Yıllardan beri Türkiye’de komedi şovları, stand up programları ve diğer komedyanlar eğlenceli gösterileriyle oldukça sükse yapmış ve sempati derecelerine göre halk arasında çok beğeni kazanmış görünüyorlar.  Devamlı olarak ekranlarımıza ve eğlence piyasasına yeni çıkan bu komedyan isimler ve stand up’çıların şov dünyasında yıldızları parladıkça sayıları da gün geçtikçe de çoğalmakta.  Buna rağmen tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bir trend olmuş ve hissedilir derecede artan bu komedi patlamasını fazla da önemsememek gerekir.  Zira patlatılan tüm kahkahalara rağmen gülme olayının sadece % 20’si gerçekten anlatılmış bir fıkra veya espiri sonucu oluşmaktadır. Geride kalan kahkaha ve gülmelerin kaynağı ise sanıldığı gibi mizah ile değil bilakis günlük hayatta nasıl kalacağımız ve bu günlük hayatı nasıl geçireceğimiz ile ilgili..

GERÇEK BİR MİZAH OLMADAN GÜLMEK

Bunun doğruluğunu aslında kendimiz de çok basit bir şekilde deneyebilir ve doğrulayabiliriz. Bunun için sadece sayısız komedi şovlarına bakmak yeterlidir. Bu şaibeli eğlence gösterilerine katılan seyirciler arasında gerçekten katıla katıla ve içten gülenlerin sayısı sadece çok sınırlı kalacaktır. Bunun nedeni aslında sahnede yapılan şakaların çok kötü olmasından da kaynaklanmıyor. Zira, ancak gerçekten çok az sayıda, hatta yok denebilecek kadar az insan, yalnız olduklarında da gülebilmektedir.  Deneyimler gülme olayının daha ziyade grup içindeyken ve gruba bağlı olarak gerçekleştiğini göstermektedir.  Bu anlamda insanları güldürebilmeyi başaran şey, anlatılan fıkradaki önemli espiri noktaları değil, grup içindeki insanların birbirleriyle olan konstelasyonu ve etkileşimleridir. Bu anlamda sosyal grup içinde gülmede başarı sağlayan şey kimin fıkrayı anlattığı, bu kişinin liderlik yeteneği olup olmadığı ve de grubun öncüsü yani sürünün başı olarak ne derece kabul edilip edilmediğidir. Fıkrayı anlatan bu kişi eğer ortamdaki kişilerin ilgisini çekebiliyorsa, benzer şekilde hatta karşı cinsin ilgisini çekmeyi de başarabilmekte midir? Grup içinde şaka ve eğlence iletişimi adı altında oluşan gülüş ve gülmelerin % 80 gibi önemli bir oranı şakasız, hatta herhangi bir espiri içeriği olmadan da gerçekleşmekte..

ALINTI:

Gülme nedenlerini araştıran Baltimore’daki Maryland Üniversitesi’nden psikolog Robert R. Provine ve ekibi, çalışmanın sonunda şu sonuca vardılar: İnsanlar gerçekten komik şakalara değil, banal yorumlara gülüyor. 

Provine, gülmenin insan-öncesi dönemde, gıdıklama eylemine fizyolojik bir tepki olarak evrildiğine inanıyor (Current Directions in Psychological Science, vol 13, p 215). Modern maymunların, oyun esnasında gıdıklandıkları zaman atalarından miras kalan “pant-pant” sesi çıkartarak gülmelerinin devam ettirdiği görülüyor. Bu seslerin insanlardaki “ha-ha”ya dö-nüştüğünü ileri süren Provine, insan beyninin büyüdükçe, gülüşe güçlü bir sosyal işlev yüklediğine inanıyor. 

Gülme insanları birbirine kaynaştıran bir davranış. Oxford Üniversitesi’nden Robin Dunbar kahkahanın endorfin düzeyini yükselttiğini, bunun da sosyal ilişkileri güçlendirdiğini gösterdi. Provine ise gülmeyi sınıflara ayırıyor: “Birileriyle birlikte gülmek ve birisine gülmek arasında çok büyük fark var. Kendisine gülünen insan, alay edilen insan konumundadır. Bunun sonucunda ya daha uyumlu hale gelir ya da toplumdan dışlanır. Ayrıca duygusal ve doğal kahkaha ile sinirli/gergin kahkaha arasında da fark vardır.” 

Farklı gülme şekilleri içinde mizahın yeri yok mudur? UCLA’dan Thomas Flamson’a göre iki kişi arasında paylaşılan mizahın yarattığı kahkaha dostluğu pekiştirir. Provine genel olarak erkeklerin kadınlara göre mizaha daha yatkın olduğunu ileri sürüyor, gülme konusundaki araştırmasının şu gerçeği su yüzüne çıkarttığını söylüyor: Kadınlar genellikle mizahın karşıdan gelmesini beklerken, erkekler ise mizahı karşısındakine sunmaya yatkındır. Bu da başkalarını güldürmenin cinsel seçilimin bir parçası olarak evrildiği anlamına geliyor.

Kaynak:

ossbiyoloji.net

Görsel: Gülme ve mizah merkezi beyinde limbik sistemde yer alır

GÜLME MERKEZİNİN BEYİNDEKİ KONUMU

Amerikalı psikolog Robert Provine, 15 yıldan beri yürüttüğü gülme araştırmaları sonucunda gülme fenomeninin sadece karın ve yüz kaslarının refleksel kasılmalarından ibaret bir olgu olmadığını belirtiyor. Bu araştırmacılara göre gülme eylemin kaynağı ve uyarıcıları sadece üç değişik olgudan oluşmakta: Gıdıklama, güldürücü gaz ve mizah.. Prof. Provine’a göre gülmek, özellikle yoğun bir şekilde ve çoğu zaman da bilinçsizce ortaya çıkan bir sosyal iletişim biçimi veya bir komünikasyon formu, diğer bir deyimle sosyal bir etkileşim olayı. Evrimsel biyologlar ise Homo sapiens’in günümüzden 6 milyon yıl önce yaşamış olan atalarının henüz herhangi bir kültür formları oluşturmadığını, buna karşın insandaki gülme formlarının başlangıçlarına sahip olduğunu düşünüyorlar. Bu varsayım ise gülmenin özellikle evrimsel kronolojide beynin en eski bölgelerinden biri olan limbik sistemlerle ilgili olduğuna dair elde edilen yeni bulgular tarafından da pekiştirilmekte.  Aslında bu daha önce 19. yy’da Azot protoksitin etkisinin keşfedilmesiyle de bilinmişti. Bu gaz en küçük solumada dahi insanı bastıramadığı bir gülme krizine yakaladığı gibi beyni tamamıyla etkisi altına da alıyor. Bu gaz limbik sistem içinde nöronlar arasındaki iletişimi yavaşlatan kasların hareketinin paralize olmasına yol açıyor ve sonucunda sinir sistemi içinde nöronların olduğundan çok daha hızlı hareket etmesi sonucu gülme krizi gerçekleşiyor. Buna karşın insandaki konuşmadan sorumlu merkez ise daha ziyade dış beyin bölgelerinin birinde bulunan Cortex’te yer almakta ve konuşma ile ilgili bu bölümün ise evrim süreçlerinde daha geç dönemlerde oluşmuş olduğu bilinmekte. Bunun gibi gülme ve kahkahayı tetikleyen 3 unsurun da beyin içindeki aynı mekanizmadan ortaya çıktığı bilinmekte. Bu kapalı devre içinde beynin bir bölümü anahtar rol oynuyor (prefrontal korteks medioventral). Herhangi bir şekilde beyinlerinin bu bölümü hasara uğrayan insanlar esprileri, şakaları anlayamıyorlar. Hatta kimileri kahkaha atamıyor bile. Dış kortekste yer alan konuşma merkezinin aksine gülmeden sorumlu bu bölge insan beynin evriminde ilk ortaya çıkan ve evrilen bölgelerden..

 Gülecek çok az şeyi var, konuşacaklar ise bunda daha da az: Homo rudolfensis

Görsel: Gülecek çok az şeyi var, konuşacaklar ise bunda daha da az: Homo rudolfensis

İNSAN NE ZAMANDAN BERİ GÜLÜYOR?

Bazı araştırmacılara göre gıdıklama evrimsel süreçte gülme eyleminin ilk ortaya çıkış nedeni olarak düşünülmekte. Bedenin alışılmadık dışsal bir temas karşısında verdiği savunma tepkisi onu gülmeye zorluyor. Maymunlarda gülmenin de bu şekilde gerçekleştiği biliniyor. Koltukaltı, ayak tabanı, bedenin karın bölgesinin yanları gıdıklanmadan en etkilenen bölgeler çünkü ya başka organlar ya da giysiler tarafından kapatıldığı için dışsal temasa daha az maruz kalıyorlar. Diğer araştırmacılar ise konuşma yeteneğinin henüz var olmadığı, konuşma ile ilgili organların ve sorumlu beyin yapılarının henüz yeterince gelişmediği tarih öncesi dilsiz bir dünyada gülmenin ne kadar önemli olduğunu  şu örnekle açıklıyorlar: Yaklaşık 2,5 milyon yıl önce Homo rudolfensis ilk taş kama ve baltalar icat etmişti. Bu balta ve ilkel kama ile gerçi karşısındakinin kafasını kırabilme yeteneğine sahipti ama buna karşın henüz onunla konuşabilme veya sözlerle anlaşabilme yeteneğine sahip değildi. İlk insanlar gün içinde aydınlıkta hemcinslerinin bu tür agresif saldırılarına karşı -tıpkı hayvanlarda da olduğu gibi- ya üstünlük gösterisi ve karşısındakini korkutma suretiyle ya da tam tersi ondan daha alçak ve güçsüz olduğunu gösteren bir takım tevazu jestleri ya da mimiklerle  korunabiliyorlar veya bu saldırıları bu şekilde geçiştirebiliyorlardı. Fakat gece olduğunda, karanlıkta iletişim için hayati derece önemli olan bu jestler ve mimikler görünemiyordu. Bu dönemde insanlar gece vakti daha ziyade seslere veya gürültülere bağımlıydılar. Birçok araştırmacı ön atalarımızın homurtulu bir şekilde dile getirdikleri  ve  muhtemelen “ben-sa-na-bir-şey-yap-ma-mak / sen-ba-na-bir-şey-yap-ma-mak” anlamına gelebilecek bu ilk seslerde gülmenin kökenin yattığını düşünmekte. Gerçi günümüz zamanda gülmek artık bu kadar hayati bir öneme sahip değil ama günümüzdeki sosyal iletişimlerde  de benzer model ve desenler görülebilmektedir. Mesela telefonda iki kişi birbirlerini görmeden bir konuşma yaptıklarında karşıdaki kişinin gülümseyip gülümsemediğini sezgisel olarak hissedebilmekteler.  Alman araştırmacı Carsten Niemetz bu konuda gülümsemenin konuşmalarda ses melodisini de, nefes alış veriş ritmi ve konuşma ritmi gibi değiştirdiğini gözlemledi.

Görsel: Gülmek sosyalleştirir

SOSYAL YAPIŞTIRICI OLARAK GÜLMEK

Gülme eyleminin % 80’i anlatılan bir fıkraya veya gerçek şakalara dayanmıyor. Çoğu insanlar bilinçli veya bilinçsiz olarak karşısındaki kişiye bir mesaj verebilmek için gülerler.  Bu anlamda gülmek ilk olarak sosyal bir iletişim aracı olmakta.  Bu sözsüz dilin ne kadar önemli olduğunu ise şu örnek açıklamakta: Patron bir çalışanına espirili olduğunu düşündüğü bir fıkra anlatmaktadır. Normal durumlarda patron kendi anlattığı fıkraya sesli olarak hem ilk gülen kişi olmakta hem de çalışanı patronun anlattığı fıkrada bir anlam bulamasa bile bu sesli kahkahaya kahkaha ile yanıt vermektedir. Burada aslında patronun anlattığı fıkra çalışanı güldüren şey değil, patronun varsayılan beklentisidir: “benimle birlikte güleceksin!”. Hakkında oluşabilecek olası bir olumsuz vargıyı veya sonucu göze almak istemeyen çalışan ise genelde bu beklentiye karşılık vererek gülme suretiyle patronun patron olduğunu tasdik ederek aralarında bulunan hiyerarşiyi onaylamış olur. Bir de çalışanın patronuna onu onaylamadığını ve anlattığı fıkraya gülmediğini düşünün. Araştırmacılar hiyerarşiye dayanan bu tür gülme olaylarında onaylanmak için diğerlerinin de gülmesini isteyen ve fıkrayı anlatan kişinin genelde çok sesli ve gürültülü şekilde güldüğünü de ortaya çıkardılar. Gülmeye tepki veren diğer kişilerin ise daha çekinik ve sessiz güldüklerini de..

Buna rağmen gülmek insanlar arasında güç pozisyonlarını belirlemekten başka şeyleri de belirliyor. Gülmek sempati ve antipatileri de belirlemekte. Birbirlerini tanımayan ama birlikte seyahat yapan bir yolcu grubu başlangıçta birbirlerine yolculuğun sonlarına doğru olduğundan daha çok ve daha sık gülmekteler. Yolculuğun daha ilk saatlerinde sık sık gerçekleşen gülmelerle grup içinde kimlerin birbirlerine daha sempatik olduğu belirlenmekte. Bu anlamda gülmek iki insanın birbirlerini dostani ve arkadaş canlısı bulduklarını, birbirlerini onayladıklarını ve ortak bir benzerlikler temeline sahip olduklarını gösterir. Grupta yer edinme ve gruplaşma süreçleri neredeyse tamamıyla bilinçsiz bir şekilde oluşan ve  gerçekleşen bir şey. Gülme temelinde iletişim kurulmasının diğer önemli bir yararı da bu şekilde duyguların sözsel olarak açıkça ifade edilmesine gerek kalmadığı ve bununla başkalarını bilmeden ve istemeden kırma veya gücendirme riskinin de azalması. Sosyal gruplar içindeki bu düzenleyici işlevi sayesinde gülmek araştırmacılar tarafından sosyal bir yapışkan veya toplumsal tutkal olarak da nitelendirilmektedir.

GÜLME DERSLERİ

Gülme esnasında insanların neyi nasıl ilettikleri ve çevrelerine ne tür bir mesaj verdiklerini Dünya genelinde sayıları 200’ü bulan Gelotologlar incelemektedir. (Gelos: Yunanca Gülmek) Bu anlamda Gelotoloji, gülümsemenin insan fizyolojisi üzerindeki etkilerini inceleyen, yeni gelişmekte olan bir psikoloji dalı olmaktadır. Araştırmacılar bunu yaparken de iki ana koldan hareket etmektedirler. Bilim insanlarının büyük çoğunluğu gülerken yapılan yüz mimiklerini inceledikleri halde ancak çok az gülüm bilimci gülme esnasında çıkarılan seslere odaklanmıştır. Gelotologlar şu an gerçek gülme ile yalancı gülme arasındaki farkı ortaya çıkardıklarını düşünüyorlar.  Gerçek gülme uyarmadan en fazla yarım saniye sonra gerçekleşen gülmelerdir. Gülen kişi o anda gözlerini sıkıca kapatmakta ve karşısındakine bakmamaktadır bile. Gerçek gülmelerin diğer göstergesi de yüzde oluşan gülme kıvrımlarıdır. Bu kıvrımlar oluşmadığı sürece gülme eylemi büyük olasılıkla sahtedir.

Gülme esnasında insanın sesinde de birçok olağandışı değişimler gerçekleşmektedir. İçten ve gerçekten gülen bir kadının sesi sadece birkaç milisaniye içinde 1000 hertz’lik bir ses yüksekliğine ulaşmaktadır. Bir insan sesinin normal frekansı ise aslında 100 hertzlik bir titreşim sayısına sahiptir. Araştırmacılara göre gülme eylemini doğuran kompleks ve karmaşık oluşum süreçleri, gülme melodisi, homurtu ve horlama benzeri sesler, ses titreşimlerinin değişimi, bunlar bilinçli yapılan şeyler değil, bu yüzden inandırıcı bir şekilde taklit de edilemezler. Bu anlamda her insan karşısındakinin gerçek anlamda gülüp gülmediğini sezgisel olarak algılayabilmekte..

Levent Alper

Kaynak:

  • Survival of the funniest, Gil Greengross, Evolutionary Psychology, 2008 (book review: http://www.epjournal.net/filestore/ep069095.pdf)
  • The neurology and evolution of humor, laughter, and smiling: the false alarm theory, V.S. Ramachandran Medical Hypotheses, 1998

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s