Özgeciliğe ve akraba seçilimine dayalı belirlenimci spekülasyonlara örnek olarak, E.O Wilson’ın eşcinsellik için önerdiği genetik açıklamayı ele alalım. Eşcinseller çocuk sahibi olamadığına göre, Darwinci bir dünyada eşcinsellik genleri nasıl seçilebilir? Atalarımızın toplumsal olarak, çok yakından akrabalardan oluşan, küçük ve rakip gruplar halinde örgütlenmiş olduklarını varsayalım. Bazı gruplar, yalnızca heteroseksüel üyelerden oluşuyordu. Diğerlerinde ise, avlanmada ya da çocuk yetiştirmede “yardımcı” olarak işlev gören eşcinseller vardı: Çocuk sahibi olamazlardı ama yakın genetik akrabaların yetiştirilmesine yardımcı olurlardı. Eşcinsel yardımcılar içeren gruplar heteroseksüel gruplarla rekabette baskın çıkmışsa, eşcinsellik genleri akraba seçilimi yoluyla korunabilir. Bu önerinin hiçbir mantıksız yönü yoktur. Hiçbir eşcinsellik geni tespit etmiş değiliz ve atalarımızın toplumsal örgütlenmesine ilişkin bu hipotezi destekleyen hiçbir şey bilmiyoruz.

Wilson’ın niyeti hayranlık vericidir: Eşcinsel davranışın bazı insanlar için doğal -üstüne üstlük (en azından atalarımızın toplumsal yapısı için) uyum sağlayıcı- olduğunu ileri sürerek, yaygın ve genellikle kötülenen bir cinsel davranışın içkin saygınlığını tesis etmeye çalışır. Ancak izlediği strateji tehlikelidir, çünkü genetik spekülasyon yanlışsa ters teper. Eğer bir davranışı insanların öyle programlanmış olduğu gerekçesiyle savunursanız, olur da varsayımınız yanlış çıkarsa bu davranışı nasıl sürdürebilirsiniz? Çünkü o zaman davranış doğal olmayan ve ayıplanmayı hak eden bir davranış haline gelecektir. En iyisi, insan özgürlüğüne ilişkin felsefi bir tutuma sıkı sıkıya bağlı kalmaktır: Özgür yetişkinlerin özel yaşamalarında birbirleriyle ne yaptıkları ancak kendilerini ilgilendirir. Bunun genetik spekülasyonla temize çıkarılması gerekmediği gibi, aynı yolla mahkum edilmesi de kabul edilemez.

Akraba seçiliminin belirlenimci savlardaki kullanımı beni uzun zamandır kaygılandırsa da, biyolojik potansiyel görüşüm için sunduğu kavrayış derinliğini takdir ediyorum. Çünkü bir zamanlar yalnızca insan kültürüne özgü olduğu düşünülen iyilik yeteneğini de içine alarak, genetik potansiyelin alanını genişletir. Sigmund Freud, en büyük bilimsel buluşlarımızın, türümüzün evrenin merkezinden çekilişini yansıttığını söylemiştir. Kopernik ve Newton’dan önce evrenin merkezinde yaşadığımızı düşünüyorduk. Darwin’den önce bizleri lütufkâr bir Tanrı’nın yarattığını düşünüyorduk. Freud’dan önce kendimizi akılcı yaratıklar olarak görüyorduk (kuşkusuz entelektüellik tarihinin en kibirli iddialarından biridir). Akraba seçilimi, bu geri çekilişin yeni bir aşamasını temsil ediyorsa, diğer hayvanlara hükmetme düşüncesinden onlara saygı ve onlarla birlik bilincine yönelmemize pekala hizmet edebilir.

Stephen Jay Gould
Darwin ve Sonrası

 

Kaynak:

http://www.gaygaye.com/g_espedi_escinsellik_atalarimizdan_mi_geliyor.htm

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s