Ancak daha öncesinde, sürüngenlerin nasıl ortaya çıktığına kısaca bakmamız gerekiyor. Sürüngenler, “iki hayatlı” anlamına gelen amfibilerin evrimleşmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Hayatta kalmakta usta olan (çünkü iki farklı doğada, su ve karada yaşayabilirler) amfibileri bugün bile aramızda görmemiz, sevindirici bir şekilde mümkün. Amfibilerin en modern türü, bildiğimiz kurbağadır.

 

Amfibilerden Sürüngenlere Ara Geçiş Türleri

 

Kafa karıştırmamak ve biyoloji dersine döndürmemek adına, ayrıntılı konulara ve fizyolojik incelemelere girmeden, bazı önemli noktalardan bahsederek burayı atlayacağım. Zaten ileride sudan karaya geçişi incelerken, buna bol bol değineceğiz. Carroll (1988) ve Gauthier et. al (Benton’da, 1988) ve daha pek çok bilim adamının üzerinde yüzlerce makalesi ve makalelerine destek olacak yüzbinlerce fosil kaydında da görebileceğiniz gibi, amfibilerden sürüngenlere geçiş, şu şekillerde olmuştur:

 

Proterogyrinus: Geç Missisippian döneminde yaşamış olan bu sürüngenvari amfibi, balıksı dişlere sahip olmakla birlikte yüzgeç yerine 5 parmaklı ayaklara sahiptir (amfibilerin iskelet yapısı, balıklarınkine oldukça benzer ama farklıdır). Amfibilerle sürüngenler arası muhteşem bir geçiş gösteren bu tür, gittikçe daha fazla sürüngene benzemeye başlayan bu sürüngenimsi amfibilerin klasik amfibiler gibi bir kafatasına ve dişlere sahip olduğu; ancak sürüngenler gibi bir omurgaya, kalça kemiğine (pelvis) ve kol kemiğine (humerus) sahiptir. Bilekleri amfibilerinkiyle aynıdır.

 

Limnoscelis, Tseajaia: Bir önceki verdiğim ve “anthracosaur” denen sınıfa ait olan Proterogyrinus‘tan türediği belirlenen bu iki tür, Geç Karbonifer döneminde yaşamışlardır. Artık çok daha fazla sürüngensi özellik göstermektedirler: Cranium denen beyni koruyan kafatası kısmı sürüngenlerinkine benzemektedir. Ayrıca çene kemikleri de sürüngenlerinki gibidir. Ve son olarak, sürüngenlere geçişin en muhteşem görseli olarak, sürüngenlerinki gibi; kafatasının tepesinin (cerebral ventrum) arka (dorsal) kısmında, omuriliği (spinal cord) koruyan yapı, ilk defa amfibilerle sürüngenler arası geçiş türlerinden gözlemlenmiştir.

 

Solenodonsaurus: Bu tür Orta Pennsylvanian denen dönemde yaşamıştır. Malesef fosilinin tamamı, fotoğrafta da görebileceğiniz gibi bulunamamıştır, oldukça fazla bozunuma uğramıştır. Ancak bulunan kısmındaki analiz sonuçları dahi açıkça göstermektedir ki amfibilerden sürüngenlere geçişin ilk basamağı olan ve yukarıda da verdiğim “anthracosaur”lar ile sürüngenlerin en ilkel sınıflarından biri olan “cotylosauria” arasındaki geçiş türlerinden biridir. Artık amfibilere ait olan “palatal fang” denen dişler kaybolmuştur, kafanın yan (lateral) kısmında bulunan çizgi yok olmuştur. Ancak hala amfibilere ait bir özellik olarak, kuyruksokumu (sacral) tek parçadır.

 

HylonomusPaleothyris: Erken Pennsylvanian döneminde yaşayan bu “protothyrid”ler, çok erken cotylosaurlardır, yani ilkel sürüngenlerdir. Oldukça fazla sürügenlere benzeyen bir büyüklüğe sahiptirler ve amfibilerin kafatası yapısını hala taşırlar (beyin epifizi, ciltsel kemik, vb. açısından). Ayrıca omuz yapıları, kalça kemikleri (pelvis), bacak kemikleri (limb), orta dişleri ve omurgaları da amfibilere benzemektedir. Ancak bunun dışında kalan ve onlarca bölge eden iskeleti, tamamen sürüngenlerinkine benzer. Hatta sudan karaya temelli geçişin muhteşem bir özelliği ve Evrim’in harika bir kanıtı olarakkulak zarı oluşumu bile ilkel olduğu bulunsa da, belirlenmiştir.

 

Sürüngenlerin evriminde, çok keskin bir çevresel gruplaşma görülmektedir. Karaya çıkan ve temelli olarak yaşamaya başlayan amfibiler, farklı bölgelerde yaşama sonucu farklı 2 gruba ayrılırlar. Bu gruplardan biri bizim bugün “aort” dediğimiz damarı geliştirmeye başlar, üstelik bunlardan vücudun 2 tarafında da birer tane geliştirir ve kafatası güçlenir. Ayrıca bu türün devasa, “Otic Notch” denen bir yapı geliştirdiği gözlenir. Bu yapı, ilkel bir kulak zarına da sahiptir ve duyma kabiliyetini büyük ölçüde arttırır. Denizde “duymak” önemli değildir ancak karada yaşayan canlılar için “duyma” organı hayati anlam ifade eder. Bu yüzden Doğal Seçilim de, “doğal” olarak, bu tip bir yapının gelişimini “destekler”. Daha sonra bu yapıları geliştiren grup, yine 3 alt gruba ayrılır: Anapsidler, Diapsidler ve Eurapsidler. Bunların ilki günümüz kaplumbağalarını, ikincisi dinozorlar ve bir önceki yazımda anlattığım üzere kuşları, sonuncusu ise “ichthyosaur” denen devasa “su sürüngenlerini” oluşturmuşlardır. Bu son grup, yunuslar ve balinaların karadan suya dönüşümne paralel olarak oluşmuştur ancak malesef soyları Cretaceous döneminde tükenmiştir.

 

Bahsettiğimiz diğer ana grup ise, vücutlarının sadece sol kısmında tek bir aort geliştirir. Kafatasını yine güçlendirir ancak ilk gruptan farklı bir metotla. Aynı şekilde Otic Notch geliştirir. Ancak kulak yapısı, ilk gruptan farklıdır ve iki tarafta da birer tane, orta kulak ile iç kulağı birleştiren pencereciklerden bulunur ki bu da Evrim’in mükemmel bir kanıtıdır. İşte bu grup, Synapsid Sürüngenler denen gruptur ve bu gruptan daha sonra farklılaşan Therapsid Sürüngenler denen grup, memelileri oluşturacak olan gruptur!. İlk gruptan belirgin bir şekilde, farklı bir yol izlemişlerdir ve çok daha büyük bir beyin yapısı, daha güçlü bir kulak ve daha güçlü dişler geliştirmişlerdir.

 

Elimizde bu geçişlere ait pek çok türler mevcuttur ve hemen hemen geçişler eksiksizdir! O kadar fazla sayıda fosile sahibiz ki, burada hepsini vermeye kalkmak yazının anormal uzamasına ve okumanın imkansız olmasına sebep olabilecektir. Ancak şimdi size, “Daha Fazlası” başlığı altında, Sürüngenler arası çeşitliliğe ve Evrim’e birkaç isim sunacağım. Bu sayede Evrim konusunda bol bol kanıt görebileceksiniz:

 

Gaffney ile Meylan’ın Benton 1988’de yayımladıkları makalede Captorhinus denen ve sürüngenlerin bir kısmının kaplumbağalara evrilmesine ait olan bir türün fosillerinden bahsedilmektedir.

 

Ayrıca Lee’nin 1993’te yayımladığı makalede, sürüngenlerden kaplumbağalara doğru çok daha fazla fosil kaydından bahsedilir. Bunlar arasında Scutosaurus (Orta Permiyan döneminde yaşamıştır), Deltavjatia vjatkensis (Permian döneminde yaşamıştır), Proganochelys (Geç Triassic döneminde yaşamıştır) ve daha henüz isimlendirilmeyen ve Erken Jurassic döneminde yaşamış daha pek çok fosili gösterebiliriz.

 

Evans’ın 1988 yılında yayımladığı araştırmasında Evrim’in muhteşem bir geçiş zinciri görülmektedir: Sürüngenlerin “diapsid” denen ve kafatası ikiye bölünmüş yapıda olan canlılara (Örnek: dinozorlar, yılanlar, timsahlar, vb.) evriminin ufak tefek eksikler haricinde eksiksiz bir geçişi:

 

HylonomusPaleothyris: Yukarıda da açıklanmış olan amniyotlar (4 ayaklı, omurgalı ve omurilikli canlılar).

 

Petrolacosaurus, Araescelis: Bilinen ilk diapsidler. Hylonomus‘a göre çene kemiğinde bir gelişme olmamıştır ve ona benzer diş yapısına sahiptir; bunun yanısıra tamamen kendisine ait dişlere de sahiptir. Hala kulak zarı yoktur.

 

Apsisaurus: Erken Permian döneminde yaşamış tipik bir diapsid. Köpek dişlerinin artık kaybolduğu görülmektedir.

 

Claudiosaurus: Geç Permian döneminde yaşamış ve neo-diapsid olarak tanımlanan gelişmiş bir tür. Halen ilkel bir boyun omurgasına ve kemikleşmemiş bir göğüs kafesine sahiptir. Çok büyük ihtimalle; kertenkeleler, yılanlar, timsahlar ve kuşların ortak atasıdır.

 

Planocephalosaurus: Erken Triassic döneminde yaşamıştır. Kertenkeleler ve yılanları oluşturan gruba aittir. Bazı kafatası kemikleri, dişler ve ayak kemikleri yok olmaya başlamıştır.

 

Protorosaurus, Prolacerta: Erken Triassic döneminde yaşamışlardır. Çok büyük ihtimalle ilk archosaur’lardandır kuşların ve timsahların atalarıdır. Ancak archosaurlarla kuzen olabilecekleri de düşünülmektedir.

 

Proterosuchus: Erken Triassic döneminde yaşamıştır. Kesin olarak bilinen ilk archosaurus’tur.

 

HyperodapedonTrilophosaurus: Geç Triassic döneminde yaşamışlardır. Proterosuchus‘a göre gelişmiş olan erken archosauruslardandır.

 

Sizlere daha sürüngenlerin kendi içlerindeki evrimlerini gösteren kanıtlar da sunmak isterdim ama şimdiden yazı çok uzadı, çok uzun olduğunda okumanın çok zorlaştığına dair eleştiriler geldi, ondan elimden geldiğince kısa tutuyorum. Ancak bu yazılar, Evrim’in kanıtları olmadığını iddia edenlerin hepsine yetecektir. Daha da devam edecek yazılarım aynı hızda zaten. Bitirmeden sadece isimlerini vereyim, aynı sınıf altındaki evrime örnek olsun, isteyenler basit Google aramaları sonucu bu türlere ait bilgiler edinebilirler:

 

De Ricqles’in 1983’teki makalesine göre: Captorhinus, Protocaptorhinus, Eocaptorhinus ve Romeria
Ayrıca Horner et. al (1992) makalesine göre:

 

1) Styracosaurus ve Pachyrhinosaurus arasındaki pek çok tür fosili,

 

2) Lambeosaurus ile Hypocrosaurus arasında bulunan 50 tür fosili!

 

3) Stegoceras ile Pachycephalosaurus arasındaki geçiş fosili,

 

4) Tyrannosaurus ile Daspletosaurus arasındaki geçiş türü fosili.

 

Son olarak da, Carroll’ın 1988’de yayımladığı makalenin 367. sayfasında görebileceğiniz Ianthosaurus, Ophiacodontidae’lerle Edaphosauridae’ler arasındaki muhteşem bir geçiş örneğidir.

Kaynak

probablynogod.blog

 

Yorumlar kapatıldı.