Yaklaşık 1-2 haftadır blog da yazabileceğim bir konu bulamama sıkıntımı God Like ın son günlerde değindiği Evrim Teorisinin bilimsel gerçekliğini irdelediği post’una kırkiki’nin konseptine uygun bir şekilde farklı bir yaklaşımdan bakarak sonlandırmaya karar verdim. Yazıya gelen yorumlardan anladığım kadarıyla, Charles Darwin’in ve doğa bilimleri literatüründe çığır açan Evrim Teorisi’nin sadece bilimle dinleri karşı karşıya getirildiği bir tartışma konusu olarak ele alınması, Darwin’in bilimsel çalışmaların 19.yy dan itibaren bilimsel dayanak olduğu bir çok toplumsal, ekonomik ve siyasi olgunun incelenememesine ve bu alanda Evrim Teorisine ve gmenel anlamda Darwinizme yöneltilen eleştirilerin (Evrim Teorisinin temel biyolojik içeriğinin akıllı tasarım gibi fikirler kullanılarak yalanlanmaya çalışıldığı ilkel argümanlardan bahsetmiyorum) ele alınıp cevap verilememesine neden olmakta Aynı zamanda Darwin’in düşünce tarihindeki büyük etkisi de tam olarak anlatılamamaktadır. Bu nedenle bu yazıda genel olarak Darwinizmin ülkemizdeki tartışmalarda biraz daha arkada kalan fakat düşünce tarihini ve insanlığı daha büyük bir ölçüde etkilediği yönünden, Sosyal Darwinizmden söz açmak niyetindeyim.

Genel anlamda bilindiği gibi, Darwin’in teorisi evrimi, doğadaki kıt kaynaklar nedeniyle  biyolojik organizmalar arasındaki mücadelenin ortaya çıkardığı doğal seçilimle temellendirerek açıklar, adaptasyon ya da türleşme gibi genetik süreçlerle beraber değişen koşullara uyum sağlayabilen türlerin varlıklarını devam ettirdiği, uyum sağlayamayan bir anlamda daha güçsüz türlerin yok olduğu bir tek yönlü bir süreç, sadece uyum sağlayanın  hayatta kaldığı bir durum (“survival of the fittest”).  Darwinizm ya da Sosyal Darwinizm ise bu teorinin sosyal alana uyarlanmasıyla oluşan ve gerek siyasi felsefede gerek 19.yy da daha yeni politik ekonomiden kopmaya başlamış ve yeni filizlenmekte ekonomi disiplininde büyük etkileri olan ve daha sonra tüm sosyal bilimleri doğa bilimlerine metodoloji olarak yaklaştıran ve bir çok ideolojik akımı içinde barındıran bir düşünce tabanıdır. Tıpkı doğada olduğu gibi toplumsal hayatta da kaynakların kıt olmasının ve her bireyin kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesi nedeniyle ortaya çıkan toplumsal mücadelenin tıpkı doğadaki doğal seçilime benzetilmesi ve bunun da dolaylı yoldan insalar arası eşitlik kavramının tamamen yanlış olduğu, toplumsal ve ekonomik yapıdada en güçlü olanın hayatta kalması gerektiği sonucuna ulaşılması gerektiğini kabul eden görüş ilk defa klasik liberalizm akımına bağlı Herbert Spencer tarafından 19.yy ın ortalarında Darwinizm olarak adlandırılabilecek biçimde ortaya atılmıştır. Darwinizmin 19.yy Klasik liberalizm akımına bağlı ve elitist olarak değerlendirilebilecek Herbert Spencer’ın topluma “en iyi uyum sağlayanın olanın hayatta kalması” konseptindeki görüşü tarafından, toplumsal alanda bireyler arasındaki mücadelenin engellenmemesi  gerektiğini, eşitsizliklerin doğanın bir “kanunu” olduğunu, bireyin mükemmelleştirilmesi ve insanlığın ilerlemesi için güçsüzün ve zayıfın korunmaması gerektiğini (alt sınıflar) savunan bu bireyci ve anarşizme yakın liberalizm anlayışıyla beraber sosyal bilimler literatürüne girmesi her ne kadar normal olsa da (aynı zaman dilimi neticede) insanlık tarihi açısından bir şanssızlık olarak görülebilir.

Herbert Spencer

Spencer’ın ortaya attığı toplumsal her alanı kapsadığı bu görüşün Darwin’in “Türlerin Kökeni” adlı çalışmasından önce oluşturulması ve Spencer’ın Darwin’in görüşlerini kendi argümanlarına uygun olarak kalibre etmesi, Darwin’in sosyal alandaki etkisinin en önemli karakteristiğini göstermesi bakımından önemlidir: C. Darwin’in biyoloji disiplininde çığır açan Evrim Teorisi’nin sosyal alanda kendi başına bir akım oluşturmamasına rağmen daha önce var olan düşünce akımlarına ve gelişmekte olan ideolojilere bilimsel bir taban yaratması, pozitif bilimlerin toplumsal etki konusunda dinlerin yerini aldığı bir dönemde artık toplumsal yaşamın dinamiklerini anlama konusunda din ve gelenekler yerine bilimsel yaklaşımların kullanılmasını tetikleyip insanlık tarihi açısından bir gelişme unsuru yaratmasına rağmen; var olan bazı uç noktalardaki düşüncelerin de Darwin’in görüşleri tarafından desteklenmesi de, geçtiğimiz yüzyılda düşünce akımları ve ideolojilerin pratikte birçok olumsuz hatta tehlikeli sonuçlarınının yaşanmasına sebep olmuştur.

Öncelikle, Darwin’in Evrim Teorisi nasıl doğanın incelenmesinde bir çığır açıp biyoloji biliminin temelini oluşturup  yarattığı metodolojiyle tanrı kavramını konu dışına ittiyse, aynı konsept sosyal bilimler için de geçerli bi durum olmuştur. İlk olarak Fransız aydınlanmasıyla temeli atılan, insan da doğanın bir parçası olduğu için toplumsal durum ve olaylar da doğa bilimlerinin yöntemleriyle incelenebilir görüşü Darwin’in görüşlerinden kaynak alarak daha da gelişmiş ve özellikle politik ekonomi ve siyasi felsefe de din ve gelenekten çok insanın rasyonalizminin üzerinde durulmasının önemi artmıştır. Tamamen bilimsel temele oturtulmuş düşünce sistemlerinin, “ideolojilerin” ortaya çıkışı ve 19. ve 20. yy larda toplumdaki etki alanları bu durumu kanıtlar niteliktedir. Fakat insanın doğa içindeki yerini kavraması ve bunun bilincinde olması, ayrıca tıpkı doğada olduğu gibi insanın toplumsal oluşumlarında da dinamiklerin artık bilimsel yöntemlerle anlaşılmaya çalışılması düşünce tarihi açısından büyük bir gelişme olmasına rağmen, Darwin’in teorisinin sosyal bilimleri kapsayacak bir biçimde dar görüşlü bir şekilde genişletilmesi, insanlık açısından sancılı bir çok olgu yaratmıştır. Bu durumun temel nedeni daha önce bahsettiğim gibi Darwin’in bilimsel metodunun bazı uç düşünceler tarafından Darwin’in kendi görüşleriyle pek alakası olmayan bir şekilde sırf bilimsel bir dayanak arayışı içinde kullanılmasında, ayrıca Evrim Teorisinin felsefi bir bakış açısı içerisinde incelenmeden, Darwin’in doğa hakkındaki pozitif analizlerinin toplumsal alanda normatif bir şekilde bir politika aracı olarak kullanılmasında yatmaktadır. Darwin doğadaki evrimin “nasıl” olduğuna işaret ederken, Darwinizm ve destekçileri toplumsal anlamda evrimin “nasıl olması gerektiğini” vurgulamıştır. Darwin’in ve teorisinin bu bağlamda siyasi, ekonomik ve toplumsal etkilerinidaha basit derine inmeyen bir yaklaşımla sınıflandırılması ve ortaya çıkardığı düşünce sistemlerinin incelenmesi konunun tarihsel anlamda somut bir takım örneklerinin görülmesine olanak sağlar.

  • Irkçılık ideolojisi ve “eugenics“: İnsanlık Tarihinde toplumsal yaşam içersinde insanlar arasındaki eşitsizliğe dair ilk çağlardan itibaren sorular ve cevaplar üretilmesine rağmen, belki de hiç biri ırkçılık kadar dar görüşlü ve Darwin’in görüşleriyle beraber bilimsel temel sağlama imkanına kavuşup politika aracı haline gelmesiyle bu kadar tehlikeli hale gelmemiştir. Darwin’in insanı doğa içersindeki yerini bilimsel olarak belirlemesiyle beraber, Arthur de Gobineau tarafından temelleri atılan ırkçılık teorisi, yani insanlar arasındaki eşitsizliği farklı toplumlar arasındaki kalıtımsal farklılıklarla açıklamaya çalışan görüş, Evrim Teorisi’nin Darwin’in kuzeni Francis Galton tarafından yorumlanmasıyla farklı bir boyuta taşınmıştır. Galton, insanların mental özelliklerini de tıpkı doğadaki türlerin fiziksel özelliklerini nesilden nesile taşıması gibi aktardığını ve toplumda güçsüz, yeteneksiz ya da daha az zeki insanların “üstün” insanlardan daha fazla çoğaldığını savunmuş, alt kesimlere toplumsal refah politikalarıyla yardım edilmesinin (devlet tarafından verilen sağlık hizmetleri gibi) “üstün” yani daha zeki ve yetenekli olan insanların toplumdan silinmesine sebep olduğunu ileri sürmüş, yani dolaylı yoldan daha az zeki ve yeteneksiz insanların doğal seçilim içersinde yok olması gerektiği bununda insanlığı ileriye götüreceği sonucuna varmıştır. Her ne kadar Galton da kendi görüşlerinin ilerki yıllarda ne gibi politikaları haklı çıkarmak için kullanılacağını görmemiş olsa da, Ernst Haeckel gibi ırkçı bilimadamları ve düşünürlerin de etkisiyle bu argümanlar ‘eugenics’ denilen insan ırkını mükemmelleştirmek, yani üstün insanların genlerinin kalıtımsal devamlılığını sağlamak amacıyla genetik ayıklamanın uygulanması şeklinde ifade edilebilecek politikaları beslemiştir. Bu gibi politikaların dönem dönem dünyanın bir çok yerinde örnekleri görülmesine rağmen sanırım ilk akla gelen örneği Almanya’da Nazi partisi tarafından üstün olarak kabul edilen Aryan ırkının devamlılığını sağlamak  amacıyla uygulanan genetik yöntemler ve aşağılık olarak kabul edilen Yahudilere karşı uygulanan soykırımla beraber güçlendirilen ırkçılığın son noktası olan politikalar. Sonuç olarak Darwin’in pozitif bilimsel analizlerinin uç düşünceler tarafından politika aracı olarak çarpıtılmış şekilde kullanılmasının tarihte sebep olduğu insanlık travmalarını görmek zor değil.
  • Klasik ekonomi ve “Laissez Faire“  liberalizmi: Sosyal Darwinizm ile klasik ekonomi akımı arasındaki ilişkinin kökeninde Thomas Malthus ve onun Nüfus Kuramı vardır denilebilir. Klasik iktisat akımının öncülerinden kabul edilen Malthus’un insanlığın nüfus artış hızının kaynakların (özellikle gıda) artış hızından fazla olduğu, matematiksel anlamda ifade edilirse nüfus artışı geometrik bir dizi izlerken, kaynakların artış hızı aritmetik bir dizi halinde artması, bu nedenle uzun vadede zorunlu bir şekilde var olan kaynakların var olan populasyona yetmeyeceği ve bununda bir doğal ayıklanma süreciyle beraber dengeye oturması gerektiğini, ve sistemde oluşacak bu gibi dengesizliklerin tamamen çok fazla çoğalan alt sınıflar tarafından kaynaklandığını savunduğu bu görüş, doğal seçilim kısmıyla Darwin’in kendisi de dahil olmak üzere daha sonra Herbert Spencer başta olmak üzere tüm Darwinistleri, devletin ekonomiye müdahalesinin (alt sınıflara yaşamsal destek gibi) dengesizlik getirdiğini öne sürdüğü kısım ise liberalizm ve klasik ekonomiyi etkilemiştir. Metodoloji olarak yeni oluşmaya başlayan iktisat disiplinin de Darwin ile paralel olarak doğadaki kıt kaynaklar üzerine kurulu olması ve insanların maddi çıkar çatışmalarının kaynakların dağılımı üzerine etkisinin ise Darwin’in biyolojik anlamda kuramsallaştırdığı doğal seçilim süreciyle benzeşmesi, Darwin’in Evrim Teorisinin toplumsal alana doğru da genişletildiğinde de spesifik bir seviyede bilimsel gerçekliğini koruduğunu, ve bu durumun klasik ekonomi ile birlikte liberalist iktisat politikalarının uygulanmasında etkisinin olduğu görülebilmektedir. Kıt kaynaklar gerçekliği ve birey, grup ya da sınıfların çıkar çatışmalarının varsayımsal rasyonalitesiyle beraber toplumu optimum bir noktaya götürme amacında olan iktisat disiplininin bu konudaki ilk argümanları; insanların edimlerinin ve hareketlerinin kaynağının kendi çıkarlarını takip etmesi olduğundan dolayı en rasyonel ve doğayla paralel olan bir sistemin ve optimal denge noktasının tüm rasyonel bireylerin çıkarları doğrultusunda davranmasının engellenmediği bir sistemi, dışardan hiç bir baskıyla da bu sisteme müdahale edilmemesi gerektiğini savunmak doğrultusunda olmuştur. İşte bu “ne olması gerektiği konusundaki” akademik düzeyde görüşler, sermaye sahibi burjuva tarafından üstünlüklerini devam ettirme çabası içersinde Darwin’in bilimsel görüşleriyle de harmanlanarak kullanılması “laissez faire, laissez passer” (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) şeklinde bir doktrin olarak Amerika ve Britanyadaki sermaye sahipleri tarafından ekonomik politikaları etkisi altına almış, devletin ekonomideki rolunün tamamen engellenmesi sonucunda Sanayi Devrimi sonrası özellikle Britanya’da ortaya çıkan sağlık ve çevre sorunları, fabrikalarda çocuk işçilerin çalıştırılması ve altyapının yetersizliği konusundaki sorunları beraberinde getirmiştir. Günümüz 3. dünya ülkelerinde de bunun gibi toplumsal sorunlara, eşitsizlik ve adaletsizliğe ve bunları daha da derinleştiren neoliberal politikalara baktığımızda Darwinizm ve liberalizm arasındaki ilişkiyi ve Sosyal Darwinizmin dolaylı olarak insanlığa yol açtığı zararları görmek zor değil.

Sonuç olarak, C. Darwin gibi çağının ötesinde bilim adamlarının ya da düşünürlerin ortaya koyduğu teorilerin, tezlerin ve görüşlerin insanlık tarafından tam olarak algılanması sürecindeki her örnekte insanoğlunun güç kazanma arzusundan ortaya çıkan zaafı nedeniyle medeniyet tarihi açısından bir çok talihsiz olay yaşanmıştır. (Karl Marx’ın Tarih tezi, ya da Albert Einstein’ın Özel Görelilik Kuramı örneklerinin de akla getirilmesi yerinde olur).  Düşünce tarihi açısından önemi ve etkisi büyük olan Darwin’in Evrim Teorisinin dar bir görüşle basit bir tezmiş gibi yalanlanmaya çalışılması yerine, doğru olarak anlaşılması ve tarihte yanlış yorumlanmasından kaynaklanan zararların bilinmesi (Sosyal Darwinizm olması gereken bir geçiş aşamasına olmasına rağmen başlı başına bir örnek) en azından insanlık olarak son 2 yüzyılda ilerlediğimizi kanıtlama açısından önemlidir. Yine de, geniş halk kitelerinin hepsinin Darwin’i algılamasını beklemeyecek kadar realist olduğumdan, kafamdaki soru şu, asıl tehlikeli olan bu çapta etkili bir teoriye tanrı kavramıyla çelişiyor diye basit ama masum bir şekilde karşı çıkılması mı, yoksa yazıda anlatmaya çalıştığım ölçüde topluma ve insanlığa karşı etkili bir politika aracı olarak kullanılması mı?

Kaynak:

http://zemin.wordpress.com/2009/08/16/sosyal-darwinizm-ve-insanlik-tarihindeki-yeri/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s