“Yeni bir dizi film, dünyadaki tüm insanların 200.000 yıl önce yeryüzünde yaşamış olan Afrikalı ataların soyundan geldiğini gösteriyor” diye yazıyor Neil Faulkner. İnsanoğlunun kökeni hâlâ hararetli siyasi tartışmalara konu oluyor. Modern insanın birlikte mi evrimleştiği yoksa gerçekte ayrı ayrı ırklardan mı oluştuğu sorusu sosyal olarak olduğu kadar tarihi olarak da önem taşıyor. Frederick Engels ve Karl Marks, Charles Darwin’in kitabı Türlerin Kökeni ilk çıktığında onu merakla okumuşlardı. Onlar bu çalışmayı, dünyayı insanın yarattığı kuramı olan dinsel yaratılışçılığın önemli bir reddi olarak görüp övdüler.

***

Bu, aynı zamanda onların insanın gelişimi ve doğayla olan ilişkisi konusundaki çalışmalarını da etkiledi. İnsanlar, sahip oldukları zekâ ve birlikte çalışma yeteneği sayesinde kıtlıklardan ve felaketlerden sağ çıkabildi. İnsanların milyonlarca yıl önce nasıl evrimleştiği ve Afrika’dan nasıl ayrıldığı soruları, arkeologlar arasında hâlâ canlı bir tartışma konusu. Tüm kanıtlar, insanın 3 milyon yıl kadar önce bir maymun türünden evrimleştiği teorisini destekliyor. 3,2 milyon yaşında olduğu saptanan “Lucy” adlı maymun fosili insanın bilinen en eski atası olarak kabul ediliyor. Buna rağmen, bu ilkel maymunun modern insana nasıl evrimleştiği ve hangi zaman aralığında bu insanların dünyanın dört bir yanına yayıldığı hâlâ tartışmalı. Bazı arkeologlar, insanın birkaç milyon yıl içinde Asya ve Afrika’da farklı zihinsel ve fiziksel yetenekler geliştirerek ayrı ayrı evrimleştiğini ve daha sonra bu türlerin melezleştiğini öne sürüyor.

Yolculuk
BBC 2’de geçen pazar yayınlanmaya başlanan “İnsanın inanılmaz yolculuğu” adlı beş bölümlük önemli belgesel ‘Pekin Adamı’nın keşfi üzerine varılan sonuçları inceliyor. Diziyi sunan doktor Alice Roberts, Bristol Üniversitesi’nde anatomi uzmanı ve antropolog. Bilimin ırkçılık karşıtı anlamı konunda hiç şüphesi yok. “İşin içyüzü çok sıradışı ve önemli, çünkü geldiğimiz nokta şu ki, hepimiz çok genç bir türün üyeleriyiz ve birbirimizle yakın akrabayız. Bu yüzden ırkçılık büyük bir saçmalık” diyor.
“Irk” kavramı biyolojide bir anlam ifade etmiyor. Fiziksel özelliklerin, kültürün, dinin birlikte meydana getirdiği ve doğum yeri ile bağlantılı bir kavram. Yeni kanıtlar, modern insanın 200.000 yıl önce yaşamış, çoğunlukla “Afrikalı Havva” diye adlandırılan tek bir kadının soyundan geldiğini gösteriyor. DNA analizlerinden elde edilen bu tarih daha önceden bulunan homo sapiens’in bilinen ilk fosillerinin tarihi ile mükemmel olarak uyuşuyor.
Etiyopya’da Omo’da 1967’de bulunan iki kafatası ve kısmi bir iskelet yakın zamanda yeniden tarihlenerek yaklaşık 195.000 yıllık oldukları saptandı. Bu onları türümüzün bilinen en eski üyeleri yapıyor. Buna benzer kanıtlar “çoklubölgesel evrim” olarak bilinen insan gelişimi teorisinin altını oyuyor. Bu teori epey popüler hale gelmişti. Homo erectus, yani ilk insanlar, Afrika’yı terkedip daha sonra Çin olacak topraklara yerleştiler. 1921-1937 arasında yapılan kazılarda Pekin yakınlarında erectus’un fosil kalıntıları açığa çıkarıldı. Muhtemelen 400.000 ila 800.000 yaşında olan bu kalıntılara “Pekin Adamı” adı verildi. Pekin Adamı’nın doğrudan modern Çinlilerin atası olduğu iddia edildi. Eski kafataslarının ayırt edici Doğu Asya özellikleri taşıdığı bile öne sürüldü. Bu iddiayı savunanlar, Afrikalı erken insanı daha uzun ve daha güçlü olarak tasvir ediyordu. Kalın bir kemik yapısı ve geniş bir ağzı vardı. Pekin’li kuzeninin ise aksine daha küçük ama daha becerikli ve zeki olduğu söyleniyordu.
“Afrika’dan çıkış 2” olarak adlandırılan bu teori, Çin’deki pek çok okulda, ulusal kimliği desteklemek ve üstünlük duygusu sağlamak adına okutuluyor. Bu tanımlamalar Afrikalı ve Asyalılar hakkında yapılan ırkçı karikatürlerle ilgili araştırma yapmış herhangi birine tanıdık gelecektir. Talihin oyununa bakın ki şimdi aynı tanımlamaları onlar kullanıyor.
Bu teori farklı yerlerde evrimin paralel olarak geliştiğini ve sonra melezlemenin tek bir karma türü -modern insan- ortaya çıkardığını varsayıyor. Biyolojik kanıtlar gösteriyor ki “türleşme” -yeni türlerin oluşumu- ikiye ayrılma ve ayrı evrim yoluyla meydana geliyor.
Dahası, bir “kayıp halka” -bu şekildeki bir gelişmeyi ispatlayan orta seviye fosiller- yok. Son DNA kanıtları gösteriyor ki bu teori mutlak olarak yanlış. Modern insan genetiğinin izini sürmek için en son DNA teknolojisini kullanan Çinli profesör Jin Li yeni bulgular elde etti. Profesör Li, Pekin Adamı’nın soyundan gelip gelmediklerini öğrenmek için 12.000 Çinliden örnekler aldı. Sonuçlar kesindi: Profesör Li’ye göre, hepimiz 200.000 yıl önce Afrika’da gelişmiş tek bir erken insan türünün soyundan geliyoruz. Bugün Pekin Adamı’nın varisi olmadığı ve insanların homo sapiens’ten evrildiği genel kabul görüyor. Erken insan türleri ‘Australopithecus’lar olarak bilinen bir grup eski maymundan evrildi. Bu gruba iki ayak üstünde yürüdüğünü fosilinden bildiğimiz Lucy de giriyor.

İşçilik

İki ayak üstünde yürümesi, kollarını ve ellerini işçilik için serbest bıraktı ve karşılığında doğal seçilimin beyin kapasitesini artırmasını destekledi. El ve beyin, emek ve zekâ, yetenek ve fikir etkileşime girdi; zirvesi modern insan olan bir evrim sürecini başlattı.
Bir milyon yıl kadar önce homo erectus Afrika’dan göç ederek Güney ve Doğu Asya’nın büyük bir kısmında koloniler kurdu. Erectus’un standart aleti taştan yapılmış el baltasıydı. Sonraları daha gelişmiş bir erken insan -homo heidelbergensis- Batı Asya’da ve Avrupa’da birçok yere yerleşti. Neandertaller heidelbergensis’ten evrimleşti. Onların aletleri ise çoğunlukla keskin kenarlı taş tabakalarından oluşuyordu.
100.000 yıl boyunca Homo Sapiens -Ortadoğu’ya yapılan kısa bir akın dışında- Afrika’yı terk etmedi. Sonunda 85.000 yıl önce Büyük Göç başladı ve hızlıca gerçekleşti. Güney Asya’da ve Avustralya’da 50.000 yıl önce, Kuzey Asya’da ve Avrupa’da 40.000 yıl önce ve Amerika kıtasında 15.000 yıl önce koloniler kuruldu. Büyük olasılıkla Güney Asya kıyıları boyunca yayıldılar, iç kesimlere nüfuz etmeleri daha sonra gerçekleşti.
Bunun gerçekleşmesinin sebepleri, kaynakların azalması, artan nüfus ve iklim değişimiydi. Avcılık-toplayıcılık yoluyla hayatlarını devam ettirdiklerinden yeni besin kaynakları arayışıyla iç kesimlere doğru seyahat ettiler. Bu uzun dönemli seyahatin etkileri onları değiştirdi. Uzun mesafelerde yürümek ve koşmak dayanıklılıklarını artırdı, el becerileri onları mükemmel alet yapıcıları haline getirdi, soyut düşünme yetisine sahip geniş beyinleri ayrıntılı planlamayı, dili ve toplumsal örgütlenmeyi ortaya çıkardı. Küçük, sıkı bağlarla birbirine bağlanan, işbirliği yapan gruplar oluşturdular.

Medeniyet
Onlar kelimenin tam anlamıyla “medeni” idiler: Yemek bulma yöntemleri, birlikte yaşamaları, görevleri paylaşmaları, alet yapmaları, kendilerini süslemeleri, ölülerini gömmeleri ve daha bir çok özellik grup içinde kabul görmüştü. Toplumları Marx ve Engels’in tanımladığı ilkel komünizmin erken bir örneğiydi.
Türlerinin özellikleri, onların iklimdeki radikal değişikliklere uyarlanmalarını sağlıyordu. Kuzey kutbunda ren geyiği, tropikal bölgelerde domuz, maymun ve kertenkele avladılar. Sorunların üstesinden geldikçe aletleri de çeşitlendi. Basit el baltaları ya da tabakalar yerine bir tür “bıçak” -uzunlukları genişliklerinden daha fazla olan keskin kenarlı taş aletler- ürettiler. Ayrıca sanatsal üretim -avladıkları ve sihirli olduğuna inandıkları hayvanların resimleri ve heykelleri- de yaptılar.
Her şeyin ötesinde, bu yeni tür, deneme-yanılma ile kendini geliştirdi, başarılı olunan yöntemler paylaşıldı ve kopyalandı. Kültür durağan değil değişkendi ve birikiyordu. İnsanoğlunun değişen koşullar karşısında ölmesi ya da göç etmesinden farklı olarak, homo sapiens daha iyi sığınaklar, daha sıcak tutan giyecekler ve daha keskin aletler için çözümler buldu. Doğa ve kültür birbirini etkiledi. İnsanlar çevrelerini kontrol etme, değiştirme ve sömürme konusunda artan bir başarı sergiledi. Bu çiftçiliğin 10.000 sene önce ortaya çıkmasını açıklıyor. Avcılık hayvancılığa dönüştü. Geniş vahşi çayırlar toprağın ekilip tahıl yetiştirilmesi için yeniden düzenlendi.
Bu değişimin ardında büyük ihtimalle ekolojik bir kriz yatıyor. Bunu mümkün kılan homo sapiens’in türe özgü eşsiz “ilerlemeci” karakteriydi. DNA’dan elde edilen kanıtlar insanların tek bir tür olduğunu kanıtlıyor. DNA’ların toplanmasına ve araştırılmasına önayak olan ünlü genetikçi Luigi Luca Cavalli şu sonuca varıyor: “İnsan nüfusunun genetiği ve evrimi üstüne yapılan araştırmalar ırkçılığın hiçbir bilimsel dayanağı olmadığının en güçlü kanıtlarını sunuyor.”  Tür olarak -Afrikalı Havva’nın soyundan gelenler- bu zamana kadar uzun bir yol geldik. Ancak en büyük zorluklar hâlâ önümüzde duruyor.

Sosyalistisci.org

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s