Yakın zamanlı Darwin sansürü tartışmalarına Yaşar Nuri Öztürk bir boyut daha ekledi. Herkes Darwin’in teorisine inancını veya ona olan itirazlarını açıklamaya çalışırken, insanlar teorinin mantıklı buldukları, bulmadıkları, inandıkları veya inanmadıkları kısımlarını ifade etmeye girişirken Öztürk olaya farklı bir açıdan yaklaşmayı, Charles Darwin’in bu teoriyi Müslüman filozof İbn-i Miskeveyh’ten “çaldığı” iddiasını dillendirmeye girişti.

***

“Çalma” iddiası çok ağır bir iddia fakat bizim kamuoyumuzun görüşleri gerçeklerle değil gazlarla ve heyecanlarla şekillendiğinden ortaya atılan iddianın yankı uyandırabilmesi için her mesele gibi bunda da ulu orta çalma, aşırma, hain, namussuz vs. şeklinde yaklaşımlar yapılmasını tuhaf bulmadık. Tuhaf değil ama içimizden bazılarının heyecanlara dayalı iddialı savlar yerine biraz da gerçeklere dokunması, her ortaya atılan temelsiz iddiasının karşılıksız kalmaması bir gerekliliktir.
***

Yaşar Nuri Öztürk 10-11. yüzyıllarda yaşamış (öl.1030) İbn-i Miskeveyh’in evrim teorisinin gerçek mucidi olduğunu, bu büyük icadın gerçek torunları olan bizlerin Batılılara bu gerçeği yayması gerektiğini, teorinin payesini ondan 800 yüz yıl önce yaşamış Miskeveyh varken Darwin’e kaptırmanın Müslümanlar adına affedilemez bir yanlış olduğunu, olaya önce bu açıdan yaklaşılması gerektiğini söylüyor.

Bir bakıma buluş milliyetçiliği yapıyor Öztürk. İslam dünyasında, hatta bütün Doğu’da ve Afrika’da sıkça görülen ve bir kısmı da doğru olan “onu aslında biz bulduk” çuluğa yeni bir başlık ekleyip Türk’ün gururunu yüzlerce yıl sonra kabartmaya çalışıyor.

Peki İbn-i Miskeveyh’in teorisi gerçekten ilk mi? Darwin’in yerine konup gururlar kabartılabilir, Darwin’in karşısına İbn-i Miskeveyh ile çıkılabilir mi? İbn-i Miskeveyh’in fikirlerinden yola çıkılarak özellikle Türklük adına milliyetçilik yapılabilir mi?

***

Öncelikle iyi bir “Biz bulduk” çu olmak istiyorsa Yaşar Nuri Öztürk’e naçizane bazı tavsiyelerimiz olacak.

“Biz bulduk” çulukların tarihsel bakımdan esas olarak dayandığı ve İslam coğrafyasında bilimin gerçek parlayışını yansıtan 9, 10, 11 ve 12. yüzyıllarda ortaya çıkan hiçbir önemli fikir ya da buluş eski Yunan düşüncei incelenmeden anlaşılamaz, hiçbir düşünce Antik Yunan’la ilişkisi, onun üzerine koydukları ve eksilttikleri bilinmeden yeni yerine konamaz.

Yani Antik Yunan tercümesine dayanan İslam biliminde bir fikrin “yeni” olduğu iddiası Antik Yunan metinleri incelenmeden hiçbir şekilde gerçekle bağdaşmaz. Hatta yalnızca Antik Yunan değil, İslam coğrafyasının büyük ölçüde etkilendiği eski Hint düşüncesine göz atılmadan hiçbir bilimsel konuda (sıfır örneği gibi) asla “Önce biz bulduk” çuluk yapılamaz.

Evrim teorisini de bu bağlamda ele almak gerekir.

***

Evrim teorisinin, bütün canlıların birbiriyle ilişkili olup birbirinden meydana geldiği teziyle ilk olarak Antik Yunan’da, filozof Anaxiamander (m.ö 611-547) tarafından ortaya atıldığı Batı’da gayet iyi bilinen ve kabullenilmiş bir gerçektir. Yani nasıl Darwin’le Miskeveyh’in arasında 800 yıl varsa düşünceyi ilk ortaya atan Anaxiamander ve İbn-i Miskeveyh arasında 1600 yıl civarı ve Miskeveyh’i fikrin mucidi sananları utandıracak kadar büyük bir fark vardır.

Antik Yunan’da Anaxiamander’in ardından bir başka düşünür, ünlü Aristo (m.ö 300 civarlarında) “doğal skala” yı, ya da “yaşam merdiveni” ni oluşturmuş, burada, cansızdan bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana ulaşan bir sürecin ayrıntılı açıklamasını yapmıştır.

Bunların ardından da Roma’lı filozof Lucretius (m.ö 99-55) gelmiş, İbn-i Miskeveyh’ten 1000 yıl önce yine aynı düzlemde ayrıntılı bir evrim şeması çizmiştir.

Yani bu noktada Batılılara karşı övüneceğimiz ve “Biz bulduk” diyebileceğimiz bir durum maalesef yoktur.

***

Gelelim ikinci kısma, yani İbn-i miskeveyh ve benzeri pre-Darwinist evrimci düşünürleri Darwin ile yan yana koymayı olanaksız kılan yaklaşım farkına.

Ibni Miskeveyh varligin evrimlesme surecini bitkilerden başlatır, yosunlar gibi su bitkilerininin bitkiden hayvana geçiş aşaması olduğunu söyler. Ibn Miskeveyhe gore ilk hayvan ornekleri sig denizlerde ve su kenarlarinda olusur.

Şöyle diyor Miskeveyh:

“….Yuce Allah’in yardimiyla bizim aciklayip ortaya koymak istedigimiz husus varligin yaygin olan hikmet uyarinca gerçek bir tarafindan saglam bir duzene kavusturulmasi ve varlik turleri arasindaki iliskisinin muntazam bir sekilde ipe dizilen incilerin bir kolye olusturmasi gibi her turun sonunun kendinden sonrakinin ilki olmasi konusudur…”
Miskeveyh’e göre, yüksek alemden nefs (ruh) çeşitli dünya varlıklarında kendini göstere göstere tekamül etmiş, nihayet insanlık mertebesine gelmiştir. Bu süreçte hayat eserini ilk kabul eden varlık bitkidir. Aşağı düzeyinde bitki tohumsuz ürer. Otlar gibi… Nihayet evrim, üzüm ve hurma ile tekamülün son sınırına varmış olur. Hurmada artık hayvan özelliği belirmeye başlamıştır. Hurma, bitkinin son, hayvanın ilk mertebesidir. Hayvanlar aleminde ilk mertebe, kısmen hareket edebilen, sadece dokunma duyusu bulunan sedef ve salyangoz gibi hayvanlardır. Evrimleşme, köstebek ve benzeri dört duyu sahibi hayvanlarla devam edip, beş duyu sahibi, terbiye edilebilir hayvanlara ulaşır. Bu mertebede at ve şahin tipiktir. Evrimleşmenin insanlık mertebesine bağlanma noktasında maymunlar ve benzeri gelişmiş hayvanlar görülür.’ (Türker Alkan-Radikal)

İbn-i Miskeveyh kendince bir evrim anlayışına ulaşmış olsa da, evrimi yüksek alemin verdiği ruhun değişik tecelli aşamaları olarak açıklamasının bilimle örtüşür hiçbir tarafı bulunmamaktadır.

Saçmalık anlamında değil ama Miskeveyh’in görüşlerinin en azından bilimin yanlışlanabilirlik ilkesiyle hiçbir ilgisi olmadığından bilime ait sayılması, içerik bakımından denel bir gerçekliğe dayanmadığından bilimsel manada “hepimiz öküzün boynuzunda yaşıyoruz” önermesinden daha fazla ciddiye alınması mümkün değildir.

Miskeveyh’in yaklaşımında Özellikle hurma bahsi gibi bazı kısımlarda bilimsel düşünceden büsbütün bir uçuş ve kişisel varsayımlar ekseninde bir yüzüş görülüyor ki bunun, hele bir de sistemli gözlemlere dayanmadığı düşünülürse Lamarck’ın, özellikle Darwin’in (onunkilerde de yanlışlanabilirlik eksiği var) yaklaşımlarıyla karşılaştırılması mümkün değildir.

Yani evrim düşüncesinde zaten bir öncü olmayan İbn-i Miskeveyh’in Darwin’in dahi tam örtüşemediği bilimsel metotla hiçbir şekilde bağdağmayan farazi yaklaşımlarının Batı dünyasının önünde “gururluyuz ve mutluyuz, İbni-i Miskeveyh’imiz var” diye sürülme şansı da yoktur.

***

Gelelim İbn-i Miskeveyh’ten “milli gurur” çıkarmaya çalışan anlayışa son itirazımıza.

Yani bugün İranlı İbn-i Miskeveyh’ten gururlanması beklenen Türklere bu filozofun bakışına. Şöyle diyor Miskeveyh:

“Hayvanlik mertebesinin sonunda bulunan bu turun en yuksek sinirina ve insanliginda ilk mertebesine ulasmistir. Bu mertebe her ne kadar degerliyse insan mertebesinden uzak, bayagı ve dusuktur. Maymun vb. hayvanlar insanliga yakin olan bu mertebede bulunmaktadir. İki tür arasindaki fark cok azdir. Eger onu asarsa insan olur. İnsanlık mertebesine ulasinca iki ayagi uzerine kalkar ve hayvan mertebesine yakinligindan dolayi bulundugu duruma uygun olarak onda zayif bir ayirt etme gucu ortaya cikar… Nihayet nefsin onun uzerindeki etkisi güclenince anlama ve ayirt etme gucleri sayesinde verilen egitimi de alir. İnsanlik mertebesine oldukca yakin olan bu mertebe behimiyet mertebesidir. Kuzey ve guneyde yeryuzunun en uzak meskun bolgesinde ve onun civarinda bulunan TÜRKLER VE ZENCİLER boyledir. Onlar ile anlattigimiz hayvanligin son mertebesi arasinda buyuk bir fark yoktur. Onlar yararlarina olan pek cok seyi anlayacak durumda degillerdir. Kendileri hikmet ortaya koyamadiklari gibi komsu milletlerdekini de kabul etmezler. Bu yuzden durumlari cok kotu ve yasama duzeyleri dusuktur. Gipta edilecek bir seyleri olmadigi gibi hayvanlarin kullanildigi is alanlarinda kole gibi kullanilmaktan baska bir ise de yaramazlar…”
Evet, bugün birilerinin Türklerin Batı’ya karşı bir övünç malzemesi olarak kullanmasını istediği İranlı İbn-Miskeveyh’in Türklere bakışı budur. Türkler ona göre hayvanlığın son mertebesinde, henüz insanlığa ulaşamamış, yaşam düzeyleri düşük, bir şey üretmeyen, üreteni de anlayamayan, kölelikten başka bir işe yaramayacak yaratıklardır.

***

Neticede İbn-i Miskeveyh kendisinden 1600 yıl önce ortaya çıkan bir fikri benimseyip kendinden ilaveler yapmış, bunu yaparken hiçbir kabul edilebilir bilimsel yönteme dayanmamış ve dünyaya bakış algısı Türkler ile siyahları hayvan olarak niteleyecek düzeyde kalmış bir vasat bir düşünürdür. Onu bayraklaştıran bayraklaştırsın, Antik-Yunan’ı ve bütün insanlığın düşünce miraslarını görmezden gelerek Türklere “hayvanın son aşaması” diyen bir adamı yalan yanlış bir şeylerin sahibi yaparak üç beş çocuk kandırmak isteyen de bunu yapsın. Ama yayın organlarının yeni sanılan abartılı iddialara olan zaafını değerlendirerek sürekli bunlarla karşımıza çıkanlar biraz da gerçekle az çok ilişkisi olan insanlara verdikleri rahatsızlığı da düşünsün.

***

Yazıya bundan yüzyıllar önce yaşayıp ölmüş İbn-i miskeveyh’e yine de saygılarımı sunarak bitirmek istiyorum. O dönem için şimdiye göre nispeten daha özgür de olsa İslam coğrafyasında bu fikirleri telaffuz edebilmek cesaret işidir. Daha önce bilinen fikirler olmasa cesaret etmesi güçtü o da ayrı konu ama farklı bir düşünce adamı olarak yine de Miskeveyh Yaşar Nuri Öztürk’ün onu büyük bir keşifmiş gibi alıp koyduğu yere abanılarak düşüncelerinin özeti şeklinde sunulan “Biz hurmadan gelmişiz” cümlesinden yola çıkılarak aşağılanmayı hak etmemektedir.

***

Burak Çapraz

Milliyet Blog

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s