Yaşamın suda başladığı bilimsel görüşüne göre canlılık, ilk kez suda oluşmuş ve sudan karaya geçiş ile evrimleşerek günümüz canlıları doğmuştur. Dünyanın yaşı araştırılırken ortaya çıkan jeolojik devirle isimlendirilmiş ve balıklar, “balık devri” olarak kabul edilen Devon’da evrimleşmiştir. Devon devrinin günümüzden yaklaşık 325 milyon yıl öncesine dayandığı bilinmektedir. 205 milyon yıl önce sürüngenler ve ardından 75 milyon yıl önce de memeliler evrimleşmiştir.

Canlılığın ilk kez suda oluştuğuna dair evrim bilimi, bir çok kanıt sunar. Bunlardan biri Embriyolojiden elde edilen kanıtlardır. Embriyo, canlının doğmadan önceki haline dendiği düşünülürse, aşağıda, balık, semender, kaplumbağa, tavuk, domuz, sığır, tavşan ve insan embriyolarının ilkin halleri ile doğuma yakın halleri bulunmaktadır. Bu embriyoların ilkin hallerinin benzerliği gerçekten dikkat çekicidir.

İlkin evrelerde insan embriyosu, balık embriyosuna benzer. Çünkü tıpkı balıklar gibi solungaç yarıklarına, tek kulakçık ve karıncıklı bir kalbe, ilkel balık böbreğine, iyi gelişmiş ve kaslarla hareket ettirilebilen bir kuyruğa sahiptir. Kısa bir zaman sonra insan embriyosu, sürüngen embriyosuna benzemeye başlar. Solungaç yarıkları körelir, omurga kemikleri birbirine hareketli şekilde bağlanır; yeni bir boşaltım sistemi gelişir; eski boşaltım sistemi ya kaybolur ya da yeni sistemin yapısına katılır. Kalpteki kulakçık, sağ ve sol olmak üzere iki ayrı odacığa ayrılır. Gelişmenin daha sonraki evrelerinde ise kalp, 4 odacıklı hale gelir. Yedi aylık gelişim sürecinde ise insan embriyosu, vücut üzerindeki kılları, büyüklüğü ve el- ayak şekliyle gelişmiş bir insandan çok bir maymun yavrusuna benzer. Aşağıdaki resimde insan ve köpek balığı embriyosunda kalbin yandan görünüşü yer alıyor. Her ikisi de tek bir kulakçık ve tek bir karıncığa sahip.

Ünlü bilim adamı LAMARCK’ın da savunduğu gibi; kullanılmayan organlar, körelmeye yüz tutarlar. Örneğin insandaki körbağırsak , herhangi bir enfeksiyon riski olduğunda insan hayatını tehlikeye sokabilirken, ameliyatla alındığında, insan sağlığına her hangi bir olumsuz etkisi olmaz. Kulak kası da körelmiş organlarımızdandır. Normalde insanlar kulak kepçelerini oynatamazlar ancak bazıları oynatabilir yetenektedir. Yirmi yaş dişi, çiğnemede herhangi bir görev almazken, bireylere göre farklı zamanlarda ortaya çıkmaya devam eder. Kuyruk, insanlar için körelmiş bir yapı olmasına rağmen, bazen kuyruklu doğumlar görülmekte, bunlar hastanede kesilmektedir. LAMARCK’a göre; bir organın büyüme ve gelişmesinde rol oynayan değişimler, hayvanın yaşamasına yeni yararlar sağlıyorsa, meydana gelir ve saklanır. Dezavantaj sağlıyorsa, ortadan kalkmak zorundadır. Eğer bir organ yaşamak için gerekli olmaktan çıkmışsa fakat varlığı bir zarar sağlamıyorsa, kalıntı olarak kalır ve gittikçe körelmeye başlar. Uyum yani adaptasyon denen konu, evrim süreci içerisinde mutasyon dediğimiz kalıtsal değişimlerden sonra gelen ikinci en önemli kaynaktır. Uyum; bir canlının belirli bir ortam içerisinde yaşamasını mümkün kılan yetenek ve özelliklerin tümüne denir. Her canlının içinde yaşadığı ortam aynı özellikleri taşımaz. Gece ve gündüz, mevsimsel arası farklar veya ortam içinde yaşayan diğer canlılar ve tüm faktörler bu koşulların farklılaşmasına neden olur. Aynı ortamda yaşayan ama akraba olmayan canlılar arasında aynı koşullara uyumdan dolayı o kadar yakın özellikler ortaya çıkar ki; doğal sınıflandırmada bu canlılar akraba gibi görünürler.

Örneğin hareket yetenekleri az olan hayvanlarda, düşmanlarından korunmak için kendilerini ölü gibi gösterme yetenekleri gelişmiştir. Görünüşte cansız gibi sırtüstü yatan böcek, özel bir yapı aracılığıyla 20-30cm kadar havaya sıçrayarak hızla koşmaya başlayabilir. Kelebek tırtılları, korktukları zaman en parlak tüylerini ortaya çıkarırlar. Gece kelebeklerinin ön kanadı, gündüzleri korunmak için üzerinde bulundukları ağacın renk ve desenini taşır. Çoğu hayvan ise büyükçe bir göz deseni taşır. Göz lekesi, balıklarda, kaplumbağaların bir kısmında, kuşlarda ve bir çok böcekte bulunabilir.

Göz lekesinden korkma, hayvanlarda ortak bir özelliktir. Daha doğrusu, iç içe geçmiş çemberler, canlıların çoğunda panik yaratır. Bu, belki bir canlının kendisini izlediği izlenimini uyandırdığı içindir. İnsanların da birbirlerinin gözlerinin içine uzun uzun bakamamalarının kökeni bu duyguda yatmaktadır. Bu nedenle bir çok canlı grubunda korkutmak için göz deseni bulunur.

Balon balıkları taklit yaparak değil, vücutlarının dış yüzeyinde bulunan sertleşmiş dikenleriyle korunurlar. Kendilerini tehlikede hissettiklerinde hava yutarak şişen balon balıkları, karın tarafı sayesinde deniz yüzeyinde yüzer.

Pisi balıkları ise renkleri sayesinde korunurlar. Böyle ani renk değiştirme özeliği, bukalemunlar ve daha çok mürekkep balıklarında bulunur. Bir kaç saniye içerisinde vücudunun her hangi bir yerindeki kromatoforlar(renk pigmentlerini içinde bulunduran hücreler) genişleyip, bir araya da toplanabilir. Gözler aracılığı ile algılanan ortamın rengi, sinir sisteminin yardımıyla kromatoforlara iletilir ve bunların belli bir şekilde açılıp kapanmasıyla pigmentin yayılması sağlanır. Kromatoforların şekli mürekkep balıkları hariç diğer tüm hayvanlarda aynıdır.

Nesem Öztürk
Eğitmen Dalgıç / Biyolog

Sualtıgazetesi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s