03/10/2008 Radikal
SENEM ONAN (Arşivi)

Richard Dawkins’in ödüllü popüler bilim kitabı ‘Ataların Hikâyesi’, yaşamın kökenine doğru bir yolculuğa çıkarıyor okuru. Hikâye ilerlerken kırk farklı randevu noktasında diğer organizmalarla karşılaşıyoruz, onları tanıyoruz, evrendeki yerlerini anlıyoruz; ta ki bütün canlıların ortak atası öbakterilerle karşılaşana dek

Evrim teorisi yaklaşık yüz elli yıldır insanoğlunun düşüncelerini biçimlendiren, sosyolojik, politik, felsefi tartışmalara neden oluyor. Biz de yıllardır evrim hikâyelerini okuyoruz, dinliyoruz. Bu o kadar ilginç bir hikâye ki ve elde edilen bulgular eşliğinde öyle bir evrimleşiyor ki, yeniden yeniden anlatılmasında ve bizim tekrar tekrar okumamızda hiçbir sakınca yok. Gen Bencildir, Kör Saatçi ve Tanrı Yanılgısı kitaplarının yazarı, dünyaca ünlü bilim adamı ve düşünür Richard Dawkins’in ansiklopedi olarak da nitelenebilecek ödüllü popüler bilim kitabı Ataların Hikâyesi-Yaşamın Kökenine Yolculuk, Hil Yayınları’ndan çıktı. Evrim teorisine karşı şahsına münhasır bir kampanya yürüten Adnan Oktar, nam-ı diğer Harun Yahya’nın da yasaklama/ sansürleme/ ortadan kaldırma çabaları sayesinde, Dawkins’in kitapları kapış kapış satılıyor ve Ataların Hikâyesi’nin ilk baskısının tükendiği söyleniyor.

Kitap, bilinçli olarak 14. yüzyılın ikinci yarısında yaşayan İngiliz şair Geoffrey Chaucher’in, hacılardan oluşan bir grubun İngiltere’ye doğru yola çıkmasını anlatan, birbirinden ayrı kısa hikâyelerden meydana gelen, fakat tamamlanmamış kitabı Canterbury Hikâyeleri gibi kurgulanmış. Fakat Richard Dawkins bizi bu sefer, kendi gezegenimizde dört milyar yıllık uzun bir evrim yolculuğuna çıkıyor ve kitabın bir sonu var. Hacılar yerine türler konuşuyor ve evrim sürecinde yaşadıklarını anlatıyorlar. Ayrıca bütün yollar yaşamın kökenine çıkıyor!

Kitap, kronolojik açıdan tersten ilerliyor, şimdiden geçmişe gidiyor. Kırk bölümde incelenen yolculuk boyunca, insanoğlu evrimsel kuzenleriyle buluşuyor. Hikâye ilerlerken kırk farklı randevu noktasında diğer organizmalarla karşılaşıyoruz, onları tanıyoruz, evrendeki yerlerini anlıyoruz; ta ki bütün canlıların ortak atası öbakterilerle karşılaşana dek. Mesela ilk randevu 5-7 milyar yıl önce Afrika’da bir yerde başlıyor, en yakın kuzenlerimiz Bonobo (Pan paniscus) ile karşılaşıyoruz, 1 milyon yıl sonra yine Afrika’da ikinci randevuda gorillerle buluşacağız. İkinci randevuya kadar hacılardan hikâyeler dinlemeye devam ediyoruz ve yaşamın kökenine varıyoruz. Dawkins’e göre, geriye doğru gidildiğinde, nereden başlanırsa başlansın, sonuçta yaşamın bütünlüğünü kutlamak gerekiyor.

Ataların Hikâyesi‘ni okurken sık sık yeni biyolojik kuzenlerle karşılaşılacağınıza şüphe yok.

Türkiye Bilimler Akademisi kurucu üyesi, Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyesi, Fransız ve Amerikan Jeoloji Dernekleri şeref üyesi, Fransız Fizik Cemiyeti ve …cole Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal madalyası verilen, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük Lutaud ödülü ile taltif edilen, Londra Jeoloji Cemiyeti’nin Bigsby madalyası tevcih ettiği, ABD Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk olan, çok sayıda üniversitede misafir profesörlük yapan, sayısız bilimsel makale ve popüler bilim yazısına imza atan, pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapan Prof. Dr. A. M. Celal Şengör’le; Richard Dawkins’in Türkiye’de geçen günlerde yayımlanan Ataların Hikâyesi kitabı vesilesiyle konuşma imkanı yakaladık.

Richard Dawkins’i farklı kılan nedir?

19. yüzyılın en büyük tartışmalarından biri doğal seleksiyonda kimin seçileceği konusundaydı. Richard Dawkins’e kadar biyologlar ve paleontologlar belli fikirlere sahiptiler. Dawkins bireyin seçildiğini iddia etti. Bir şekilde değişiyorsun ve bu değişiklik yararlıysa yola devam ediyorsun. Neyin seçileceğine gen karar veriyor. Seçilen kendini korumayı başarabilen, çevre koşullarıyla en iyi başa çıkabilendir. Gen kendini korumak için ne gerekiyorsa yapacaktır, dolayısıyla ‘Gen Bencildir’! Gen organizmayı umursamaz. Organizmayı ancak, organizma o gen ile hayatına devam ediyorsa ve nesiller boyunca devam edecekse umursar. İkisi de, evrimci olmasına rağmen bilimsel açıdan Dawkins’in düşmanı olan Stephen J. Gould ise seçilenin popülasyon olduğunu söyler. Ona göre evrimin bu şekilde işlemesi mümkün değildir, çünkü o zaman bütün bir popülasyonun ortaya çıkışını veya yok oluşunu, zıplayan evrim eğrisini gözlemleyemeyiz. Jeolojik zaman açısından. Gould ile Dawkins arasında anlaşmazlık buradadır. Dawkins biyolog olarak bakar, hücre seviyesinde genler açısından inceler; Gould paleolontolog olarak, popülasyon açısından.

Hangisi haklı?

Bana göre, iki centilmen de haklı. Ama ikisinin de unuttuğu üçüncü bir faktör var, o da çevre. Darwin ve modern evrimciler, hepsi, çevreyi görmezden geliyorlar. Çoğu çevrenin etkisinden bahsetse de çevrenin bazen korkunç şeyler yaptığını fark etmiyorlar. Örnek olarak, permiyen dönemde (292-251.4 milyon yıl önce) canlı organizmaların yüzde 95’i öldü. Niye olduğu uzun yıllar tartışıldı. Ama şimdi biliniyor. Büyük okyanus anoksik oldu. Toksik gazlar çevreyi öldürmeye başladı. Fakat canlıların yüzde 95’i ölmesine rağmen küresel bir nesil tükenmesi söz konusu değildi. Çünkü mesela yeni Zelanda’daki bazı canlılar ölmediler çünkü uzaktaydılar.

Darwin çevreyi neden dikkate almadı?

Çünkü jeolog Charles Lylell dedi ki; çevre o kadar yavaş hareket ediyor ki, önemi yok. Çevredeki değişim organizmanın değişiminden çok yavaş. Darwin de bunu görmezden gelebileceğini düşündü. Ama yanlıştı. Genellikle şu hata yapılıyor, insanlar sanıyorlar ki devrimi Darwin icat etti. Halbuki o son derece kabul edilebilir ve belgelenebilir bir mekanizma buldu. “Güçlü olan hayatta kalır,” fikri daha ilk ortaya atıldığında bile, biyologlar için bir sorun yoktu, jeologlar ve Lyell’ın takipçileri de Darwin ile hemfikirdiler, çünkü onlara göre yerküre çok yavaş ve düzensiz şekilde evrimleşiyordu ve küresel olaylar yoktu. Fakat Paleontologlar bu görüşe katılmadılar. Çünkü eğer Darwin haklıysa biyostratigrafi hiçbir işe yaramamalıydı. Halbuki işe yarıyordu, her katmanın kendi karateristik fosiileri vardı. Hem de ilk defa İngiltere’de William Smith tarafından kullanılmaya başlanan bu terminoloji, Arjantin, Avustralya, Asya’nın göbeğinde kullanılabiliyorsa, küresel düzeyde olaylar yaşanıyor olmalıydı, aksi takdirde eldeki verilerin hiçbir anlamı kalmıyordu.

Peki sizce durum ne?

Darwin’in haklılığına daha çok inanılmaya başlandı, çünkü günümüz dünyasında suni seleksiyon sayesinde köpek ve at ırkları yaratabiliyoruz, organizmaları hatta son derece karmaşık organizmaları değiştirebiliyoruz. Bu da demektir ki Darwin’in teorileri işliyor, ancak onun sandığı kadar yavaş değil. Darwin ayrıca İngiltere’deki erozyonların oranlarını da incelemişti ve mesela Kretase’nin 300 milyon yıl önce yaşandığı sonucuna varmıştı. Oysa ki onun tahmininden çok daha genç idi. Darwin’in zaman tahminleri biraz fazla cömert.

Türkiye’nin evrim teorisiyle gerçek bir sorunu var mı? Harun Yahya nereden çıktı?

Amerika bir dönem, Rusya çevresinde yeşil kuşak oluşturma ve Türkiye, Yugoslavya, İran gibi ülkelerde Müslüman irticacılar yaratmak için büyük paralar harcadı. Rahat yaşamak ve zenginlik için dini kullanan bir fırsatçı olarak Harun Yahya bu akımın kuyruğunun ucunu yakaladı. Mezhep yaratmak istiyordu. Bu işi zaten Amerika’dan öğrenmişti. Cahil insanlarla bu iş çok kolay. Zengin ailelerle işe başlayarak bir anda parladı. Darwinizim ilk darbeyi Özal döneminde aldı. Çünkü Özal ilk gerçek dindar cumhurbaşkanımızdı. Daha önce de inanan yöneticiler olmuştu ama o gerçek anlamda tarikat altyapısından geliyordu. Onun döneminde Milli Eğitim bakanı olan Vehbi Dinçerler Türk eğitim sistemine, Darwin’e rakip görüş olarak yaradılışçılığı sokup müfredatı değiştirdi. Sadece küçük bir paragraftı ama yeterliydi. Müslümansan akıllı tasarımcı olman gerekiyordu. Yahya’yı ilginç yapan, gelişmemiş bir ülke olan Türkiye’de Darwin ile ilgili hiçbir sorun yaşanmazken, bunu yaratmayı becermiş olmasıdır. Peki bunun arkasında kim var, kim finanse ediyor, belli ki o sadece bir figür, piyon. Birinin veya ortak çıkarları olan bir grup insanın onu finanse ettiği açık.

Yıllardır Sir Charles Darwin’in doğum günü olan 12 Şubat, Darwin Günü olarak kutlanıyor. Gelecek yıl, doğumunun 200. yılı şerefine birçok etkinlik gerçekleşecek. Ödüllü gazeteci Andrew Marr tarafından sunulacak üç bölümlük bir belgesel için BBC çoktan kolları sıvadı bile. Darwin’in fikirlerinin biyolojinin ötesine geçip kendimizi, çevremizi ve gezegenimizi algılayışımız nasıl değiştirdiğinin anlatılacağı belgeselin açılış ve kapanış sahneleri Türkiye’de geçecek. Bilim ve teknoloji konusunda uzman araştırmacı gazeteci Samuel Cronin de belgesel için çalışmalarını sürdürüyor.

Bizde gelenektir, güç odaklarındaki isimler ihtilafa düştüğünde kamu önünde (canlı yayında) tartışırlar, Dawkins de böyle bir şey düşünmüş olabilir mi hiç?

Adnan Oktar bir bilim fırsatçısı. Bilimdışı iddialarını kendi fikirlerine uyan kimi gerçeklerle harmanlayıp kendisini fazla sorgulayamayacak saf okuyucuları hedefliyor. Toplumdaki statüsünü artırmak için kendini gerçek bilim insanlarıyla özdeşleştirmeye çalışıyor. Dawkins’in bu tarz yaradılışçılarla ve fikirlerle tartışmama politikası var. Çünkü böyle kimliklerin gerçek bilim insanlarıyla eşit düzlemde görünmesi akıldışı.

Dawkins’in ateistleri seslerini yükseltmeye çağırdığı ve insanları rasyonel düşünceye çağırdığı OUT kampanyası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tanrı’ya inanmadığını açıkça söylemek isteyen insanların sayısı her geçen gün artıyor. Dawkins, Christopher Hitchens, Dan Denet ve Sam Haris gibi yazarların kitaplarının buna katkısı yadsınamaz. Laik bir bakış açısının korunabilmesi ve gerektiğinde güçlü köktendinci gruplara karşı koyabilmek için çok önemli.

Ateist misiniz? Bir ateist olarak Dawkins bazen Tanrı kelimesini fazla kullanıyor olabilir mi?

İnanmadığım bir şeyle tanımlanmak istemem. Agnostik veya aferist de değilim. Sanırım yeni bir terim bulmak gerek. Dawkins’in çalışmalarını desteklememe rağmen, yaklaşımının daha çok Tanrı konusunda kafası karışık insanlara yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Bilimin açıklayıcı gücünün okullarda ve medyada duyurulması son derece önemli.

Richard Dawkins’in Türkiye’de başına gelenler

Tüm dünyada düşünceleri ve kitaplarıyla tartışma yaratan Dawkins’e Türkiye’de birtakım yasaklamalar getirildi. Richard Dawkins, Tanrı Yanılgısı kitabı nedeniyle dava konusu olmuştu. Dawkins’in kitabını yayımlayan Kuzey Yayıncılık’ın sahibi Erol Karaaslan, geçen Mart ayında, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla dava edilmiş, ancak mahkeme, “kitap yasaklamanın düşünce özgürlüğünü özünden sınırlayacağını” belirterek Karaaslan’ın beraatine karar vermişti.

Günümüzün ünlü evrim teorisyeni ile iligili en son gelişme ise profesörün RichardDawkins.net – The Official Richard Dawkins Website adresindeki internet sitesine 10 Eylül 2008 tarihinde Türkiye çıkışlı sunucularda yasak konulması oldu. Siteye girenler “Mahkeme kararıyla erişim engellenmiştir” ifadesi ile karşılaşıyor. Ancak Dawkins’in sitesinde, kapatılan diğer sitelerde olduğu gibi yasak kararının hangi mahkeme tarafından ve kaç no’lu kararla verildiğine dair bir ifade bulunmuyor.

Kaynak:

Radikal

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s