Geçtiğimiz günlerde ABD’nin Kansas Eyaleti Eğitim Üst Kurulu’nun, evrim konusunu müfredat programından bütünüyle çıkartma önerisi ülke çapında sert tartışmalara yol açtı. Yaratılışcıların ve benzer görüşü paylaşan bilim adamlarının evrim karşıtı yoğun çabaları sonucu ortaya çıkan bu tablo, evrim teorisinin eksik kalan halkalarını tamamlamaya çalışan bilim adamlarının çalışmalarına hız vermesine yol açıyor.

Bilim, yıllardır insanoğlunun bir çeşit hayvan olduğunu söylüyor. Ancak bu farklılık yalnızca konuşma yeteneği, uygarlık düzeyi ve teknoloji kullanımından kaynaklanmıyor. Temel biyolojik bulgular çerçevesinde insanoğlu özel bir konuma sahip.

Görüldüğü üzere her hayvanın farklı türleri vardır. Maymun, antilop, balina veya kartal denildiği zaman insanın aklına tek tip bir hayvan değil, farklı görünüşte onlarca hayvan gelir. İnsanoğlunun en yakın akrabası insansı maymun bile 4 ana türe ve onlarca alt türe ayrılır.

Ne var ki bugün gezegenimizde insan türü tektir. Şu anda insanın evrimine ilişkin edinebildiğimiz basit bilgiler çerçevesinde geçmişte de tek bir insan türü bulunuyordu; gelecekte de bu böyle kalacak. Birkaç milyon yıl önce, Lucy olarak tanınan yarı insansı maymun Afrika’da belirdi. Daha sonra değişim geçirerek maymunsu görünümünden kurtuldu. Birkaç şekil değişimi daha geçirdikten sonra Homo sapien’ler ortaya çıktı. Neanderthal olarak bilinen tuhaf bir yan kolun dışında, ilk insansı maymundan modern insana kadar uzanan gelişim sürecinde, bir önceki türün gelişerek daha az gelişmiş olan türün yerini aldığı görülmektedir.

İnsanın evrimi konusunda uzmanlaşan bilim adamları bu teorinin artık yanlış olduğunun uzun süredir bilincinde. Başarılı hayvan türünün evrimi her zaman deneme-yanılma sürecinden geçer. New York’taki Doğa Tarihi Müzesi’nden antropolog Ian Tattersall ,”Ne düşünürsek düşünelim insanlar da bu kuramın dışında tutulamaz” diyor. Milyonlarca yıl önce insansı maymunlardan ayrılan bir türden geldiğimiz doğru. Ancak bundan sonraki gelişmelere bir göz atıldığında, ilkellikten mükemmelliğe giden yolda sağlam, düzgün , tutarlı bir yol izlediğimiz söylenemez. İnsanın evrimi bir şampiyonanın elemelerine benzemektedir. Tarih öncesi dönemde, ilk başlardaki zaman diliminde soyağacımızda çeşitli insansı türler bulunmaktaydı. Hepsi bu evrim yarışında birinci gelebilmek için birbirleriyle kıyasıya bir rekabet içindeydiler. Derken devreye giren başka bir tür, yani Neanderthal’ler, hayatta kalmak için mücadeleye başladı. Neanderthal’ler bu yarışın en son versiyonunu temsil etmektedir. Dünyamızı başka bir insan türü ile paylaşmak işimize gelmediğinden, Neanderthal’lerin 30,000 yıl önce evrimsel bir sapma ile ortadan kaybolmasından bu yana, bu yarışı tümüyle tek başımıza sürdürüyoruz.

Evrim konusundaki her keşif, çoklu insan türü fikrini biraz daha pekiştirdi. 1994 yılından bu yana, soyağacımıza 4 yeni insan türünün katıldığı ortaya çıktı (sonuncusu 1 ay önce ilan edildi). Bu türlerin ortaya çıkışı 800.000 yıldan başlayarak 4.4 milyon yıl öncesine kadar dayanmaktadır.

Bilim adamları bu arada bilinen türlere ait fosilleri yeryüzüne çıkarmaktadır. Bu da bilim adamlarına, atalarıyla aralarındaki karmaşık ilişkileri inceleme fırsatı vermektedir. Bu yılın başlarında çıkarılan bir iskelet, Neanderthal’lerin modern insanla başarılı bir şekilde çiftleşmiş olabileceğini gösteriyor. Atalarımızın düşünce ve hareket tarzlarına ilişkin bilgiler, 2.5 milyon yıl öncesindeki taştan yapılmış aletlerin nasıl kullanıldığına bakarak elde ediliyor.

Bu keşifler yalnızca çoklu insansı türlerin varlığını kanıtlamakla kalmıyor, aynı zamanda insan evriminin bilinmeyen yönlerine de ışık tutuyor. Modern insanın gelişimini hazırlayan değişiklikler neydi? Bu değişiklikler ne zaman meydana geldi? Ve niçin? Bu tür soruların içinde yanıtı en karmaşık olanı ise şu: evrim geçirmeye devam ediyor muyuz, yoksa Homo Sapien’ler (akıllı adamlar) evrimi geçersiz, artık kullanılmayan, içi boşaltılmış bir kavram haline mi getirdiler?

Bu soruların tümünü yanıtlamak şu anda mümkün değil. Ancak uzmanlar evrim tarihimizdeki en önemli dönüm noktalarını saptamayı başardılar. Bunlardan ilki, yani iki ayak üzerine dikilmemiz, 6 ile 4 milyon yıl önce insansı maymunlardan ayrıldığımız dönemlerde gerçekleşti. İkincisi, yani alet yapmayı keşfetmemiz ve et yemeye başlamamız 2.5 milyon yıl öncesine rastlar. Üçüncüsü, 2 ile 1 milyon yıl önce, beynimizin büyümesi ve ilk atalarımızın Afrika’da boy göstermesidir. Sonuncusu, onlarca bin yıl önce beynin soyut kavramlara yönelmesi, sanat, müzik, dil gibi insanı gezegenimizin en güçlüsü haline getiren diğer zihinsel yeteneklerin ortaya çıkmasıdır.

fosil3  fosil6  fosil8  fosil9

Resim ve açıklamalar için burayı tıklayınız. 

İnsansı maymunlardan kopma 

Bundan beş yıl öncesine kadar bilim adamlarının ilk atalarımız hakkında söyleyeceği şeyler, yalnızca ortaya çıktıkları zaman ile kısıtlıydı. Moleküler biyologlar insan ve şempanze DNA’ları arasındaki farkı hesapladılar ve zaman içindeki genetik değişimin hızının ortalamasını aldılar. Geriye doğru hesaplama yoluyla, büyük insansı maymunun ve insansı türün 6 ile 4 milyon yıl önce ortak bir atadan geldiği saptandı. Ancak bu senaryoyu destekleyecek herhangi bir fosil daha ele geçirilmemişti. Bilinen en eski insansı tür, ”Australopithecus afarensis-Afar maymunu”, 3.6 milyon yıl öncesine dayanmaktadır. Ethiopia’nın çorak Afar Üçgeni’nde 1974 yılında bulunan Lucy bunların en ünlüsü. Lucy’nin 3.2 milyon yaşında olduğu sanılıyor.

  

1994 ve 1995 yıllarında Ethiopia ve Kenya’da çalışmalarını sürdüren ekiplerin herbiri insansı türe ilişkin iki örnek bulduklarını açıkladılar. Bu iki keşif de 4 milyon yıl bariyerini aşıyordu. 4.4 milyon yaşındaki ilk örnek, uluslararası bir ekip tarafından Ethiopia’nın Middle Awash bölgesinde gün ışığına çıkartıldı. Bu bölge Lucy’nin bulunduğu bölgenin 80 kilometre güneyinde idi.

Bilim adamlarının bulduğu kemik ve dişler 17 farklı kişiye aitti. Bunların yaşlarını hesaplayan bilim adamları, hepsinin şempanze ile insan karışımı özellikler taşıdıklarını, ancak temelde A.afarensis’ten daha ilkel olduklarını ortaya çıkarttı. Daha küçük azıdişleri, daha büyük köpekdişleri, daha ince diş minesi bu yaratıkların meyve ve sebze ile beslendiklerini gösteriyor. Keşif grubunda yer alan Berkeley California Üniversitesi’nden paleontolog Tim White , ”Yeni türler, Australopithecine’den çok insansı maymuna benziyor ve diğer insansı türlerden çok farklı” diyor.

Bu yeni fosiller, Lucy’nin bir kolu olan ”Australopithecus ailesi”ne dahil edilemeyecek kadar farklı özelliklere sahip. Bilim adamları bu yeni türe ”Ardipithecus ramidus” (yerel Afar dilinde ardi yer veya zemin anlamında kullanılmaktadır, ramid ise kök anlamına gelmektedir). White ve ekibi, daha pek çok ramidus fosili çıkarttılar, ancak kemikler üzerindeki inceleme bitmeden bu yeni tür hakkında herhangi açıklamada bulunmaktan kaçınıyorlar. White ile aynı ekipte görev alan Berhane Asfaw, ”Sonuçta açıklayacağımız bilgilerin beklemeye değdiğini göreceksiniz” diyor.

Aynı ekipten öğrenci Yohannes Haile-Selassie‘nin bulduğu kısmi iskelet çok önemli bilgiler içeriyor. Kafatasının arka kısmı büyük ölçüde ezilmesine karşın, bu yeni türün australopithecines ve A.afarensis’ten daha küçük bir beyne sahip olduğu görüldü. İskelet üzerindeki çalışmalarda özellikle Ardipithecus’un nasıl dolaştığı konusuna öncelik verildi, çünkü paleoantropologlar atalarımızı insansı maymundan ayıran en önemli değişimin iki ayak üzerinde durmaları ve yürümeleri olduğuna inanıyor. Genel kanıya göre doğu ve güney Afrika’daki sık ormanlar, iklim değişikliği sonucu açık alanlar haline gelince atalarımız iki ayak üzerinde dikilerek pek çok avantaj elde ettiler. Öncelikle ufku daha iyi izleyerek düşmanlarına karşı üstünlük kazandılar. Bunun yanı sıra vücut alanlarını güneşe göre küçülttükleri için sıcaktan daha iyi korunmuş oldular. Ayrıca yiyecek toplamak ve taşımak için ellerini boşaltarak uzun süreli yiyecek depolama fırsatını yakaladılar.

Ancak bu fikirler bu son bulguların ışığı altında pek geçerli görünmüyor, çünkü White ve ekibi Aramis köyünün yakınlarında sürdükleri incelemelerde, A.ramidus’un yaşadığı dönemlerde bölgenin sık ağaçlarla kaplı olduğunu gördüler. A.ramidus iki ayağı üzerine dikilmemiş olsa bile, ondan sonra bulunan insansı türlere ait fossiller, iki ayak üzerinde yürüme teorisini doğruluyor. A.ramidus’un bulunmasından bir yıl sonra, Kenya Ulusal Müzesi’nden Meave Leakey ve Pennsylvania State Üniversitesi’nden Alan Walker başkanlığındaki ekibin Kenya, Turkana Gölü yakınlarında buldukları fosillerin 4.2 milyon yaşında olduğu ileri görüldü. Bu fosiller pek çok açıdan A.afarensis’e benzemekle birlikte daha ilkeldi. Leakey ve Walker bu yeni türe ”anamensis” adını verdiler. (anam Turkana dilinde göl anlamına gelmektedir). Kemiklerin incelenmesi sonucu anamensis’in, bir sonraki iki ayaklı insansı türden 500,000 yıl önce iki ayağı üzerinde yürüdüğü anlaşıldı. Ancak bu yaratıkların iki ayak üzerinde yürümeleri modern anlamda alıştığımız şekilde değildi. Leakey bu konuyu şöyle açıklıyor:”Bunlar bizim gibi dik yürümüyorlardı. Bir kere bacakları bizden kısaydı. Yürüme şekillerini bugün tarif etmemiz mümkün değil, çünkü bugün hiçbir yaratık böyle yürümüyor.”

Peki A.ramidus ve A.anamensis’in insanın evrimi açısından konumu nedir? Leakey, A.anamensis’in A.afarensis’in doğrudan atası olduğuna inanıyor. Bu da A.anamensis’in insanın doğrudan atası olduğu anlamına geliyor.

Atalarımız söz konusu olduğunda bugün ortaya pek çok tür çıkıyor. White, araştırma ekibinin 5.5 milyon yaşında bir fosil bulduğunu, ancak bulgular kesinleşinceye kadar açıklama yapmak istemediğini bildiriyor. Ekip bu fosilin australopithecines’e benzediği, ancak daha ilkel olduğunu açıklamakla yetiniyor.

En eski insanlar 

Australopithecine’ler 2 milyon yıllık geçmişleri ile, evrimin en başarılı örneklerinden biridir. Ancak doğa her zaman her şeyin daha iyisini oluşmaya endeksli olduğu için, en başarılı tür bile yerini daha iyisine bırakmak zorunda kalır. Bundan 3 ile 1.9 milyon yıl önce Australopithecus’un farklı kolları Afrika’nın doğu ve güney bölgelerinde boy göstermeye başladı. Bunlara A.africanus, A.aethiopicus, A. robustus ve A.boisei adı verildi. (İşleri biraz daha içinden çıkılmaz hale getirmek için bu üçünün Paranthropus türüne ait olduğu fikri ortaya atıldı).

Ancak bu türlerin nasıl ortaya çıktığı, aralarındaki ilişkinin türü ve nasıl evrim geçirdikleri konusu henüz net değil. Fosil kayıtları pek çok soru işareti ile dolu olduğu gibi, doğu Afrika’daki insansı türlerin güney Afrika’da boy göstermemesi veya bunun tam tersi kafaları karıştırmaya yetiyor. Ancak güney Afrika’da Sterkfontein Mağarası’nda bulunan çok iyi korunmuş bir iskelet bütün bunları değiştirebilir. 3.3 milyon yaşında olduğu tahmin edilen iskelet, A.afarensis’e ait olabilir. Ancak iskelet henüz topraktan tümüyle çıkartılamadığı için bunun bilinen bir türe mi, yoksa hiç bilinmeyen bir türe mi ait olduğu konusunda kimse net bir şey söyleyemiyor.

İnsandan önceki türlerin arasındaki evrimsel ilişki ne olursa olsun, paleoantropologlar çok önemli ikinci bir değişime dikkat çekiyorlar. Lucy’nin torunlarından biri, yeni bir yaratığın oluşumuna zemin hazırlamış oluyor. Buna ”Homo” adı veriliyor. Ancak Australopithecus’un bilinen hiçbir türü, Homo’nun anatomik yapısı ile yakından uzaktan benzerlik taşımıyor.

Ancak 4 ay önce White’ın ekibi çok önemli bir açıklama yaparak, Etiyopya’nın Middle Awash bölgesindeki Bouri köyü yakınlarında bulunan kafatasının, australopithecine ile Homo arasındaki kayıp halkayı tamamladığı müjdesini verdi. 1997 yılında çıkartılan kafatası, yüz, alın şekli ve dişlerin yerleşimi açısından A.afarensis’ten daha gelişmiş, ancak ilk insandan daha ilkel bir yapıya sahipti. ”Australopithecus garhi” (Afar dilinde Garhi sürpriz anlamında kullanılmaktadır) adı verilen 2.5 milyon yaşındaki bu kafatası en son A.afarensis ile türümüzün bilinen en eski fosili arasında yer alıyor.

Bütün bunlar, A.garhi’nin Lucy’nin ait olduğu tür ile ilk insan arasındaki kayıp halka olduğu kanısını güçlendiriyor. Ancak bilim adamları, A.garhi’nin bulunduğu bölgede bir de aynı dönemde yaşamış olduğu sanılan hayvan kemiklerine rastladılar. Bu hayvanların taştan yapılmış özel aletlerle öldürülmüş olduğu anlaşıldı.

Etiyopya’nın Bouri yerleşim bölgesinin 95 km. kuzeyindeki Gona’da sürdürülen çalışmalarda da aynı döneme ait taş aletler ele geçirildi. Şimdi Asfaw ile White’ın ekibi, A.garhi’nin alet yapımında ne denli yetenekli olduğunu araştırıyor. Eğer A.garhi gerçekten alet yapımında beceri sahibi olduğu kanıtlanırsa, burada bilimsel açıdan dedektiflik yapıldığı anlaşılır. İnsanın atalarının iki ayağının üzerinde dikilmesini izleyen 2 milyon yıl içinde bazı önemli gelişmeler yaşandığı artık biliniyor. Pek çok hayvanın avlanırken başvurduğu ilkel yöntemlerin dışında, daha gelişmiş bir beynin ürünü olduğu anlaşılan avlanma yöntemleri, insan evriminin bilinmeyen yönlerine ışık tutuyor.

Bu yalnızca alet kullanımı değil, aynı zamanda ilk teknolojik kıpırdanmalardı. Indiana Üniversitesi’nden araştırmacı Sileshi Semaw Gona’daki buluntularla ilgili şunları söylüyor:”Gona insansıları alet yaparken kullanacakları hammaddeleri çok dikkatli seçebiliyorlardı. A.garhi fosillerinin bulunduğu Bouri’de yerel olarak bu türlü hammaddeler bulunmadığı için insansı yaratıkların gittikleri yere aletlerini de götürdükleri anlaşılıyor.” Bu aletleri A. garhi’nin üretmiş olması olasılığı çok yüksek. Ancak bilim adamları henüz keşfedilmemiş başka türlerin de olabileceği olasılığını göz ardı etmiyor.

Bu bağlamda aletleri kimin yaptığının pek önemi yok; önemli olan teknolojinin yaratıcısına çok büyük üstünlükler sağladığı. Taştan yapılmış balyozlar ve kenarı inceltilmiş kesici aletler ile vahşi hayvanları avlayabilen ilk insansılar, enerji açısından zengin, yağ oranı yüksek gıdalar almaya başladılar. Asfaw, bunun evrimsel açıdan çok önemli sonuçlara yol açtığına dikkat çekerek, alet kullanananların doğal ortamlarından daha fazla yararlanabildiklerini ve Afrika’yı terk edip dünyanın dörtbir yanına dağıldıklarını belirtiyor. White’a göre bu gelişmelerin içinde en önemlisi beynimizin gelişmesi. Meave Leakey ise, beynin ancak yüksek enerjili gıdalar ile beslenenlerde geliştiğini söylüyor.

Modern insanlar 

A.afarensis’in evrim geçirerek Homo’ya dönüşmesi gibi, Homo soyundan gelen bir tür de rakiplerinin önüne geçerek modern insanı oluşturdu. Pek çok bilim adamı H.erectus’un, H.habilis, H. rudolfensis, H.ergaster gibi türleri geçerek yarışı kazandığına inanıyor.

H.erectus, 1.8 milyon yıl önce Afrika’dan Çin ve Endonezya’ya göç eden ilk insansı. Bu süreç içinde bir ara henüz anlaşılamayan bir nedenden dolayı ortaya iki kol çıkıyor: Neanderthal’ler ve modern insan. En eski Neanderthal fosili 200.000 ve en yaşlı Homo sapien ise 100.000 yaşında. Son keşifler bu sorulara yanıt verebilir. Örneğin, Eritre’nin Buia bölgesindeki kazılarda elde edilen bir kafatası hem H. erectus hem de H.sapien özellikleri taşıyor. Kuzey İspanya’nın Atapuerca dağlarındaki iki kazıda inanılmayacak kadar zengin bir fosil hazinesi bulundu. Gran Dolina adı verilen ilk kazıda 800.000 yıllık insansı fosiller bulundu. İspanyol bilim adamlarına göre bunlar yeni bir türe ait. Homo antecessor (Latincede kaşif veya öncü anlamına gelmektedir) adı verilen bu türün ilkel bir çenesi ve çıkık kaş kemiği modern insanın özelliklerini çağrıştırmaktadır.

Bu kazının yapıldığı bölgeden bir kilometre ötedeki kazı alanında ise 300.000 yaşında olduğu tahmin edilen 33 insansı fosili bulundu. Bunların Neanderthal evriminin ilk dönemlerine ait olduğu sanılıyor.

Yaklaşık 200.000 yıl önce Homo sapien Neanterthal kuzenleriyle ilk kez karşılaşınca ne oldu? Bu konu henüz spekülasyona açık. Bizim türümüz dünyadaki tek tür olarak yaşamını sürdürürken, Neanderthal’ler yavaş yavaş silinip gitti. Pek çok arkeolojik kazıda Homo sapien’ler ile Homo neanderthalensis’in Avrupa’nın pek çok bölgesinde aynı anda yaşadığı anlaşıldı. Ancak bu iki grubun barış içinde yaşadıkları anlamına gelmiyor. Ancak o dönemde nüfus bu kadar yoğun olmadığı için, iki grubun karşılaşma olasılığı epey düşüktü.

Neanderthal’lerin nasıl yok olduğuna ilişkin ortaya pek çok varsayım atılıyor. Bunlardan biri Neanderthal’lerin bizimle kaynaşarak özelliklerini yitirmeleri ve zamanla yok olmaları. Belki de hepimizin DNA’larında bir parça Neanderthal bulunuyor. İki yıl önce moleküler biyologlar bu varsayımı test ettiler. Neanderthal fosilinden alınan DNA’yı, modern insanın DNA’sı ile karşılaştıran bilim adamları, iki türün karıştığına ilişkin en ufak bir ize rastlamadılar. Ancak Portekiz’de geçen aralık ayında keşfedilen başka bir iskelet bu varsayımı yeniden gündeme getirdi. Portekiz Arkeoloji Enstitüsü’nün gerçekleştirdiği kazıda, 24.500 yaşında olduğu tahmin edilen 4 yaşında bir çocuk fosili bulundu. Fosilin hem modern insanın hem de Neanderthal özellikleri taşıdığı görüldü. Kimi bu çocuğun Neanderthal adamı ile modern insanın bir gecelik macerasının ürünü olduğunu söylerken, kim de çocuğun Neanderthal adamı ile hiç bir ortak özellik taşımadığını ileri sürdü. Başka bir kurama göre de bu iki grup birbirleriyle hiç karşılaşmadan, birbirleri üzerinde üstünlük kurmadan, yaşayıp gitmiş olabilirler.

Portekiz’deki araştırmaya katılan arkeolog Ian Tattersall‘;a göre, modern insanın ortaya çıkmasından 50.000 yıl sonra beynimizi tümüyle farklı bir şekilde kullanmaya başladık. Örneğin, Neanderthal’ler geride dini inançlarına, kullandıkları dile ilişkin hiçbir iz bırakmadılar. Oysa Homo sapien’ler 40.000 yıl önce, mağara resimleri ve kadın heykelcikleri ile ne denli yaratıcı olduklarını ortaya koyarak arkalarında silinmeyecek bir iz bırakmışlardı. Bütün bunlar bir tek şeyi kanıtlıyordu: simgesel düşünce. Tattersall, ”İnsan Olmak” adlı eserinde bu oluşumu şöyle anlatıyor:”Sanat, simgeler, müzik, işaretler, dil, gizem duygusu, farklı malzemeleri kullanarak üç boyutlu şekiller yaratmak, zekâ kullanımı gibi kavramlar Neanderthal’lere çok yabancıydı.”


Evrim sona erdi mi? 

Simgesel düşüncenin gelişmesi ve iletişim ağının güçlenmesi insan evriminde köklü değişikliklere yol açtı. Örneğin yüksek teknoloji ürünü taşımacılık dünya nüfusunu tek vücut haline getirdi. Tattersall’a göre evrime ilişkin bildiğimiz her şey, yeniliğin yalnızca küçük, birbirinden kopuk yaşayan topluluklarda meydana gelmesi.

Yeni bir insan türü ortaya çıkmayacağı gibi, teknoloji de doğal seleksiyonu tümüyle ortadan kaldırmıştır. Tarih öncesi zamanlarda, ancak uyum sağlayan kişiler ve türler ayakta kalmayı başarabilmişlerdir. Oyse şimdi, zayıf da kuvvetli de her türlü gıdadan, ilaçtan ve barınaktan aynı şekilde yararlanabildiği için aralarındaki fark otomatikman ortadan kalkmıştır.

Teknoloji tüm hızıyla ilerlediği için, büyük bir olasılıkla doğada meydana gelebilecek çok büyük bir değişiklik evrimsel süreci etkileyecek sonuçlar doğurmayacak. Wolpoff bu konuda şunları söylüyor: ”Buz devri yeniden devreye girerse, insanların fiziksel görünümlerini değiştirerek uyum sağlamaları gerekmeyecek. İklimi değiştirmek için bir atom bombası patlatmamız veya uzaya dev bir ayna yerleştirmemiz yeterli olabilecek. İnsan genlerine müdahale ederek türümüzün temel özelliklerini değiştirmemiz mümkün olabilecek. Dolayısıyla doğal seleksiyon yoluyla evrim, yerini insan müdahalesiyle evrime bırakacak” Bütün bunlar insan türünün yok olmayacağı anlamına gelmiyor. 80 kilometre çapında bir göktaşı bunu gayet güzel yapabilir. Ayrıca yeryüzündeki ekosistemin kirlilik, çölleşme gibi nedenlerle çökmesi de aynı sonucu doğurabilir. Bu durumda tek kurtuluş, önlem olarak uzayda koloniler kurmak olabilir. Ancak ne olursa olsun, çeşitli insan türlerinin yeryüzünde üstünlük kurma mücadelleeri artık sona erdi. Milyonlarca yıl sonra, doğal seleksiyon yoluyla evrim, evrimi altüst edebilecek bir yaratığın ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Bundan böyle nereye gideceğimiz tümüyle bizim alacağımız karara bağlı.

Resim ve açıklamalar için burayı tıklayınız. 

Reyhan Oksay 
Time 23 Ağustos 1999 

Kaynak:  Cumhuriyet Gazetesi Bilim Teknik Dergisi,  02 Ekim 1999 , Sayı 654.

İkinci Kaynak:

http://muslumanlik.angelfire.com/evrim.html

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s