Birçok hayvan, doğrudan iki cinse ayrılmaz. Örneğin bir mercan kayalığında, balıklar aynı anda ya da farklı zamanlarda hem yumurta hem de sperm üretir. Kuşlar ve memeliler gibi görece daha sosyal canlılar arasında sperm transferinin sağlanması için, ille de cinsel birleşme gerekmiyor.

Homoseksüellik her 10 türden 1’inde var. Bazı türlerde homoseksüellik çok yaygın değilken, bonobonlar gibi bazılarındaysa heteroseksüel ilişki kadar sık yaşanır. Dişi bonobon maymunları, genital organlarını düzenli aralıklarla birbirlerine sürterler.

Omurgalılar arasında homoseksüelliğin bu kadar yaygın oluşu, bu özelliğin genetik bir temele sahip olması durumunda, yalnızca birkaç türde görülen sapkın bir davranış olmadığı olasılığını da beraberinde getirir. İnsanlardaysa, homoseksüellik ‘cinsel bir sapkınlık’ olarak kabul edilemeyecek kadar çok yaygın.

İlk kez Haziran 1997’de, lezbiyen ve eşcinsellerin yaptığı bir gösteriye katıldım. Bu yürüyüş, gördüklerim arasında en büyüğüydü. Her 10 kişiden birinin lezbiyen ya da gay olduğunu duymuştum, ancak hep bu sayının abartılı olduğunu düşünürdüm. Burada ilk kez, eşcinsellerin sayısının aslında sanılandan çok fazla olduğunun farkına vardım.

Bu denli gay ve lezbiyen, bir biyolog olarak benim için hep bir sorun olmuştur. Benim dalım, normal olarak, homoseksüelliğin açıklanamayan bir anomali olduğunu kabul eder. Eğer cinsel birleşmenin amacı üremekse ki bu standart açıklamadır, bu gayler nasıl oluyor da varlar?

Kimileri, bu kişilerin ‘kusurlu’ olduğunu ve gelişimlerinde bir sorunun ya da çevresel etkenlerin cinsel eğilimlerini yanlış yöne çevirdiğini öne sürebilir. Durum gerçekten böyleyse, o zaman, gay ve lezbiyenler, türümüzün evrimi tamamlanana kadar bir süre daha bizimle yaşayacak ve doğal seleksiyonun, Darwin’in ‘düşük gelişimli’ olanları budamasını bekleyecekler.

Darwin yanıldı mı?

Durun bir dakika. Homoseksüelliğin evrimsel bilmecesi hakkında kafam karışmaya başlıyor. Eğer bir kuram bu kadar çok insanda bir sorun olduğunu iddia ediyorsa, belki de sorun o insanlarda değil, kuramdadır.

Birkaç aya kadar cinsiyetini değiştirmiş bir kadın olarak ortaya çıkacaktım. Stanford Üniversitesi’ndeki profesörlük görevimden atılıp atılmayacağımı ve sonunda kendimi bir transseksüel barında garson bulup bulmayacağımı bilmiyordum. Sonunda işimden atılmadım- tüm yönetici sorumluluklarımın alınmasını saymazsak- ve ardından da, evrimin cinsiyet ve cinselliği nasıl değiştirebildiğiyle ilgili daha fazla inceleme yapacak vakit buldum.

Özellikle Darwin’in cinsel seleksiyon kuramına kadar giden evrimsel teorinin yanlış bir yol izlediğini saptadım ve tamamen yanlış ilan edilmesi gerektiğini açıkladım. Birçok biyolog, cinsiyet ve cinsellik üzerine pek çok yeni bulgu bulduysa da, hiçbiri, Darwin’in cinsiyet seleksiyon kuramının tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini söyleyecek kadar ileri gitmedi.

Darwin’in düşüncelerinde göze çarpan iki eksik var.

Bilim adamı 1871’de, ‘Kadınlar, daha çekici, güçlü ve yetenekli erkekleri seçerken, erkek de kendi cinsine selektif çiftleşmeyle güzellik katabilir’ diye yazmış ve şöyle devam etmişti: ‘Neredeyse tüm erkek hayvanlar, dişilerden daha güçlü tutkuya sahiptirler. Dişiyse erkeğe göre daha az azimlidir ve çekingendir.’

Gerçek hayat nasıl?

Bilim adamının bu görüşlerine göre, erkekler ve kadınlar, yakışıklı bir savaşçıya karşı temkinli ama göze çarpan hanım kız rolleriyle birbirlerine uyuyorlar.

Ama gerçek hayat bundan çok daha geniş eksenlidir. Bizimki de dahil birçok türde kadınlar daha pasif değil ve erkekler de birer Arnold Schwarzenegger olmak için ölmüyor.

Kadınlar oldukça sık erkekleri baştan çıkarıyor, erkekler de oldukça sık buna kanıyor.

Dahası, cinslerin üstlenmeleri beklenen roller değişiyor. Hatta Darwin’in, jakana kuşlarında belirttiği gibi, kimi zaman dişiler daha gösterişli, erkeklerse sönük ve sıkıcı olabilirler.

Gerçekteyse birçok hayvan, doğrudan iki cinse ayrılmaz. Örneğin bir mercan kayalığına baktığınızda, balıkların aynı anda ya da farklı zamanlarda hem yumurta hem de sperm ürettiğini görebilirsiniz. Bunlara sırasıyla ‘eş zamanlı’ ya da ‘ardışık hermafroditler’ denir ve yumurta veya sperm üretmelerine bağlı olarak cinsiyet değiştirdikleri öne sürülür.

Üçüncü tip?

Aslında bitkiler de dahil çok hücreli organizmalar arasında en çok rastlanan vücut yapısı, tek bir varlığın, yaşamı boyunca hem erkek hem de dişi gametler üretebilmesidir. Bu yüzden de bir varlığın kesin olarak ‘dişi ya da erkek’ olarak tanımlandığı durumlar, örnek teşkil etmemelidir.

Türler, erkek ve dişinin farklı tiplerini de ortaya koyabilir. Böyle türlerdeki erkeklerin tümü sperm üretirler, ancak vücut yapısı, renk, morfoloji, davranış ve yaşam geçmişleriyle o kadar çok farklılık gösterirler ki tecrübesiz bir bilimci, bunları farklı bir tür olarak bile tanımlayabilir. Aynı şey, yumurta üretmeleri dışında hiçbir ortak yanları olmayan kimi dişiler için de geçerlidir.

Darwin’in anlayışındaki ikinci sorun, kuşlar ve memeliler gibi görece daha sosyal canlılar arasında sperm transferinin sağlanması için, ille de cinsel birleşme gerekmediği gerçeğidir.

Çiftler arasında kaç kez birleşme yaşandığını ve buna karşılık olarak dünyaya gelen yavruları saymayı deneyin. İnsanlarda örneğin 50 yıllık evli, 2 çocuğu olan ve mesela her perşembe seks yapan bir çifti ele alalım. 50 yıl sonunda 2.500 kez sevişmiş olmaları gerekir. Kulağa inanılmaz mı geliyor?

Eğer düzenli bir cinsel yaşamın bu 2 çocuğu büyütmek için daha sağlıklı bir ilişki getirdiğini düşünürsek aslında mantıklıdır. Benzer olarak kuşlarda ve primatlarda ve hatta her yerde, birçok çiftleşme bir dölün yaratılmasının olanaksız olduğu dönemlerde meydana gelebiliyor.

Araştırmamın bu kısmında, Darwin’in cinsiyetlerle ilgili tamamen yanılmış olabileceğini düşünmeye başladım. Bence hayvanların sosyalleşmeleri, ‘üreme fırsatına’ erişme üzerine kurulu; bu fırsat hayvanların üreme için gereksinim duydukları besin ve yuva gibi unsurları da içeriyor. Kontrol ettikleri tüm kaynakları doğrudan kullanan hayvanlar, aynı kaynaklardan, diğerlerinin yardımını çekmek için de faydalanabilirler.

Dahası, hayvanların bu sosyalleşme dinamikleri, aynı ve karşı cinsteki hayvanları işbirliği ve arkadaşlık bakımlarından nereye yerleştireceği yönünde kararlar vermelerini de sağlar. Bu işbirliği çabaları, aileler ve küçük gruplar için farklı yapıların oluşmasını da beraberinde getirir.

Dişi bonobonlarda durum

Sözgelimi, dişi özellik taşıyan sırtlanların ‘penisleri’ni ele alalım. Dişinin klitorisi, bir erkek penisinin büyüklüğü kadar genişlerken, dişi de gün içinde birçok kez diğer dişilerle ilişkiye girmek için ereksiyon haline geçer.

Cinsel seleksiyon kuramı, böyle alışılmadık bir özelliği açıklayamaz. Bana göreyse, penisi olmayan ve dişi özellik taşıyan sırtlanlar, üremeyi sağlayan yolları kontrol altında tutan dişi gruplardan dışlanacaklardır. Ben buna ‘sosyal dahil edilme özelliği’ diyorum ki bu özellik bir bireyin bir gruba kazanılmasını sağlar.

Dişi bonobonların aynı cinsle ilişkiye girmeleri de bir başka sosyal dahil edilme özelliğidir. Genital organlarını düzenli aralıklarla birbirlerine sürtmeyen dişiler, besin bulan gruplara alınmaz ve yavrularını sağlıklı büyütmeleri için gereken korumadan faydalanamazlar.

Bu da, karşı cinsi etkilemek için yapılan hareketlerin, aslında kendi cinsi için de yapıldığını gösterebilir.

Kurama ters düşüyor

İşte başta gösterdiğim sorular tarafından şu anda tamamen sarılmış bulunuyorum: homoseksüellik ve cinsiyet karmaşası ve bunun, Darwin kuramına ters düşmesi.

Bruce Bagemihl, ‘Biological Exuberance: Animal homosexuality and natural diversity’ adlı kitabında, genital yakınlığın yaşandığı 300’den fazla omurgalı türün olduğunu belirtir.

Homoseksüellik her 10 türden 1’inde ortaya çıkar. Bazı türlerde homoseksüellik çok yaygın değilken, bonobonlar gibi bazılarındaysa heteroseksüel ilişki kadar sık yaşanır.

Kimi türlerde yalnızca erkekler birleşebilir, kimilerindeyse yalnızca dişiler. Omurgalılar arasında homoseksüelliğin bu kadar yaygın oluşu, bu özelliğin genetik bir temele sahip olması durumunda, uyum sağlayıcı bir önem taşıdığı ve yalnızca birkaç türde görülen sapkın bir davranış olmadığı olasılığını da beraberinde getirir.

İnsanlarda niye sapkınlık?

İnsanlardaysa, homoseksüellik ‘cinsel bir sapkınlık’ olarak kabul edilemeyecek kadar çok yaygındır.

Ayrıca ben, homoseksüelliğin insanın sağlığını kötü etkilediği savı da reddediyorum. Tarih boyunca ve bütün kültürlerde, aynı cinse yakınlık duyma (homoerotik) karşı cinse (heteroerotik) duyulmasına engel olmaz. Bununla beraber, homoerotik çekim yaşayanların, diğerlerinden daha az sağlıklı olduklarına ilişkin de çok az kanıt vardır. Hem heteroseksüel çiftlerin hepsi de çocuk sahibi değildir.

Peki, homoseksüelliğin uyum sağlayıcı önemi nedir? Homoseksüelliğin, konuşma yeteneği kadar çok yararı vardır. Homoseksüellik, zevkin iletişimini sağlar ve bence kimi zaman insanları dahi kapsayacak şekilde, pek çok hayvanın bir gruba alınmasını sağlayacak ‘sosyal dahil edilme özelliği’dir.

Aynı cinsler arası ilişki ne zaman başarılı bir yaşam sürmeye başlarsa, homoseksüellik de gelişmiş olur. Bu başarılı yaşam, hayatta kalabilmeyi, eş bulmayı ve bir eşin çocuğunu kötülüklerden korumayı içerir. Hangi tür olursa olsun homoseksüellik, başarılı bir hayat için çok önemli ilişkilerin kurulmasını sağlar.

Kaynak:

New Scientist, 17 Ocak 2004

İkincil Kaynak:

http://www.gaygaye.com/g_espedi_escinsellik_evrim.htm

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s