Evrimde en önemli ve tartışmalı çalışmalar, türlerin kökenini açıklamaya yönelik çalışmalardır. DARWIN’in ‘Türlerin Kökeni’ adlı eseri, bu nedenle, birçok kişinin dikkatini çekmiştir. Hayvanların ve bitkilerin sınıflandırılmasında temel birim olarak alınan türün, diğer türlerle ayrılımı hangi sınırlarda olmalıdır sorusu, yani ‘Tür Tanımı’, biyolojinin en zor yanıtlanabilen sorularından biridir.

Hayvan ve bitki gruplarının tümü için geçerli olabilecek bir tür tanımı vermek, bugunkü bilgilerimizle olanaksız görülmektedir. Birçok araştırıcı arasında, değerlendirme yöntemleri ye özelliklerin seçimi konusunda birçok fikir ayrılığı olmakla beraber, ana ilkeler açısından tam bir fikir birliğine varılmıştır denebilir. Bu ana ilkeler çerçevesinde bir türün tanımı şöyle yapılabilir: Yapısal ve işlevsel özellikleri bakımından birbirine benzeyen, aynı dış ve iç kimyasal ve fiziksel koşullara, benzer şekilde tepki gösteren, doğal koşullarda serbest olarak birbirleriyle çiftleşip, verimli yavrular meydana getirebilen bireyler topluluğudur. Bu tanıma, ‘belirli bir bölgeyi işgal eden’ sözcüğü de eklenirse ‘Ekolojik Tür Tanımı’ ortaya çıkar.

Dikkat edilecek hususlardan birisi, türü meydana getiren populasyondaki bireyler, birbirinin aynısı değil benzeridir. Yani, anatomik, fizyolojik özellikleri, prateinlerinin yapısı ve davranışları bakımından belirli farklar, yani varyasyonlar gösterirler. Varyasyon türün temel özelliğidir. Fakat bu farklar, yani varyasyonlar, başka bir türün bireylerinden çok daha fazla birbirlerine benzer. ikincisi ise iki farklı tür arasında gen akışı tamamen kesilmiş, yani eşeysel yalıtım sağlanmış olmalıdır. İkiz türler (Spiing Species), hatta bazen birbirine oldukça uzak akraba olan türler arasında karşılıklı döllenme ve yavru meydana getirme görülebilir. Fakat gen ve kromozom dağılımındaki dengesizliklerden dolayı bu yavrular verimli olamazlar (atın ve eşeğin çiftleşmesiyle meydana gelen katırın özelliklerini anımsayınız!). Keza bu yavrular sınıflandırmalarda da herhangi bir yere sahip değildir.

Türün isimlendirilmesi, bilimsel olarak ilk defa, CARL VON LlNNEAUS (1707 -1778) tarafından, bitkiler için ‘Species Planterium’ adlı eserinde (1735), hayvanlar için ‘Systema Naturae’ adlı eserinin (1758) 10. baskısında binominal olarak yapılması önerilmiş ve birçok örnek verilmiştir. Eserinde 4235 hayvanın isimlendirilmesi yapılmıştır. Binominal isimlendirmenin ilk terminusu (ilk isimlendirilen) Homo (cins) sapiens (tür) olarak insandır.

Türlerin ve keza diğer sistematik kategorilerin (Taxa) sınırlarını çizme ‘Taksonomi Bilimi’nin; yapısal özelliklerin benzerlik derecesine göre sınıflandırma ise ‘Sistematik Bilimi’nin çalışma alanı içerisine girer. Bir özelliğin taksonomik değeri, niteliksel (kalitatif) olarak kullamlabiliyorsa, sınıflandırmada doğrudan doğruya kullanılır (Morfolojik Taksonami), niteliksel olarak kullanılamıyorsa, niceliksel (kuantatif) olarak değerlendirilebilir (Numerik Taksonami)

Son zamanlarda, taksonamik yargıya varabilmek için, bir populasyondaki bireyler arasından seçilen örneklerin taksonamik özellik gösterebilecek ölçümleri (parametreleri) bilgisayara yüklenmekte ve verilen değerler arasındaki farklılığın derecesi ölçülmektedir (numerik taksonomi). Bu ölçümler (parametreler) çok boyutlu bir hacime (Parametre Hacmi’ne) taşınarak, türlerin birbirinden üç boyutlu farklılaşması gösterilebilmektedir. Her bireyden alınmış olan parametre, bu diyagramda bir nokta ile temsil edilmekte ve populasyon, böylece, bir bulut şeklinde ortaya çıkmaktadır. Ne kadar çok ölçüm alınırsa filogenetik akrabalık o derece net yansıtılabilir. Noktaların birbirinden ayrıklık derecesi, filogenetik akrabalığın uzaklık derecesidir.

Hiyerarşik olarak benzer bireyler türü (Spacias), benzer türler cinsi (Genus), benzer cinsler familyayı (Familia), benzer familyalar takımı (Ordo), benzer takımlar sınıfı (Classis), benzer sınıflar şubeleri (Phylum) meydana getirir. Tüm bu taksonlar, filogenetik (bir anlamda tarihsel) akrabalıklarına göre dizilir. Bu şekildeki doğal sınıf landırmalarda benzer taksonlar, bir üstteki kategorinin (taksonun) kapsamına sokulur. Geriye doğru gittikçe (tarihsel olarak) taksonlar büyür ve kapsamları genişler.

Bir türün içersinde, genellikle coğrafik yalıtıma, dolayısıyla coğrafik ırklara bağımlı olarak alttürler (Subspecies) oluşur. Böyle bir ‘Politipik Tür’ün alttürleri, ilke olarak gen bileşimleri bakımından birbirlerinden farklı olmakla beraber, bir araya getirildiklerinde başarılı olarak karşılıklı çiftleşebilirler ve verimli döller meydana getirebilirler. Bugünkü insan ırkıarı böyle bir yalıtımın sonucudur. Daha önce değindiğimiz gibi, alttürler de kendi içlerinde, kısmi yalıtımdan dolayı, gen bileşimleri bakımından birbirlerine daha çok benzeyen gruplardan (deme, bazen klin de denir) meydana gelmiştir.

Irk Zinciri:

Bazı populasyonlar, bir uçları diğer uçlarından tür düzeyinde farkIılaşabilecek kadar, geniş alanlara yayılmış olabilir. Örneğin tüm Palearktik bölgeye yayılmış olan bir kuş türü, siyah baştankara (Parus major), birçok alttürden oluşmuştur. Avrupa’da bulunan alttür, P. m. europeus, Anadolu’da bulunan alttürlerle, Anadolu’daki alttürler Iran’dakilerle, Iran’dakiler Çin’dekilerle, Çin’dekiler Japonya’daki­lerle verimli döller meydana getirebilirler. Fakat Japonya’daki alttürler Avrupa’dakilerle yan yana getirilirlerse çiftleşemezler. Her alttür, komşu alttürlerle gen akışını sürdürmektedir. Fakat bu gen akışındaki farklılaşma iki uçta bir tür oluşturacak düzeye ulaşmıştır. Bu tip farklılaşmalara ”Irk Zinciri” denir.

Melezlenme İle Tür Oluşumu

İlke olarak, iki farklı tür, doğal koşullarda birbirini dölleyemez (yalnız bitkilerde bazen iki farklı tür arasında döllenme olabilir); ancak yapay olarak bu döllenme bazen sağlanabilir. Işte bu şekilde iki farklı türün birbirini döllemesiyle, bazen, yeni oluşan gen ve kromozom kombinasyonları, verimli dölleri meydana getirebilecek yavruların ortaya çıkmasını sağlayabilir. Meydana gelen bu yeni yavrular, ana ve babalarından tür düzeyinde farklılıklar gösterebilir. Yeni bir türün oluşabilmesi için, yeni gen ve kromozom kombinasyonlarının, eşeysel hücrelerde bir mayozu(hücre bölünmesi) eksiksiz yürütebilecek durumda ve dağılımda olması zorunludur. Hayvanlar, gen ve kromozom dengesizliklerine çok duyarlı oldukları için, bu yolla, yeni türleri meydana getirmeleri çok zordur.

Bitkilerde, aynı tür içerisinde, kromozom takımlarının azalmasıyla ya da çoğalmasıyla yeni türler oluşabileceği gibi (Türiçi Melezlenme = Intraspesifik Hibridizasyon), farklı bir türün (genellikle akraba türlerle) gen ve kromozom takımıyla da bir araya gelerek yeni türler oluşabilir (Türdışı Melezlenme = Interspesifik Hibridizasyon)…

Kaynak:

http://www.sifirforum.com/kitap/kitap.php?k=8&b=468

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s