Önce Toutatis asteroidi, ardından Shoemaker-Levy 9 kuyruklu yıldızı, şimdilerde de
Marduk “Dinozorların yazgısıyla insan türünün yazgısı bir benzerlik gösterecek mi?”
sorusunu sık sık gündeme getirdi, getiriyor!
“Yokoluşun mantığı ve Toutatis” adlı yazısında Luis Walter Alvarez, göktaşı
çarpmasıyla dirimküredeki bazı canlı türlerinin kitlesel yokoluşu arasında bir ilişkinin
varlığına değiniyor. Bu yazıda kitlesel yokoluş tamamen Yerötesi etmenlere bağlanıyor.
Ancak dinozorların kitlesel yokoluşlarını Yersel etmenlere bağlayan bir açıklama da var!
Bu açıklama, Yer’deki etmenlerin evrim sürecindeki önemini yeğler. Bu yazıda heriki
görüşün savlarını sunmaya çalışacağız. Yazının sonunda okuyucu belki kendi kararını
oluşturup, “İşte!…sevgili dinolarımızın gerçek ‘katili’ bu etmendir!” diyecek. Hemen
şunu anımsatalım: bu karşılaştırmalı yazıda ele alınan savlar, dinoların katillerini
belirlemenin ötesinde anlamlar taşır. Yerötesi etmeni yeğleyen sav, Darwin’in evrim
kuramında kullandığı “sınırsız zaman” ilkesini ve dolaylı olarak evrim kuramını
çürütmeyi , “başımıza yağan taşların” evrim sürecini hızlandırdığı savını güçlendirmeyi
amaçlamaktadır.
Canlı evrimini “hızlandırma” konusunda benzer bir çaba, ünlü İngiliz fizikçisi
Lord Kelvin ve arkadaşlarından gelmiş ama başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Eğer
“maymundan geldiğimiz savı” sizi rahatsız ediyorsa, bir dış “müdahaleciye” sarılın!
Yok,… “Evrim sürecini baskın olarak Yer’deki etmenler belirler” diyorsanız, siz diğer
sava sarılacaksınız! Herikisinin birlikteliği olamaz mı?…Yine siz karar vereceksiniz!
Ancak unutmayalım: bilim hiçbir zaman “son gerçek” tanımaz! Richard Feynman’ın
dediği gibi, “Bilimsel kesinlik yok, bilimsel ilerleme var”.

Yerötesi etmen

Yerbilim, dirimbilim, taşbilim, gökbilim ve fizik alanında yapılan çalışmalar Yer’deki
bazı canlı türlerinin kitlesel yokoluşa uğradığına işaret ediyor. Diğer yandan Yer’de
büyük çarpma kraterleriyle karşılaşıyoruz. Yapılan çalışmalar, heriki olayın da (kitlesel
yokoluş ve çarpma kraterleri) dönemsel bir değişim sergilediğini gösteriyor. Daha ilginci,
bu olayların dönemi aynı olduğu gibi evreleri de aynıdır! Eğer Güneş’in, büyük eksen
uzunluğu 2.8 ışıkyılı olan ve oldukça basık bir yörüngede dolanan bir kırmızı cüce
yoldaşı olduğunu varsayarsak, bu dönemsel olayların aynı evreli oluşuna bir açıklama
getirebiliriz.
Yoldaş Yıldız Modeli. R.A. Muller başkanlığındaki Berkeley grubu, yukarıda
sözünü ettiğimiz iki olay arasındaki sıkı ilişkiye açıklama getirebilmek amacıyla,
Güneş’in 26 milyon yıllık döneme sahip bir yoldaşı olduğunu varsayıyor. Kepler yasaları
yoldaş yıldızın eliptik yörüngesinin yarı-büyük eksenini (26 000 000) 2/3= 88 000 AB
olarak saptar. 1 AB = 150 000 000 km (Yer – Güneş arası uzaklıktır). Bu değerin birimini
değiştirip sonucu 2 ile çarparsak yörüngenin büyük eksenini 2.8 ışıkyılı olarak buluruz.
Işık yılı bir zaman ölçüsü değil, uzaklık ölçüsüdür; ışığın bir yılda katettiği yol anlamına
gelir. Yoldaş yıldız enberideyken (Güneş’e en yakın konumdayken) Oort kuyruklu yıldız
bulutunun en yoğun bölgelerini tedirgin eder ve Güneş dizgesinin iç bölgesine
milyonlarca kuyruklu yıldız yağmasına neden olur. Ancak, Jüpiter ve Satürn’ün kuyruklu
yıldızlara çekimsel tedirginlik uygulaması nedeniyle bu bölge, kuyruklu yıldızların
“öldürücü” etkilerinden bağışık kalır. Tüm bu “body guard”ların koruyucu etkilerine
karşın yine de 20 – 30 kuyruklu yıldızın Yer’e çarpması beklenir. Dinolar bu tür
çarpmaların bir bölümünden kurtulmuş olabilir. Ancak, Cretaceous döneminde çarpan
büyük bir kuyruklu yıldız bu dev sürüngenlerin neslinin tükenmesine neden olmuş
olabilir (Çizelge 1). Çarpmanın sonucu olarak büyük niceliklerde toz atmosferin üst
katmanlarına dek çıkacak ve orada aylarca asılı kalacaktır. Güneş ışığından yoksun kalma
fotosentezin durmasına, bitkilerin geçici olarak ölmelerine neden olacaktır. Ot yiyen
dinoların besinsiz kalmaları ve sıfırın altındaki sıcaklıklar bu neslin tükenmesi anlamına
gelecektir.

Çizelge 1. Jeolojik zaman ölçeği. Yaş ve süre milyon yıl olarak verilmiştir. Paleozoic çağ çizelgeye
alınmamıştır.

Varsayılan yoldaş yıldız bugüne dek gözlenemedi. Bu, yıldızın 7 kadirden daha
sönük olduğu anlamına gelir. Bu tür yıldızlar Yale parlak yıldızlar dizininde yeralmaz.
Eğer yoldaş anakol yıldızıysa, kütlesi Güneş kütlesinin (M) 0.3 denlisinden daha az,
Oort kuyruklu yıldız bulutunu tedirgin edebilmesi için de 0.05 Güneş kütlesinden daha
fazla olmalıdır. Güneş’e yeterince yaklaşıp kuyruklu yıldız bulutunu tedirgin edebilmesi
için yörünge basıklığı 0.6 – 1.0 aralığında olmalıdır. Kütlesi, 0.05 M < M< 0.3 M
aralığındaysa, öngörülen yıldızın kırmızı cüce olması gerekir. Kırmızı cüceler
gökadamızda bolca bulunan yıldız türüdür. Bugüne dek yapılmış olan yakın yıldız
çalışmalarında yoldaş yıldızın gözlenememiş olmasının nedeni, özdevinimi ve dikine
hızının hemen hemen sıfır olması olabilir. Berkeley grubu ıraksınımı (parallax) büyük
olan kırmızı yıldızları bu amaçla araştırıyor. Ancak hangi yöne bakacaklarını bilemiyor
olmaları büyük bir engel! Varsayımsal yoldaş yıldızın Güneş üzerine uyguladığı çekimsel
tedirginlik, bize en yakın yıldız (4.3 ışık yılı) olan Proxima Centauri’nin çekimsel
tedirginliğinden daha azdır. Bu tür bir yıldızın Güneş çevresindeki yörüngesinin molekül
bulutları ve yakın komşuluğumuzdan geçen Samanyolu yıldızlarınca bozulması 109 yıl
sürer. Bu denli yüksek yörünge kararlılığı Yer’deki kitlesel yokoluşlara açıklama
getirebilir. Ancak, aynı rakam yoldaş yıldızın Yer’in oluşumundan bu yana aynı
yörüngede bulunamayacağına da işaret eder! Berkeley grubu en olası senaryoyu şöyle
kuruyor: Yoldaş yıldız bir zamanlar Güneş’e çekimsel olarak sıkı sıkıya bağlıydı. Yakın
komşuluğumuzdan geçen yıldızların çekimsel etkisiyle bu bağ giderek zayıflamıştır.
Çarpma kraterleri üzerine yapılan çalışmalar bu spekülasyonu doğrulayabilir. Çünkü,
krater çalışmaları kuyruklu yıldız “yağmurlarının” dönemi ve şiddetine ilişkin bilgiler
verir. Örneğin, krater çalışmaları Ay üzerine yapılan en büyük kuyruklu yıldız
bombardımanının 3.9 milyar yıl önce sona erdiğine işaret ediyor. Bu bombardıman,
varsayımsal yoldaş yıldızın iç yörüngeden daha dış bir yörüngeye saçılması nedeniyle
durmuş olabilir. Yer’deki ilk yaşam belirtileri üzerine yapılan izotop çalışmaları yaşamın
bu bombardımanın hemen ertesinde başladığına işaret ediyor.
Çarpma kraterlerinin dönemi. Yer’e çarpan bir kuyruklu yıldızın kraterinin
bulunma olasılığı % 10 – 25 dir. Bu, düşük bir olasılıktır. Çünkü, birçok çarpma bölgesi
(örneğin, okyanus yatakları) üzerine yapılan çalışmalar henüz tamamlanmamıştır. Ancak,
Yerötesi etmen modeli herbir kuyrukluyıldız “yağmurunda” birden fazla çarpmanın
olacağını öngördüğünden herbir “yağmura” ilişkin en az bir kraterin bulunma olasılığı
oldukça yüksektir. Çarpma kraterlerinin yaşları üzerine yapılan çalışmalar, 28 milyon
yıllık bir dönemin olduğu yönünde sonuç veriyor. Bu bulgu, kitlesel yokoluş dönemi ve
evresiyle çakışmaktadır. Şekil 1, çapı 10 km den daha büyük olan çarpma kraterlerinin
yaşını gösteriyor. Oklar, 28 milyon yıllık döneme işaret eder. Dönem üzerine yapılan
yanılgılar ± 1 milyon yıldır.

Şekil 1. Türlerin neslinin tükeniş oranını zaman göre gösteren çizelge. Oklar 26 milyon yıllık döneme işaret eder.

Öngörüler. Türlerin kitlesel yokoluşunu açıklamaya çalışan bu model Güneş’in
bir yoldaşının olduğunu varsaymaktadır. Eğer bulunursa Berkeley grubu bu yıldıza
“Nemesis” adının verilmesini öneriyor. Nemesis eski bir Yunan tanrıçasıdır; felaket ve öç
almayı simgeler! İlginçtir ki, Yunanca’da felaket sözcüğü iki sözcüğün biraraya
gelmesiyle türetilir: “Kötü yıldız”. Yıldızın sağduyulu bir başka isim babası da Texas
Üniversitesi’nden Harlan Smith’dir. Smith, yoldaş yıldıza “Siva” denmesini öneriyor.
Siva hem yokoluşu hem de varoluşu aynı anda simgeleyen bir Hint tanrısıdır. Gerçekten
de kitlesel yokoluşlar evrim sürecinde ikili rol oynar: dirimküre sahnesinden bir canlı türü
“çekilirken” bir başka tür ortaya çıkar.
Modelin bir öngörüsü şudur: çalışmalar kuyruklu yıldız çarpma kraterlerinin
kitlesel yokoluşla ilişkisini kurduğuna göre, krater yakınlarında iridyum katmanları
oluşmuş olmalıdır. Gerçekten de Permian/Triassic döneminde oluşmuş olan bir krater
yakınlarında iridyum tabakası bulunmuştur. İridyum Yer’de doğal olarak bulunmayan bir
kimyasal elementtir. Bu elementin varlığı, ve ek olarak çarpma bölgesi sınırlarındaki
maddelerin şok dalgalarınca etkilenmiş olduğunun belirlenmesiyle çarpma modeli
güçlenecektir.
Model, tüm değilse bile bazı kitlesel yokoluşlarda birden fazla çarpmanın
gerçekleşmiş olmasını öngörüyor. Bu da araştırmacıları birden fazla iridyum katmanının
varlığını araştırmaya itiyor. Bugüne dek yapılan çalışmalarda birden fazla iridyum
katmanı bulundu. Diğer bir deyişle, çoklu katmanın olmadığına ilişkin kesin bir kanıt
yok! Alvarez’in çalışma grubu şimdi yeni bir iridyum algacıyla çalışıyor. Bu algaç,
Iridyum-192 radyoaktif elementinin bozunmasıyla açığa çıkan gamma ışınlarını 317 keV
ve 468 keV erke düzeylerinde algılamaya çalışacak. Bu algaç yardımıyla adı geçen
modelin öngörüleri sınanabilecektir.
Yokoluş süresi. Kuyruklu yıldız yağmurunun süresi yoldaş yıldızın yörünge dış
merkezliliğiyle orantılıdır. Yoldaşın Oort kuyruklu yıldız bulutuna uygulayacağı
çekimsel tedirginliğin yeğinliği, yoldaş yıldızın buluta olan uzaklığının kübüyle ters
orantılıdır (1/r3). Eğer yoldaş yıldızın yörünge dış merkezliliğini 0.6 – 0.9 aralığında
düşünürsek, kuyruklu yıldız yağmur süresi 100 000 – 2 000 000 yıl olacaktır. Yağmurun
kısa sürmesi için yörünge dış merkezliliğinin çok büyük ve kararsız olması gerekir.
Yukarıdaki değerlerle hesaplayacak olursak, tipik bir kuyruklu yıldız yağmurunda Yer’e
1 milyon yıllık bir süre içinde, herbir çarpma arası 50 000 yıl olmak üzere 10 çarpma
gerçekleşecektir.
Kuyruklu yıldız yağmur modelinden çıkan ilginç bir sonuç şudur: yağmur
sırasında tüm türlerin nesli aynı zamanda tükenmez. Bazı türler çarpmanın erken
aşamalarında yokolur. Bazıları birçok çarpmadan yara almadan kurtulurken son ve en
büyük çarpmaya yenik düşer. Bazı taşbilimciler türlerin kitlesel yokoluşunun ansızın
değil, 1 milyon yıl veya daha uzun zaman dilimlerinde gerçekleştiğini savunur.

Meteor Çarpması ve Kitlesel Yokuluş / Meksika Körfezi'ndeki Chicxulub Krateri
Evrim


Eğer kuyruklu yıldız yağmur modelinin “doğruluğu” gösterilebilirse, Yer’in
dirimküresinde süregelen evrim süreçleri bugüne dek ileri sürülen savlardan oldukça ayrı
bir karaktere bürünecektir. Darwin’in evrim kuramının varsayımı, evrimi belirleyen temel
etmenin türler arasındaki rekabet olduğu yönündeydi. Önerilen model, böylesi bir evrim
sürecinin ancak iki kuyruklu yıldız yağmuru arasında geçen, göreli olarak sakin, 26
milyon yıllık dönemde olabileceğini savlar. Evrim sürecinde, her 26 milyon yılda bir yeni
bir aşama gelişir. Yer, tüm gezegeni etkileyen bir çarpma “felaketine” uğrar. Bu tür bir
felaket olmasaydı memeliler dinozorları “altederek” tarih sahnesine çıkamazlardı.
Kuyruklu yıldız yağmuruyla gelişen sürecin bizim bildiğimiz evrim sürecine olan etkisi
nedir, bilemiyoruz; ancak, önemli bir etkide bulunma olasılığı vardır. Bu süreç, “baskın”
türlerin neslini tüketirken “çekinik” türlerin gelişmesine yolaçabilir.
Evet, evrim sürecini dış etmene bağlayan görüş böyle savlar ileri sürüyor. Şimdi
de hem dinoların yazgısını hem de evrim sürecini Yersel etmenlere bağlayan görüşü
inceleyelim.
Yersel etmen


Yerötesi etmeni yeğleyen model ot yiyen dinoların besinsizlikten yokolduklarını
savunduğuna göre, Yersel etmeni yeğleyen modelin o dönemin bitki örtüsü üzerine olan
görüşlerini incelemede yarar var!
Yersel etmen modeline göre, yaşamın Yer üzerinde yaptığı en önemli etkilerden
biri, bitkilerin Yer iklimi üzerine yaptığı değişikliklerdir. Bitkiler Güneş erkesini
kullanarak suyu topraktan yapraklarına pompalar. Yapraklarda depolanmış olan su daha
sonra buhar olur. Bu süreç yağmur çevriminin sürekliliğini sağlar. Yağmuru oluşturan su
damlacıkları Güneş’in sürekli etkisi altında kalır ve Güneş erkesini soğururlar. Buhar
yoğunlaşıp yağmur olarak düşerken salınan erke Yer’in rüzgar dizgesini oluşturur. Nemli
havayı okyanuslardan karalara ve dağlara taşıyan bu rüzgarlar daha fazla yağmur
yağmasına ve daha fazla erke salınmasına neden olur. Bu süreç, Yer yüzeyini soğutur,
bitki yaşamı ve tüm Yer konuşlu organizmaların kullandığı su niceliğini dev boyutlarda
arttırır. Karalardan denizlere sızan besinler oradaki yaşamın da artmasına neden olur. En
yoğun biçimiyle uçlaklarda (kutuplarda) gözlenen soğuma daha fazla rüzgar ve yağmur
uyartarak erke akısındaki artışa katkıda bulunur.
Örneğin, 20 milyon yıl önce ilk kez geliştiklerinde otlar kıtaların iç bölgesinde o
zaman çöl olan bölgeleri kaplamıştı. Bu otlar, suyu toprakta tuzaklayarak ve onu havaya
taşıyarak sıcak olan kıta içi bölgelerin soğumasına neden oldular. Böylece hızlı soğuma
eğilimi başladı. İlk kez Antarktika’da buz bölgesi oluştu. Yer’in ilk buzulu 200 milyon
yılda oluştu. Soğuma daha nemli hava üretti: bitki örtüsü arttı, buzul çağında doruk
noktasına ulaştı ve soğuma son 200 milyon yıl boyunca, buzul çağları arası dönemde
sürdü. Bugün, tropik bölgelerdeki yağmur ormanlarının kesilmesi sonucunda bu etkinin
belki de tersine tanık oluyoruz. Yağmur ormanları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla iki
veya üç kez daha fazla yağmuru çevrime sokuyor ve rüzgar oluşumu için gerekli erkeyi
üretiyor. Çevrimi ortadan kaldırdığımız zaman soğuma etkisini hemen durdurmuş
oluyoruz. Atmosferdeki erke akısı ve tüm Dünya’daki rüzgarlar azalıyor. Bunlarla
birlikte, nemli havanın deviniminden kaynaklanan ve kıtaların iç bölgelerine dek
sızabilen yağmurlar da azalıyor. İnsanların tarıma yönelik orman “katliamları” büyük bir
olasılıkla tüm Dünya’da ısınmaya neden oluyor. Bu etki, sera etkisine neden olan
karbondioksit gibi gazların etkisinden daha fazladır. Bu yüzyılın başlıca ısınma eğilimi
gösteren dönemi, 1920 – 1940 ve 1980 li yıllardır. Bu dönemlerin hiçbiri sanayi
gelişiminin hızla ilerlediği dönemleri içermiyor. Ancak heriki dönemde de dev
boyutlarda orman “katliamları” ve 1930 lu yıllarda tarım alanlarının “katliamı” olmuştur.
Dirimsel süreçler jeolojik süreçler yardımıyla da yüksek erke akısına katkıda
bulunmuş olabilir. Örneğin yüzmilyon yıl önce, kökleri daha derinlere inebilen ve daha
yaygın olan çiçekli bitkiler dinozorların nesli tükendikten 35 milyon yıl sonra kıta
coğrafyasında gözlenen büyük değişikliklere katkıda bulunmuştur. Dinozorların çağı olan
Mesozoic dönemin tamamında dinozorlar kıtaların iç bölgelerindeki alçak denizlerin
çevresinde bulunan bataklık yörelerde yaşıyorlardı. Kıyı şeridinin dalga devinimleriyle
aşınmaya uğraması ve bitki yakalayan sedimentler yoluyla oluşan deltalar arasındaki
dengenin çok az da olsa bozulması, bu denizlerin hızla ortadan kalkmasına neden olacaktı
ki bu durum gerçekten de 65 milyon yıl önce gerçekleşti. Denge, kıyı bitkilerinde daha
etkin köklerin gelişmesi ve sedimantasyonun artmasıyla bozulmuş olabilir. Kıta iç
bölgelerinin çoğunu kaplayan alçak denizlerin ortadan kalkması daha değişken bir iklim
yaratmıştır. Kıtaların iç bölgeleri kışın daha soğuk ve yazın daha sıcak olmaya başladı.
Bu sıcaklık farklılığı rüzgar ve yağmurları arttırdı ve yaşam için kullanımda olan erkenin
artmasına katkıda bulundu.
Evrim çevrenin değişmesine neden olurken çevre değişikliği de yanıt olarak
evrimi “hızlandırıyordu”. Daha sert kıta iklimleri, memeliler gibi çabuk değişen iklim
koşullarına uyabilecek organizmalara gereksinim duyuyordu. Bu organizmalar hemen
hemen ikiyüz milyon yıllık dinozor üstünlüğünü sona erdiriyor, sevgili dinoların neslinin
tükenmesine neden olan tek etmen olmasa da bu tükenişe büyük katkıda bulunuyorlardı.
İşte Yersel etmeni yeğleyen modelin savı da böyle! Yersel etmen savunucularının
Yerötesi etmenin savunucularına yönelttiği soru: “Son yıllarda dinozor neslinin tükenişi,
Yer – kuyruklu yıldız çarpışması gibi tamamen gelişigüzel ve bir dış etmene bağlanıyor.
Bu görüşün savunucularının şu soruyu yanıtlaması gerekiyor: kuyruklu yıldız modeli
kıta içi denizlerin kurumasını nasıl açıklıyor? Bu denizlerin kuruması Mesozoic çağın
sonu ve dinozor neslinin tükenmesiyle eşzamanlıdır”.
Orman ve tarım alanları katliamlarıyla, kloroflorokarbonlarla, nükleer sızıntılarla
kendi neslimizi tüketmeden önce bu sorunun yanıtını bulacağımızı umuyorum!

Kaynaklar.


Lerner, E., The Big Bang Never Happened, Times Books, Random House, Inc., NY,
1991.
Muller, R.A., Evidence for a solar companion star, The Search for Extraterrestrial Life:
Recent Developments, ed. M.D. Papagiannis, IAU Symposium No: 112.

Kaynak:

http://astronomy.ege.edu.tr/~rpekunlu/BGPop/DinosorlarinOykusu.pdf

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s