersimiz Evrim – 1 (Evrimin gerçekliğine dair sorgulama)

    Dersimiz Evrim – 2 (Neden ve faktörlere dair sorgulama)

    Dersimiz Evrim – 3 (Soy Ağacına Dair Sorgulama)

    Bir Cevap Yazın

    Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

    WordPress.com Logosu

    WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Twitter resmi

    Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Facebook fotoğrafı

    Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Google+ fotoğrafı

    Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Connecting to %s