1) Radyokarbon yaşlandırma: İlk kez 1949 yılında W. F. Libby tarafından ortaya atılan bu yaşlandırma yöntemi, örnekteki C14 aktivitesinin radyoaktif olarak sayılmasına dayandığından, Carbon-14 yöntemi olarak da adlandırılır. Kozmik radyasyonun oluşturduğu nötronların, atmosfere girerek azotla oluşturduğu nötronların, atmosfere girerek azotla oluşturduğu reaksiyon sonucu Carbon-14 izotopları ortaya çıkar. Normal karbon atom çekirdeğinde proton ve nötron sayısı toplamı 12 olması gerekirken, bu izotopta toplam sayının 14 olması sonucunda, çekirdek dengesizleşir ve yavaşça radyoaktif bozunmaya uğrar.

N14 + nötron= C14 + H,

C14 = B + N14 C14 çekirdeğini terk eden bir nötron radyoaktif bir beta partikülü oluşturur. İşte bu parçalanmadaki beta partiküllerinin sayılmasıyla organik maddenin yaşı belirlenmektedir.

Bir örnekteki C14’ün yarısının parçalanması için gerekli olan süre, Libby’nin hesaplarına göre 5568 yıldır. Bu süreye “yarı ömür” denir. C14 için bu süre son yıllarda yapılan dikkatli çalışmalarla “5730” yıl olarak belirlenmiştir. Kimyasal açıdan C14 atomları tamamen normal karbon atomları gibi davranmakta ve normal karbonla birlikte atmosferdeki karbondioksite (CO2) katılmaktadır. Böylelikle yaşayan hayvan ve bitkiler atmosferdeki karbonu, karbondioksit şeklinde alarak hayatları boyunca vücutlarında depo edebilirler. Canlıların yapısındaki radyokarbon oranı, atmosferdeki orana eşit kabul edilir. Organizma öldüğü andan itibaren daha fazla radyokarbon sisteme alınmaz ve ölü organizmadaki radyokarbon yavaş yavaş parçalanmaya başlar. Bu parçalanma belli bir hızda olduğundan organizmanın yaşı hesaplanabilir.

Radyokarbon yaşlandırma MÎ? 75.000 ile MS 1500 arasındaki dönemler için daha doğru sonuçlar vermektedir. Tüm tarihleme çalışmalarında + şeklinde standart sapma belirlenir. Bu istatistiki hata miktarını gösteren, tahmindeki hata miktarının ifadesidir. Bazı örneklerde + 100 yıl gibi düşük hata paylarına ulaşılmasına karşın, birkaç yüzyılı bulan hata sınırlarına da rastlanmaktadır. Radyokarbon tarihlemesi için, genellikle odun kömürü, yanmış odun ve tahta, kağıt, parşömen dokuma, kemik, midye kabukları, saç, deri gibi organik maddeler kullanılmaktadır.

2) Potasyum Argon Yaşlandırma: Tarihöncesi atalarımızın fosilleşmiş iskeletlerinin yer aldığı jeolojik tabakaların eskiliğini belirlemede kullanılan en güvenli yöntemdir. Yöntemin ana prensibi volkanik kayaç içinde açığa çıkan Argon-40’ın spektrometre yardımıyla ölçülmesi esasına dayanır. Potasyum, yerkabuğunda hemen hemen her mineralde bolca bulunan bir elementtir. Doğal formundaki potasyum az oranda radyoaktif Potasyum-40 atomunu içermesine rağmen, radyoaktif bozunmaya uğrayan her 100 Potasyum-40 atomundan 11 tanesi Argon-40’a dönüşür. Argon-40, aktif olmayan bir gaz olduğundan, lav benzeri volkanik kayaçlardan difüzyon yoluyla ortamda kolaylıkla açığa çıkabilir. Potasyum-40 atomlarının yarı ömrü 1.3 milyon yıldır ve düzenli şekilde bozunmaya devam ederler. Radyoaktif sayma tekniğini kullanarak, 2 milyon ile 100 bin yıl arasındaki volkanik kayaçlar, bu teknikle tarihlenebilmektedir. Arkeolojik potansiyel açısından bakıldığında, Potasyum-Argon tarihlemesinin radyokarbon tarihlemesine oranla daha geniş bir yaş aralığı verdiği bilinmektedir. Yaşı 1-2 milyonu bulan arkeolojik depozitlerin sayıca çok olmamasına karşın, Afrika’da olduğu gibi, önemli ve kritik yerleşim yerlerinin yaşını vermesi bakımından Potasyum-Argon yöntemi başarılı bulunmaktadır.

3) Termolüminesans Yaşlandırma: İl kez 1953 yılında kullanılmaya başlanan termolüminesans ile yaş tayini, maddelerin ısıtıldıkları zaman yaydıkları ışık miktarının ölçülmesi prensibine dayanmaktadır. Yalıtkan ve yarı-iletken maddeler, kendi bünyelerinde ve çevrelerinde bulunan uranyum (U), toryum (Th) ve potasyum (K) gibi radyoaktif elementlerin yaydığı radyasyon enerjisini soğurur. Madde içinden geçen radyasyon yolu üzerindeki atomlarla çarpışır ve bu atomlardan elektron kopararak onlara enerji kazandırırlar. Bu enerjinin bir kısmı madde içinde birikir ve malzemenin 300-5000 C’ye kadar ısıtılma durumunda ışık yayılımı şeklinde ortaya çıkar. (…)

Yazının tamamını okumak için oturum açmanız gerekmektedir…
E-abone olarak Bilim ve Gelecek’in tamamına online erişmek için lütfen tıklayınız

Bilim ve Gelecek

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s