Bir Harun Yahya Yanılgısı

Nisan ayındaki yazımda bıraktığım yerden devam etmeye ve Harun Yahya’nın 20 Soruda Evrim Teorisi’nin Çöküşü adlı kitabının bir diğer bölümünü incelemeye karar verdim. Kitapta bu bölüme “Maymun ve insan genomunun %99 oranında benzeştiği ve bunun evrimi kanıtladığı iddiası neden doğru değildir?” gibi iddialı bir başlık verilmiş.

.

Ne yazık ki ilk faul çok erken geliyor. Başlıkta “maymun genomu” diye bir kavram var ve fena halde sırıtıyor. Maymun genomu diye birşey yoktur. Genomu olan şeyler canlılardır ve maymun diye bir tür yoktur. Bu nedenle maymun genomu denilebilecek bir genom yoktur.

Harun Yahya: Birçok evrimci kaynakta zaman zaman insanla maymunun % 99 oranında benzeştiği ve bunun evrime delil oluşturduğu iddiaları yer alır. Bu evrimci iddia özellikle de şempanzede odaklanır ve bu canlının maymunlar arasında insana en yakın tür olduğundan, dolayısıyla insanla arasında akrabalık bulunduğundan söz edilir. Gerçekte bu, evrimcilerin, toplumun bu konulardaki bilgi eksikliğinden faydalanarak ortaya attıkları sahte bir delildir.

Burada görüleceği gibi şempanzelerin bir maymun türü olduğu sanılıyor. Harun Yahya’ya, İngilizce’de “monkey” olarak geçen ve Türkçesi maymun olan canlı grubunun hangi primat türlerini kapsadığını öğrenmesini tavsiye ederim. Eminim ki şu yazdıklarının bu konularda bilgisi olanlara ne kadar komik geldiğini tahmin bile edemiyordur.

İnsan ve şempanze genomlarının büyük oranda birbirine benziyor olması, evrimin delili olmaktan çok insanlarla şempanzelerin ne kadar yakın akraba olduklarını gösteren bir delildir. Evrimin çok sağlam birçok delili olduğunu ve evrimin gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda bilim dünyasında hiçbir tartışma olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İnsanlarla şempanzelerin yakın akraba olduklarını gösteren su götürmez o kadar çok delil vardır ki birçok inançlı bilim insanı bu gerçeği gönül rahatlığıyla kabul etmekte ve kitaplarında bu akrabalığa işaret eden delilleri açıkça belirtmektedirler. Örneğin akıllı tasarım hareketinin poster çocuğu Michael Behe’nin son kitabında insan-şempanze akrabalığı ve ortak atadan türeme üzerine yazdıklarına değindiğim bir yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Harun Yahya: Öncelikle belirtmek gerekir ki evrimcilerin insan ve şempanze DNA’ları hakkında sık sık ileri sürdükleri % 99 benzerlik iddiası aldatma amaçlıdır.

İnsanla şempanzenin genetik yapılarının birbirine % 99 benzer olduğunu iddia etmek için şu anda insanınkinin olduğu gibi şempanzenin de genetik yapısının çözülmesi, ikisinin karşılaştırılması ve bu karşılaştırma sonucunun elde edilmiş olması gerekir. Oysa elde böyle bir sonuç yoktur. Çünkü, şu ana kadar yalnızca insanın genetik haritası çıkartılmıştır. Şempanze içinse henüz böyle bir çalışma yapılmamıştır.

Ortada ilginç bir durum var. Harun Yahya, şempanze genomunun sıralandığından bihaber gibi görünüyor. Şempanze genomunun sıralanması ve insan genomuyla karşılaştırılmasıyla ilgili makale Nature dergisinde 1 Eylül 2005 tarihinde yayımlandı . Acaba bu kitap bu tarihten daha mı eskiye dayanıyor? Son baskısı değil. Kitabın son baskısının Kasım 2005 tarihli olduğunu görüyoruz. Yani son baskıdan önce şempanze genomunun sıralandığı ve insan genomuyla karşılaştırıldığı biliniyordu. Muhtemelen bu bölümü baştan sona yenilemek gibi bir zahmete katlanmak istememişler. Belki de son baskıyı yaptıkları sırada bu önemli olaydan her nasıl olmuşsa haberdar olamamışlardır.  Belki de haberdar olmak işlerine gelmemiştir. Kim bilir…

Harun Yahya: Gerçekte, zaman zaman gündeme gelen insan ve maymun genlerinin % 99 benzeştiği iddiası, yıllar önce üretilmiş propaganda amaçlı bir slogandır. Bu benzerlik iddiası insanda ve şempanzede bulunan 30-40 civarındaki temel proteindeki amino asit dizilimlerinin benzerliğinden yola çıkılarak yapılmış olağanüstü abartılı bir genellemedir.

Oysa insanda 30 bin civarında gen ve bu genlerin kodlandığı 100 bin kadar protein vardır. Bu yüzden, 100 bin proteinin sadece 40 tanesinin benzemesiyle insan ve maymunun bütün genlerinin % 99 aynı olduğunu iddia etmenin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur.

Bilimsel literatürü 10 yıl kadar geriden takip edince ortaya böyle komik şeylerin çıkması da gayet doğal oluyor. İnsan genom projesinin 2004 yılında Nature’da yayımlanan son raporunda  protein kodlayan gen sayısının 20000-25000 aralığında olduğu ifade edilmiştir. Yani insanlarda 20 bin civarında gen ve bunların kodladığı 20 bin civarında protein vardır. 30 bin genin 100 bin proteini nasıl kodladığını bir türlü çözemedim. Bir genin 3-4 farklı proteini kodlaması ilginç bir durum olurdu heralde.

İnsan genlerinin sadece 30-40 şempanze geniyle karşılaştırıldığı iddiasının ise biraz önce de ifade ettiğim gibi gerçeklikle hiçbir ilgisi yoktur. Şempanze genomu sıralanması çalışmaların ilk aşamasında insan ve şempanzelerdeki 13454 adet gen birebir karşılaştırılmış ve sonuçlar 2005 Kasım’da yayımlanan raporda duyurulmuş ve bu karşılaştırmaların detayları da ayrıca raporun eklerinde sunulmuştur. Bu genlerin kodladığı proteinlere bakıldığında %29’unun insan ve şempanzelerde tamamen aynı olduğu yani amino asit diziliminin birebir aynı olduğu ve tüm proteinler için ortalama alındığında her bir proteinde sadece 2 noktada amino asit dizilimi farklılığı olduğu sonucuyla karşılaşmaktayız.

Harun Yahya: Kaldı ki söz konusu bu temel proteinler diğer pek çok farklı canlılarda da bulunan ortak hayati moleküllerdir. Yalnızca şempanzede değil, bütünüyle farklı canlılarda bulunan aynı tür proteinlerin yapısı insandakilerle çok benzerdir.

Örneğin, New Scientist dergisinde aktarılan genetik analizler, nematod solucanları ve insan DNA’larında %75′lik bir benzerlik ortaya koymuştur. Bu, elbette insan ile bu solucanlar arasında sadece %25′lik bir fark bulunduğu anlamına gelmemektedir!

İlginç bir şekilde Harun Yahya ilk paragrafta doğru şeyler söylemiş. Sadece şempanzelerle değil belli başlı bazı temel proteinlerimiz nerdeyse tüm canlılarla ortaktır. Fakat aralarında farklar vardır. Aynı protein, farklı canlılardaki genlerin evrimsel süreçteki değişimleri nedeniyle bazı değişiklikler içerir. Yani aynı protein ama amino asit diziliminde bazı farklar vardır. İşlevi, görevi aynı ama yapısında ufak tefek veya akrabalık seviyesine göre daha büyük farklar görülmektedir. Kısacası aynı proteinin farklı versiyonlarına sahibiz ve bunlar arasındaki farklılıklar da akrabalık seviyesine işaret etmektedir.

İlk paragraftan sonra bahsedilen nematod solucanları insanlarla olan benzerliğiyle ilgili verilen oranlar, bu konunun Harun Yahya tarafından pek de iyi anlaşılmadığını göstermektedir. Nematod solucanlarıyla ilgili makalede, insanlardaki en iyi bilinen 5000 genin nematod solucanı genomunda arandığı ve bunlardan %75’inin bulunduğu belirtiliyor. İnsan ve nematod genlerinin birebir karşılaştırmasında hangi oranda bir benzerlik olduğundan bahsedilmiyor. Şempanzelerle insanların durumu ise oldukça farklı. İnsan ve şempanzelerin aynı işlev ve göreve sahip genleri amino asit bazında birebir karşılaştırıldığında ortalama olarak her bir proteinde 2 amino asit farklılığı içerdikleri ortaya çıkmaktadır ki bu da %99’dan da yüksek bir orana denk gelmektedir.

Harun Yahya: İnsan ile maymun arasındaki genetik benzerlik konusunda evrimci kaynaklarda yer alan bir diğer örnek ise insanda 46, şempanzede ise 48 kromozom bulunmasıdır. Evrimciler, kromozom sayılarının yakınlığını evrimsel ilişkiye bir delil gibi gösterirler. Bu mantık geçerli kabul edilirse, insana şempanze kadar yakın bir akrabanın daha varlığını kabul etmek gerekir: Patates! Çünkü patatesin de maymun gibi 48 kromozomu vardır.

İnsan dışındaki canlılar incelendiği zaman da evrimciler tarafından var olduğu iddia edilen akrabalık ilişkilerinin, moleküler düzeyde varolmadığı görülür. Bu gerçek, genetik benzerlik kavramının evrim teorisine bir delil oluşturmadığını göstermektedir.

Burada büyük bir çarpıtma göze çarpıyor. Hiç kimse sadece kromozom sayısına bakarak iki farklı türün akraba olduğunu iddia etmiyor. Böyle birşey gerçekten de saçma olurdu. Kromozom sayıları tek başına hiçbir şey ifade etmez. Asıl önemli olan kromozomların yapıları ve genetik içerikleridir. Evrim karşıtları bunu nasıl açılar?ve Evrim Karşıtlarına Dersler: İnsan Kromozomu 2 başlıklı iki yazımda insan ve şempanze kromozomlarının neden ortak atadan türemeyi ve dolayısıyla insan-şempanze akrabalığını çok kuvvetli şekilde desteklediğini açıklamaya çalışmıştım. Eğer Harun Yahya zahmet edip de yazılarımı okuyacak olursa, insanlarda 46 ve şempanzelerde 48 kromozom bulunmasının evrimsel bakış açısıyla ne kadar uyumlu olduğunu ve nasıl açıklandığını görecektir.

Moleküler düzeyde, canlılar arasındaki akrabalık ilişkilerini gösteren delil olmadığı iddiası ise Harun Yahya’nın hüsnükuruntusundan başka birşey değil. Yazımın başından beri birçok defa ifade ettiğim gibi insanlarla diğer hayvanlar ve özellikle de şempanzeler arasındaki akrabalığa işaret eden temel bilimsel veriler canlıların DNA’larında bulunmaktadır. Yani canlıların akrabalığını gösteren en sağlam deliller moleküler düzeydedir. Moleküler düzeyde türler arası akrabalığa işaret eden deliller olmadığını söylemek için ya bilimsel gerçeklerden bihaber olmak ya da bilimsel gerçekleri bilinçli olarak gözardı etmek gerekiyor. Francis Collins’in The Language of God (Tanrı’nın Dili) adlı kitabından tam da bu noktaya uygun olduğunu düşündüğüm bir alıntı yapmayı uygun görüyorum:

Burada genom çalışmalarından aktardığım örnekler ve bunlara ek olarak bu kitap gibi yüzlercesini doldurabilecek diğer örnekler, evrim teorisi için, neredeyse tüm biyologları Darwin’in varyasyon ve doğal seçilimden oluşan sisteminin şüphe götürmez bir şekilde doğru olduğu konusunda ikna edecek türde bir moleküler destek sağlamıştır. Aslında, benim gibi genetik alanında çalışanlar için genom çalışmalarından gelen uçsuz bucaksız verileri ilişkilendirebilmek, Darwin’in teorisinin temelleri olmaksızın neredeyse imkansız olurdu. (Francis Collins, The Language of God, s. 141)

Collins bu konudaki görüşlerini gayet net ifade etmiş gibi gözüküyor.

Harun Yahya: Evrimcilerin şempanze insan arasında % 99 benzerlik olduğu iddiası görüldüğü gibi abartılı bir iddiadır. Ancak iki farklı türdeki canlı % 99 oranda benzer bile olsa, bu ikisi arasında evrimsel bir ilişki kurulamaz. Çünkü genetik çalışmalar türlerin çok özel genetik şifrelere sahip olduklarını göstermektedir. Bu şifrelerde meydana gelen en küçük değişim bile o tür açısından ölümcülsonuçlar getirmektedir. Üstelik canlılardaki bu özel yapı genetik şifrenin işlerliğiyle ilgilidir.

İnsanların bile atalarının nereden geldiği, kimler olduğu gibi bilgiler DNA incelemeleriyle belirlenebiliyorken , Harun Yahya’nın bu tip bir yorumda bulunması konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını gösteriyor. Üreyerek yeni nesiller oluşturduğumuzda DNA’mız ufak değişikliklere uğrar ve gelecek nesillere devamlı değişerek iletilir. Benzerliğin miktarı akrabalık ilişkisinin mesafesini gösterir. Benzerliğin akrabalıkla ilgisi olmadığını söylemek gerçeklikten kopuk olmanın ciddi bir göstergesidir diye düşünüyorum.

Harun Yahya: Bunu anlamak için birbirine benzer iki canlı türüyle, birbirine benzeyen iki binayı karşılaştıralım. Evrimcilerin iddiası genetik benzerlik olduğuna göre, bunu bir bakıma canlının projesi olarak değerlendirmek mümkündür. İki canlının ve iki binanın projelerinin %99 oranında aynı olduğunu kabul edelim. Sonra da bu projelere dayanarak ortaya çıkan canlıların biçimlerini ve binaların yapılarını birbirleriyle kıyaslayalım. Sonuç, genetik yapıları %99 aynı olan canlılar arasında kapanması mümkün olmayan bir yapı ve fonksiyon farklılığına karşın,projeleri %99 aynı olan binaların birbirine benzer olacağıdır.

Burada bir analoji kurulmaya çalışılmış ama komik olmuş. Binanın mimari projesi ile DNA’yı direk karşılaştıramayız çünkü mimari proje zaten binanın nasıl görüneceğini gösteren bir resime benzer. DNA ise bundan çok farklıdır. DNA’da bizi biz yapan veya bir sineği sinek, bir aslanı aslan yapan şeyler yani genler çok çok ufak bir bölümü oluşturur. Daha önce de ifade ettiğim gibi insanlarda yaklaşık 20 bin gen vardır ve bizi biz yapan şey bu genlerdir. Bu genlerin bütün DNA içinde kapladığı alan ise sadece %1.5 civarındadır. DNA’larımız hiçbir işe yaramayan, hiçbir işlevi veya görevi olmayan ve tamamen anlamsız büyük bir bölüm içerir. Muhtemelen DNA’larımızın yarısından çoğu bu şekildedir. Mimari projeler ise böyle değildir. Her bir değişiklik, direk olarak binanın görünüşünde bir şeylerin değişmesine neden olacaktır. DNA’da ise çok büyük bir bölümde oluşacak değişiklikler canlıyı hiçbir şekilde etkilemeyecektir. Bu nedenle kurulmaya çalışılan analoji ve dolayısıyla analoji ile varılan sonuç da geçersizdir. Ayrıca buradan çıkan bir başka sonuç da Harun Yahya’nın, en ufak bir değişikliğin ölümcül sonuçlar getireceği yönündeki iddiasının tamamen hayal mahsülü olduğudur. En ufak bir değişim ölümcül sonuçlara neden oluyor olsaydı ebeveynlerinden farklı özelliklere sahip yeni nesillerin ortaya çıkması mümkün olmazdı. Böyle garip ve hiçbir şekilde bilimsel temele dayandırılamayacak kadar absürt iddiaların böyle rahatça dile getirilebiliyor olması gerçekten üzücü bir durum.

Turan Dursun.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s