Canlı gruplarına göre, jeolojik devirlerde, evrimleşme hızının farklı şekilde yürütüldüğü bilinmektedir. Bazı hayvan grupları, özellikle, vücudu mineral tuzları birikmiş kalın bir kabuk ya da dış iskeletle çevrili olanlar (Brachiopoda’da olduğu gibi), erken jeolojik devirlerden beri çok az değişikliğe uğramıştır. Büyük bir olasılıkla bu kalın dış iskelet, eşeysel hücreleri, yüksek enerjili zararlı ışınlardan ve diğer belirli dış koşullardan etkili bir şekilde koruyarak, mutasyon meydana gelme şansını azaltmıştır. Hem az sayıda mutasyonun meydana gelmesi, hem de bu hayvanların, genellikle, çevre koşulları çok az değişen ortamlarda bulunmaları, dolayısıyla doğal seçilimin etkisinde az kalmaları, değişimlerini, yani evrimleşme hızlarını çok düşürmüştür. Buna karşın, eşeysel hücreleri çok iyi korunmayan memeliler, özellikle primatlar, yakın jeolojik devirlerde çok hızlı evrimleşmiş ve birçok dala ayrılmıştır.

Evrimleşme hızı, özünde, canlı toplulukları ile çevre koşullarının karmaşık ilişkisinin bir sonucudur. Jeolojik değişmelerin fazla olduğu devirlerde, evrimleşme hızıyüksek; karalı olduğu devirlerde ise düşüktür. Bunun yanısıra, hayvan gruplarının, grupların içerisindeki alt grupların, hatta içerdikleri cinslerin ve türlerin evrimleşme hızı birbirlerinden farklı olabilir. Kural olarak omurgalılar, omurgasızlardan daha fazla evrimleşme hızına sahiptir. Bununla beraber, bulunduğu ortam çok az değişen, düşmanlarından çok iyi korunan ve çok iyi saklanan Opossum (ağaca tırmanarak yaşayan keseli bir memeli) Kretase’den beri hiç değişikliğe uğramamıştır.

Evrimleşme hızı, bir anlamda, kalıtsal yapmının değişme hızıdır. Parazitlerin, avcıların ortadan kalkması ya da yenilerinin ortaya çıkması, sıcaklığın, tuzluluğun, su düzeyinin, güneşten ve uzayın derinliklerinden gelen ışınların niteliklerinin ve niceliklerinin değişmesi, besinlerin bolluğu ya da çeşidi, coğrafik yapıda meydana gelen değişmeler, evrimleşme hızını etkileyen en önemli etmenlerdir. Bu etkiler, kararsız populasyonlarda, kalıtsal dirençliliği ve hoşgörüsü (toleransı) fazla olan populasyonlara göre daha hızlı bir değişme meydana getirir. Bu nedenle canlı grupları arasında farklı evrimleşme hızı ortaya çıkar. Örneğin, mavi – yeşil algler (suların içerisinde yüksek enerjili ışınlardan oldukça iyi bir şekilde korunmuştur), yaklaşık 2.5 milyar; yapraklann ve kabuklann altında bulunan yassısolucanlar bir milyar; kalın bir dış iskeletle korunmuş ve çoğunluk yine delik ve oyuklarda yaşayan akrepler 350 milyon yıldan beri pek az değişikliğe uğramalarına karşın, kafadanbacaklılardan Neutilus, Silür’den itibaren hızlı bir şekilde evrimleşmiş, bu evrimleşme Jura’da doruk noktasına ulaşmış, üçüncü zamanda ise kararlı bir yapı kazanmış ve daha sonraki 75 milyon yıl içerisinde ise hiç bir değişikliğe uğramamıştır. Buna karşın memelilerde ve kuşlarda yeni bir türün ortaya çıkması 500.000 – 1.000.000 yıl, yeni bir alttürün oluşması ise 20.000 50.000 yıl sürmüştür. Atın bugünkü duruma gelmesi 45 – 60 milyon yıl almıştır. Her canlı grubunun, buna bağlı olarak cinslerin ve türlerin hızla evrimleştiği, daha sonra gittikçe köreldiği jeolojik bir periyot vardır. Medüzler, balıklar, sürüngenler devrinden sonra, zamanımız, memeliler, böcekler, belki kuşlar ve otsu bitkiler devri olmuştur. Bu dört grup zamanımızda ya zirvededir ya da zirveye tırmanmaktadır. Tüm bu anlatılanlann ışığı altında evrimleşme hızı hesaplanırken iki değişik yöntem kullanılır.

Filetik – Taksonomik Evrimleşme Hızı:

Cinslere göre yapılan evrimleşme hızının saptanmasıdır. Çünkü tür düzeyinde, kesiksiz olarak fosil elde etmek çok zordur. Örneğin, Eohippus’dan (ilk at cinsi) Equus’a (bugün yaşayan at cinsi) kadar sekizcins evresi geçirilmiştir. Bu ise, her cinsin oluşması için 7.5 milyon yıla gereksinme olduğunu kanıtlar (son cins halen yaşadığı için hesaba dahil edilmez). Filetik taksonomik evrimleşme hızı, bir cinsin, bazen bir türün ortaya çıkmasından yok olmasına kadar geçen süreyi kapsar.

Grup Evrimleşme Hızı:

Cinslerin ve türlerin çoğu, yaşadıkları süreden daha az bir zamanı simgeleyen fosil bırakırlar. Cinslerin ya da türlerin sonu geldi dendiğinde, gerçekte cinslerin ya da türlerin sonu gelmemiştir, genellikle, başka bir cinse ya da türe değiştikleri için o şekilde bir izlenim vermişlerdir. Bu nedenle, cins ve tür düzeyinden ziyade, grupların ve geçişlerin karşılaştırılmasıyla, yani grup evrimleşme hı­zının saptanmasıyla daha doğru sonuçlar alınabilir.

Yapısal Evrimleşme Hızı

Değişim, daha doğrusu evrimleşme, bir canIının tümü üzerinde değil de, sadece bazı organlarında daha güçlü olarak ortaya çıkabilir. Gerçekte, ilke olarak, bir canIının organlarının büyüklüğü arasında sabit oransal bir bağıntı vardır (Allometrik Organ Büyümesi). Fakat evrimleşme sırasında, bazen, bu oranlar, bazı organların yararına bozulabilir. Örneğin, fillerin hortumu, zürafaların boynu, atların büyüklüğü, parmakları ve dişleri, insanların beyni, diğer vücut parçalarına göre çok daha hızlı bir evrimleşme sürecine girmiştir. Organların diğer vücut parçalarına göre, bu hızlıdegişimine ‘Yapısal Evrimleşme Hızı’ denir.

Canlıların kalıtsal yapısı proteinlerindeki aminoasit dizilimierinin saptanmasıyla incelendiğinde, akrabalıklarinın derecesine göre aminoasit diziliminin farklılaştığı görülür. Mutasyon hızıyla, (genlerin mutasyona uğrama hızı doğal koşullarda belirli hızla olur) farklılaşma miktarı karşılaştırıldığında, insanların tavuklarla 280, amfibilerle 490, diğer çok hücrelilerle 750 milyon yıl önce ortak ataya sahip oldukları görülmüştür. Bu da bugünkü yapısal evrimleşme hızına çok yakın değerlerdir…

Kaynak:

http://www.sifirforum.com/kitap/kitap.php?k=8&b=467

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s