1970’li yıllara kadar Darwin’in yüz yıllık kitaplarının Türkçe’ye çevrilmiş olmaması her ne kadar özrümüz olsa da, o yıllardan sonra, hemen her köşebaşı kitapçılarda yalan yanlış birçok kitabı bulunmaktaydı. Şimdilerde ise, internettte, gerçeğin dışında, belirli yerlere ve kişilere hizmet etme adına korkunç bir yanıltmaca sürüp gitmektedir.

Bir kere, “Darwin Kuramı” diye bilinen herhangi bir öneri yoktur. Ancak biyolog Charles Darwin’in “evrim kuramı” olarak anılan ve doğru olduğu çoğunlukça kabul edilen iki denemesi vardır: Türlerin Kökeni ve İnsanın Türeyişi.

Darwin bu ünlü denemelerinde – ne de başka bir yerde – insan soyunun maymundan geldiğini yazmış ya da savunmuş değildir. Ancak, kendisine , “Ana tarafından mı yoksa baba tarafından mı maymundan geldiğini soran şımarık bir muhabire Darwin “Gerçekleri görmemekte direnen ve onları çarpıtmayı meslek edinmiş bir türün soyundan olmaktansa, bir maymun soyundan gelmeyi tercih ettiği” cevabını vermiştir.

Darwin, böyle bir şey söylememişse, bilinen bazı çevreler neden bu söylenceyi yayıp duruyorlar? Öte yandan, ‘ilerici’ tanınan kimi çevreler, nasıl oluyor da, bu tür haksız suçlamalara karşı Darwin’i savunmak gereği duyuyorlar? Bu iki sorunun cevabı ortaktır: ‘İlericiler’ Darwin’i savunurlar, çünkü onun “evrim kuramı” bilim çevrelerince çoğunlukla doğrulanmıştır. Tutucular, Darwin’e karşı çıkarlar, çünkü, eğer Darwin’in evrim kuramı doğru ise, Tevrat ve incil’deki “tekvin” (Genesis) bölümünün kuruluş veya yaradılışla ilgili öyküsü yanlış olmalıdır. kısacası evrim kuramı Tanrı buyruğuna karşıdır. Ve vundan dolayı Darwin büyük bir günahkâr sayılmaktadır, kiliseye göre…

Darwin bu konuda neler dediğine bakacak olursak;

  1.  Dünya ve onun üzerinde yaşayan tüm canlı varlıklar, kutsal kitapta yazıldığı gibi, sadece 5-6 bin yıl önce değil de, bundan on binler ve yüz binlerce yıl önce yaratılmış olmalıdır.
  2. Sayıca yüz binlere ve belki de milyona ulaşan bitki ve hayvan türleri – kutsal kitapta anlatıldığı gibi – bir-iki gün içinde ard-arda yaratılmamış; Darwin’in “doğal ayıklama” adını verdiği uzun ve yavaş bir süreç içinde ve “güçlünün kalıcılığı ilkesi” uyarınca çoğalıp yayılarak ya da azalıp tükenerek ve bu arada , değişikliklere uğrayarak birbirinden türemiş ve günümüze kadar yaşamış olanlardır.
  3. İncelenmiş bulunan bitki ve hayvan türleri için geçerli gibi görünen bu kurallar ve ilkeler, hayvanlar aleminin, çok hücreli, omurgalı, dört ayaklı, memeli bir çeşidi olan ve fizik, biyolojik ve kimyasal yapısıyla, genel olarak, primatlara, özellikle kuyruksuz maymunlara benzeyen insan türü için de geçerli olmalıdır. İnsanın ve onun en yakın benzeri olan maymunların nereden geldiği kesinlikle bilinemiyor. Ancak, bütün benzer türler gibi, onların da ortak bir atadan geldikleri söylenebilir.

Çağdaş bilimin genellikle doğru kabul ettiği evrim kuramının özü ve özeti budur. Ancak, bu kuram sınırlı ve eksiktir. Hücrelerin çoğalma sırasında değişikliğe uğraması (Mutasyon) olayını bilmediği için Darwin, farklılaşma sürecini bütünüyle anlayamamış, açıklayamamıştır. Bu işi, Darwin’den sonra gelen genetikçiler yapmıştır.

Hıristiyanların ve musevilerin evrim kuramına karşı çıkmaları tabii ki, doğaldır. Çünkü, Darwin, türlerin çeşitliliğini açıklamaya çalışırken, o güne kadar tartışmasız kabul edilen bazı dini dogmaların yanlış olabileceği kuşkusunu yaratmıştır.

Darwin’e karşı takındığımız tavrın temelinde, bilimsel belgelerden çok, Batı’dan bize yansımış-yansıtılmış duygusal tepkiler yatmaktadır. Kilise, kendi tarihi yanılgısının sorumluluğunu çağdaş bilime yüklemek istemiştir. Fakar bu, kilisenin ne ilk ne de son yanılgısıdır. Kilise, Darwin’den önce, kopernikos’a ve Galileo’ya; Darwin’den sonra da Freud’a, (bilimsel bulguları kilisenin görüşüne ters düştüğü için) aynı sert tepkiyi göstermiştir…

Darwin’in Bilimsel Yanılgısı:

Evrim kuramıyla, bilim dünyasının en onurlu yüceliklerinden birine yerleşen Darwin, insanlar ve toplumlar arasındaki KÜLTÜR VE UYGARLIK farklarını da BİYOLOJİK EVRİMLE açıklamaya kalkmıştır:

“Batılı beyazlar, daha güçlü oldukları için uygarlık merdiveninde yükselmişler, sarı, tunç rengi ve esmer tenli toplumlar ise barbarlık ve vahşet düzeyinde kalmışlardır.” Böylesine ilkel bir kültür kuramının bilim dünyasındaki adıırkçılık veya kafatasçılıktır. Ve de ırkçılık, bilim ahlakına göre de en büyük günahtır. Böylece darwin’in dini günahına bir de bilimsel günah eklenmiştir. Kilise, Darwin’i cezalandırmak için. onun bilimsel yanılgısından yararlanmıştır; Darwin’in doğrusunu yanlışıyla gölgelemek istemiş; çağdaş bilimin Darwin’i onaylamadığı söylencesini yaymıştır.

Yeniden görülüyor ki, Darwin’in bugün için birisi doğru ötekisi yanlış sayılan iki kuramını birbirinden ayırmadan konuyu tartışma olanağı bile yoktur. (bkz: Bozkurt Güvenç. İnsan ve Kültür, 1. ve 2. Bölümler.)

Bunun için de, Darwin’i iyi okumak ve ona önyargısız yaklaşmak gereklidir.

Alaettin Morgül / 13.03.2012

Milliyet Blog

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s