“Sahara altı Afrika’sında laktoz toleransı gelişimi”.  Nature Genetics Dergisi’nin 28 Aralık sayısına konu olan kusursuz bir araştırma  insan türü üzerinden yakınsak evrime dikkat çekici bir örnek sunuyor. Laktozu sindirebilme özelliği, yani laktoz toleransı bazı topluluklarca kalıtılan, bazılarınaysa aktarılmamış bir özellik olarak insan evriminin klasik örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Yakınsak evrim, yeni Darwinciliğin uzun ve karmaşık terimler listesinin başında gelen en önemli ifadelerden biridir. Farklı evrimsel yollardan aynı görüntü ve işleve sahip biyolojik özelliklerin ortaya çıkması anlamına gelir. Daha açıkça ifade etmek gerekirse, benzerlik ortak atadan gelmiş olmakla ilişkili olmayıp, iki farklı türün benzer çevresel baskılara getirdiği ortak bir adaptasyonla ilgilidir. Yarasa ve kuş gibi omurgalıların önayaklarının birbirlerinden bağımsız olarak kanada dönüşmüş olması, yakınsak evrimin hayvanlardaki çarpıcı örneklerinden biri. Nature Genetics Dergisi’nin 28 Aralık sayısına konu olan kusursuz bir araştırma bu olaya insan türü üzerinden dikkat çekici bir örnek sunuyor: “Sahara altı Afrika’sında laktoz toleransı gelişimi”.

Süt, içeriğindeki laktoz şekeri nedeniyle birçok yetişkin için sindirilebilir bir besin değildir. Laktoz şekerini, sindirimi kolay glikoz ve galaktoza indirgeyen “laktaz” geni bu kişilerde sütten kesildikten sonra devre dışı kalır. Laktaz geni çalışır durumda olmayan bir kişinin vücudunda, laktoz yani süt ve süt ürünleri kullanılabilir besinler değildir. Elbette dünya üzerindeki tüm toplumlar için aynı durum geçerli değil; süt tüketebilen yetişkinlerden bahsediyoruz. Bu nedenle laktozu sindirebilme özelliği, yani laktoz toleransı bazı topluluklarca kalıtılan, bazılarınaysa aktarılmamış bir özellik olarak insan evriminin klasik örneklerinden biri olarak kabul edilmekteydi; diğer bir ifadeyle söz konusu olan belli bir genin aktarılması veya aktarılmamasıydı. Fakat College Park, Maryland Üniversitesi’nden Sarah Tishkoff için bu açıklama yeterli olmadı. Genç kadın ve ekibinin 1997’de başlayan özverili çalışmaları yıllarca devam etti. Tanzanya, Kenya ve Sudan’da bulunan 43 etnik gruptan toplam 470 DNA örneği ile süt tozu verilen kişilerden belirli zaman aralıkları boyunca kan örnekleri alındı.

Örnek toplama işlemleri devam ederken, 2002 yılında Finli araştırmacılardan konuyla ilgili oldukça ilginç bir çalışma geldi. Kuzey Avrupalılar’da sütün sindirimini sağlayan bir laktaz geni mutasyonu tespit edilmişti. Ne var ki aynı mutasyonun sütü sindirebilen Güney Avrupalılar’da görülme sıklığı çok daha düşüktü; Afrikalı hayvan yetiştirici topluluklarda ise hiç görülmemişti. Yakınsak evrim tezini destekleyen bu sonuçları Tishkoff’unkiler izledi. Ekip, Avrupalılar’dakiyle aynı gen bölgesinde, fakat onlarınkinden farklı üç yeni mutasyon tespit etti. Ayrıca bu kişilerden süt tüketimi sonrasında alınan kan örneklerinde kan şekerinin yüksek bulunması laktozun sindirildiğini gösteriyordu. Tishkoff’un tarihlendirme çalışmaları ise bu mutasyonların 3000 ile 7000 yıl önce ortaya çıkmış olduğunu gösteriyordu; Afrika’da inek yetiştiriciliğine başlanılan 9000 yıl öncesini takiben. Tishkoff ve öğrencisi Reed laktoz toleransının insan genomunda şimdiye kadar gözlemlenen en güçlü pozitif doğal seçilim işareti olduğu sonucuna vardılar. Tıpkı sıtmaya direnç sağlayan orak hücre geninin seçilimi ve toplumda hızla yayılması gibi; fakat laktaz mutasyonunun seçilimi çok daha hızlı gerçekleşmiş olmalı, çünkü orak hücre geni iki kopya halinde taşındığında talasemi hastalığına ve ölüme neden oluyor. Laktaz toleransı ise taşıyıcılarına fazladan kalori sağlamanın ötesinde, kuraklık zamanlarında hayatta kalmalarını ve belki de başka bazı besinlerin daha kolay sindirilmesini sağlıyordu. Evrim farklı zamanlarda ve farklı coğrafyalarda yaşayan bu insanlara aynı çözümü sunmuştu. Üstelik çözüm uzun bir zaman aralığı içinde ve aşamalı olarak değil, ihtiyaç ve kültüre cevap olarak göz açıp kapayıncaya kadar ortaya çıkmıştı. Tıpkı Kuzey ve Güney Kutupları’nda yaşayan, ortak atalarının ayrılmasından çok sonra buzlu sularda donmamak için vücut ısılarını düşüren özel bir glikoprotein molekülü (antifriz proteini) geliştiren balıklar gibi.

İnsanlarda hikayenin kültürel aktarıma ilişkin bir devamı olması, elbette değişimi çok daha çarpıcı hale getiriyor. Mesela Güney Sudan’da yaşayan Dinka halkı için inek her şeyin üzerinde tutuluyor ve dillerine ineği ifade eden 400 kelime yerleşebiliyor. Batı’da ise bu araştırma antropolojik ve evrimsel biyoloji çalışmalarını nasıl etkiler bilemeyiz, fakat ders kitaplarında ilgili paragrafın değiştirileceği muhakkak.

Nıvart Taşçı

Kaynak: Bilim ve Gelecek, Sayı 35

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s