Yanıt: Günümüzden yaklaşık 6 – 7 milyon yıl önce görülen bir dizi iklimsel ve tektonik olayların yarattığı değişimler sonucunda Afrika Kıtası’nın güneyinde ve doğusundaki ekolojik ortamlarda yaşamakta olan insanın ve kuyruksuz maymunların “üst familyasına” (Hominoidea) ait canlılar, ortak gen havuzlarından çeşitlenme yoluyla ayrılmaya başladılar.

Sayın Alpagut, Yaratılışçılar, Australopithecus cinsine (genus) ait fosil türlerin tümünün, günümüz maymunlarına benzeyen soyu tükenmiş maymun türleri olduğu görüşünü savunmaktadır. Bu cinsin insan familyasının soyağacında yeri var mıdır? Açıklar mısınız?

Günümüzden yaklaşık 6 – 7 milyon yıl önce görülen bir dizi iklimsel ve tektonik olayların yarattığı değişimler sonucunda Afrika Kıtası’nın güneyinde ve doğusundaki ekolojik ortamlarda yaşamakta olan insanın ve kuyruksuz maymunların “üst familyasına” (Hominoidea) ait canlılar, ortak gen havuzlarından çeşitlenme yoluyla ayrılmaya başladılar.

İnsan familyası (Hominidae) ile kuyruksuz maymun familyası (Pongidae) altında biyolojik olarak sınıflandırılan cinsler (genus), birbirine benzeyen ortak karakterlere sahip türlerin oluşturduğu topluluklar olarak çeşitlenmeye devam ettiler.

Bu cinslerden birisi olan Australopithecuslar, günümüzden yaklaşık 4.2 – 1.2 milyon yıl öncesinde yaşamıştır ve kuyruksuz büyük maymunlar ile insanın en eski ortak ata türlerini içeren Hominidae (insan familyası) altında sınıflandırılan diğer fosillerle birlikte, insanın biyolojik evrim tarihine ve soyağacına, eksik parçalar olsa bile, ışık tutmaktadır.

Australopithecus cinsi fosillerine bugüne değin sadece Afrika’da rastlanmıştır ve fosiller kronolojik olarak yaşadıkları dönemlere göre “Erken Australopithecuslar 4.2 – 2.7milyon yıl önce” ve “Geç Australopithecuslar 2.7 – 1.2 milyon yıl önce” şeklinde sınıflandırılmaktadır. Bu cinsin kapsamında yer alan Australopithecus türleri; ortak özellikler taşıyan ve kendi içerisinde döllenen canlılardan oluşan biyolojik gruplar olarak tanımlanır.

Narin yapılı, küçük diş ve çenelere sahip olan Erken Dönem Australopithecusların yanı sıra iri yapılı, büyük yüzlü, kütlevi çeneleri ve dişleri olan Geç Dönem örnekleri, Hominidae familyasının evriminde önemli bir basamağı oluşturmaktadır.

Bu türleri birbirinden ayıran yapısal, biyokimyasal, fiziksel ve davranışsal karakterlerin farklılıkları ve benzerlikleri evrimsel biyoloji açısından dikkate alındığında, türlerin geçmişte bir zamanlar aynı gen havuzuna ait olan populasyonlar oldukları görülmektedir. Paleoantropolojik ve paleontolojik araştırmalarda fosillerin tür tanımlarının yapılabilmesi için öncelikle cins tanımlarının yapılması gerekir.

“Australopithecus cinsinin, Hominidae (insan familyası) soyağacı içerisinde yer almasına neden olan hangi yapısal benzer (homolog) karakterler, bilim insanları tarafından dikkate alınmaktadır?” sorusuna yanıtımız ise, iki ayak üzerinde yürüme (bipedal), alt ve üst çenelerde küçülen ve karşı çene düzlemine taşmayan köpek dişleri ve beyin hacmindeki artış gibi “homolog karakterler”in geçerli olduğudur.

İki ayak üzerinde yürüme ile ellerin serbest kalması vücutta işlev değişikli yaratırken, beyin hacmindeki artış Australopithecusları, kuyruksuz büyük maymunlarından farklı bir evrim çizgisine doğru yönlendirmiştir.

Afrika’da yaşayan kuyruksuz büyük maymunlardan şempanze ve goril türleri de, anılan zaman içerisinde, çeşitlenme yoluyla aynı ekolojik ortamlarda evrimlerini sürdürmüştür.

Sorunuzun bir bölümü olan, Australopithecus cinsinin insan familyasına ait soyağacındaki yerine bilimsel açıdan yanıt, günümüzde soyu tükenmiş bir Hominidae üyesi olduğudur. Bir başka anlatımla bu fosiller, taşıdıkları morfolojik ve homolog karakterlere bakılarak “insanımsılar” kategorisinde yer alırlar.

Australopithecuslar insanın (Homo sapiens) doğrudan atası değildir, ancak insanın üst familyasından yani kuyruksuz büyük maymunlar ile birlikte olduğu ortak atadan, ortak gen havuzundan getirdiği ortak karakterlerden yola çıkarak, bu cinse ait fosil türlerinin günümüzde soyu tükenmiş ara formlar oldukları bilim dünyasında kabul görmektedir.

Homo habilis ve Homo rudolfensis fosillerinin maymun türleri olduğu görüşü ileri sürülmektedir. Bu görüşü değerlendirir misiniz?

Homo cinsinin (genus) ortaya çıkışına yine Afrika Kıtası ev sahipliği yapmıştır. Homo cinsi, kronolojik sıralamada yaklaşık “Erken Dönem 2.5 milyon yıl önce”, “Orta Dönem 1.9 milyon yıl önce” ve “Geç Dönem 500.bin yıl önce” yaşamış gruplar şeklinde sınıflandırılmaktadır.

Homo habilis fosili ilk kez 1960’lı yıllarda Tanzanya’da gün ışığına çıkarıldı. Beyin hacmi 590 – 690 cm3 ile Australopithecus cinsine ait türlerin metrik dağılımı içerisinde bulunmaktaydı. Ancak bir grup bilim insanı, bu fosili yeni bir tür olarak kabul etmekte ve Homo cinsi içerisinde yer alması için görüş bildirmekteydi. Homo habilis, küçük ve dar büyük azı dişleri, küçük azı dişleri, küçük çenesi ile çağdaşı olan Australopithecus cinsinin iri yapılı türlerinden ayrılmaktaydı.

Yaklaşık 1 m boyundaki bir dişi ferde ait olan fosilin gövde oranlarına bakıldığında, kollar bacak boyuna göre daha uzun ve “insanımsılara” benzer metrik değerler gösterirken, buna karşın fosilin daha gelişmiş ve modern yapılı el ve ayak iskeletine sahip olması bu örneğin “taş alet üretebilen” bir Hominidae üyesi olması gerektiğini bilim dünyasına kabul ettirdi. Doğu Afrika’da Olduvai Mevkii’nde yapılan kazılarda adı geçen fosil tarafından üretilmiş en eski taş aletlerin bu fosil ile birlikte stratigrafik tabakalarda insitu bulunmuş olması, habilis fosilini Homo cinsine dahil etmeyi mümkün kıldı.

Homo habilis, Doğu ve Güney Afrika’da ele geçen fosillerinin ışığında, 1.9 milyon yıl – 1.6 milyon yıl önce yaşamış, dişi ve erkek örneklerinin arasında cinsiyet / boyut farkının (sexual dimorfizm) fazla olduğu bir fosil grubudur.

En önemli özelliği, el ve ayak iskeletinin gelişmiş olmasıyla üretmiş olduğu taş alet kültürünün, insan cinsinin en eski örneğine ışık tutmasıdır. Bu nedenle bu sorunuzda ileri sürüldüğü gibi, habilis kesinlikle bir maymun türüne dahil edilemez. Homo cinsinin ilk örneğidir.

Homo rudolfensis, Erken Dönem Homo cinsine ait bir örnek olarak, Kuzey Kenya’da Rudolf Gölü (Turkana Gölü) çevresindeki kazılarda ele geçmiştir. Günümüzden 1.9 milyon yıl önce yaşamış olan bu örneğin 750cm3’lük beyin hacmi ve büyük yüz iskeleti, onu Homo habilis’den farklı kıldı. Dişlerinin büyüklüğü ile de çağdaşı olan iri yapılı Australopithecus cinsinin metrik değerlerine yakın bulundu.

Beyin – gövde oranı ise, mental yeteneklerinin gelişmiş olduğu yönünde bilgi veriyordu. Bilim insanları fosilde saptadıkları bazı modern karakterlerin ışığında, bu fosili Homo cinsi içerisinde kabul ettiler. Beyin hacmi, beyin – gövde oranı ve gelişmiş mental yetenekler, bu örneğin maymun türlerine kesinlikle dahil edilemeyeceğini göstermektedir.

Kaldı ki, bu fosil ve habilis fosili, eğer benzeyecek ise bir maymun türüne değil, insanımsılara benzer bazı karakterleriyle dikkate alınır.

İnsanın biyolojik evrim tarihine bakıldığında, Afrika’da yaklaşık 6 – 2 milyon yıl süren bir zaman diliminde, Hominoidea üst familyası, bunu takiben Hominidae familyasından evrimleşerek, değişen çevre koşulları karşısında Afrika dışına göç eden Homo genusu üyelerinin dünyaya yayıldığı görülür.

Berna Alpalgut

 

Kaynak: 

http://www.bilimvegelecek.com.tr/?goster=105

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s