İnsanlar tarafından sıklıkla merak edilen bir konu olan yeraltından çıkarılan bir fosilin veya kalıntının yaşının milyonlarca yıl öncesine dayanmasına rağmen nasıl bu kadar net veya dar aralıklarla bilinebildiği ve ne gibi yöntemler kullanıldığı konusuyla ilgili olarak sayfamız okurlarından Sayın Mehmet Akif Sökmen çok ayrıntılı ve güzel bir yazı hazırladı bizlere. Ayrıca kendisi, bir diğer çok önemli merak konusu olan, eski canlıların doğal yaşam ortamlarının ne yollarla bulunabildiğini anlatan ve metotlara değinen ikinci bir yazıyı da bu yazıya ekledi.Konuyla ilgili merakı olanların mutlaka okumasını tavsiye ediyoruz. Okurumuza teşekkürlerimizi sunuyoruz. Saygılarımızla. ÇMB (Evrim Ağacı)

——————–

 

1) TARİHLEME YÖNTEMLERİ

ARKEOLOJİK YÖNTEMLER

TABAKALANMA (STRATİGRAFİ): Üst üste yığılan katmanların adlandırılması demektir. Altta bulunan katman,üsttekinden daha eskidir. 19. yy ortalarında tam anlamıyla kabul görmüştür.

BİÇİMBİLİM (TİPOLOJİ): Aynı katman içinde yer alan buluntulara dikkat etmekteyiz. Biçimsel özelliklerine göre bir sınıflandırma yoluna gideriz.

GÖRELİ TARİHLEME: Farklı yerlerde ortaya çıkan buluntulara dikkat ederiz. Tipolojik benzerlikleri bu durumda bizim için son derece önemli olup, tabakalanma içindeki konumlarına göre bir karşılaştırma yaparız. Buluntuların zaman içindeki göreli yeri, birbirine göre eski ya da çağdaş, yeni olarak mutlak yaş vermeden belirtilir.

YAZILI KAYNAKLAR: Yazının bulunmasından sonraki süreç dikkate alınır. Kil, papirüs, taş, kaya, mühür, tablet gibi değişik şekilli sembollerin yer aldığı belgeler mevcuttur. Ancak farklı takvim kullanmış olanlar vardır, bu da bizim takvimlerimiz ile çelişir. Buna rağmen belirli bir takvim sistemine bağlı mutlak yaş çıkartılabilir.

VARV YÖNTEMİ: Göl, buzul, deniz dibi gibi yerlerde yağışlı ve kurak mevsimlerin etkisiyle biriken ince katmanların üst üste yığılmasıyla, bazen kalınlığı kilometreleri bulan dolgular oluşturur. Bu katmanların sayılması çevresel değişiklikleri verirken aynı zamanda bizi eskiye götürür. Bu birikimlerin içinde herhangi bir buluntunun varlığı tarihlemeyi kolaylaştırır.

ARKEOMETRİK YÖNTEMLER

RADYOAKTİF YÖNTEMLER: Radyoaktif maddelerin radyoaktif yapısının zaman içerisinde azalarak yarıya inmesi ilkesine dayanır. Yarı yaşı bilinen bir radyoaktif madde, insan ya da bulunduğu ortam ile ilişkilendirildiğinde, bu maddenin radyoaktivitesinin ölçülmesi bize mutlak yaşı verecektir.

KARBON 14 (C14) YÖNTEMİ: Tüm canlıların bünyesinde, Carbon 12 ve Carbon 14 izotopları eşit miktarda bulunur. Canlı öldüğünde C12 sabit kalır. C14 ise belirli miktarlarda azalmaya başlar. Yanmış tahıl, diş, kemik, tahta gibi günümüze gelebilen arkeolojik organik maddelerdeki C12-14 oranı saptanarak mutlak yaş belirtilir. C14 sonuçları, takvim yılına uyarlanır.

POTASYUM ARGON, URANYUM KURŞUN, RUBİDYUM STRONTİUM: C14 yönteminde olduğu gibi radyoaktif minerallerin dönüşüm sürecinin ölçümüne bakılır. C14 e göre daha hassas bir yöntem olup birkaç milyar yıla kadar ölçüm yapılabilir. Volkanik, katman, traverten ölçümler için son derece uygundur.

MANYETİK YÖNTEM (JEOMANYETİZMA): Dünya’nın manyetik alanını oluşturan + ve – kutuplar sabit değildir.Terslenme adını verdiğimiz dönemlerde + ve – kutuplar, yer değişitrmiş ve bir süre bu şekilde kalmıştır. Yani şöyle bir örnekle diyebiliriz ki Kuzey Kutbu’na yakın olan + kutup 400 yıl önce New York’a yakın bir yerdeydi. Yani o tarihlerde pusula kuzeyi değil kuzeydoğuyu gösteriyordu. Bu bir terslenmedir. Her cismin içinde karışık biçimde bulunan iyonlar, o cisim yanarsa yandığı tarihteki manyetik kutup yönünde dizilirler. Terslenme söz konusu ise Paleolitik Mağara’da kullanılabilir. Travertenlerde buna örnek verilebilir.

AĞAÇ HALKALARI (DENDROKRONOLOJİ) YÖNTEMİ: Ağaçlar yaşamları süresince her yıl iki büyüme halkası meydana getirirler. Bu halkaların genişliği tamamen iklim koşullarına bağlıdır. Birkaç bin yıllık seriler elde edilebilir. Eski dönemlerde kullanılmış ağaç yanarak günümüze kadar gelebilir. Bu kömürleşmiş ağaç halkaları aynı biçimde ölçülür. Bu veriler birleştirilerek MÖ.8 bin yılına kadarki dönem için kesin seriler elde edilmiştir.

TERMOLÜMİNESANS: Maddede biriken radyasyon enerjisi miktarı onun radyasyon etkisinde kaldığı süreye, dolayısıyla maddenin yaşına bağlıdır. Biriken toplam enerjinin bir yılda biriken enerjiye bölünmesiyle enerjinin kaç yıldır toplandığı, yani maddenin yaşı hesaplanır. Maddenin ısıtılmasıyla ortaya çıkan ışımanın ölçülmesi esasına dayalıdır. Bazı mineraller özellikle obsidyen optik ışıma hızının ölçülmesi 500 bin yılına kadar ölçüm verir.

2) DOĞAL ÇEVREYİ BELİRLEYEN YÖNTEMLER

BİTKİ TOZLARI (POLEN) ANALİZİ: Bitkiler çok sayıda ve birbirlerinden farklı olarak polen üreterek yayarlar. Bu polenler göl ve bataklık gibi su kütlelerinin içine düştüklerinde dibe çökerler ve varv şeklinde katmalar oluştururlar. Buralardaki ölçümler varvların oluşum yıllarına bağlı olarak doğal çevre ortamındaki değişikliği yansıtırlar. Polenler aynı zamanda C14 tarihlemesi için de kullanılırlar.

OKSİJEN İZOTOP YÖNTEMİ: Denizlerde yaşayan canlıların iskeletlerinin oluşumunda O16 ve O18 izotopları devreye girer. Bazı canlılarda, örenğin Forraminifera türünde O16 ve O18 oranı, suyun sıcaklık, tuzluluk oranı ve oksijen içeriği ile belirlenir. Derin deniz diblerindeki dolgularda, katmanlar halinde biriken iskeletlerde yapılan ölçümler, tabakalanmış olarak canlının öldüğü dönemdeki deniz ortamını, dolayısıyla iklimi gösterir. Buna ek olarak bu örneklerden hareketle C14 yöntemiyle mutlak yaş ölçümü de yapılabilir. Özellikle katmanların kilometrelerce kalınlığa ulaştığı okyanus tabanlarında O16 ve O18 ölçümleriyle belirlenen iklimsel dönemler, en güvenilir doğal çevre ve kronoloji anahtarı olarak kabul edilir.

KUTUP KRONOLOJİSİ: Kutuplara kar olarak düşen yağış, her yıl katmanlar halinde birikerek erinmeden korunur. Her yıl oluşan katmanlar sayılarak on binlerce hatta yüzbinlerce yıl öncesine gidilebilir. Bu katmanların kalınlığı çevre koşulları ile bağlantılıdır. Aynı zamanda orta enlemlerde doğal çevrede meydana gelen büyük olaylar, öreneğin yanardağ patlamalarının çıkarttığı kül, kurak dönemlerde çöllerden gelen kum, üst atmosferdeki rüzgarlarla kutup dolgularına çökelir. Kutup kronolojisi, Oksijen izotop yöntemiyle birlikte doğal çevredeki değişikliklerin bir göstergesi olarak kullanılır.

BİOARKEOLOJİ: Son yıllarda moleküler biyoloji ve genetik alanlarındaki gelişmeler arkeolojiye katkı sağlamaktadır. Arkeolojik dolgularda ele geçen insan iskeletleri ya da bir hayvan kemiği üzerindeki doku veya kanı oluşturan hemoglobin hücreleri gibi örneklerden genetik şifrenin okunması mümkündür.

ÇEVRESEL ARKEOLOJİ (JEOARKEOLOJİ): Doğal çevredeki akarsu sistemleri,toprağın birikmesi, aşınması gibi değişikliklerinya da yanardağ patlamaları, deprem gibi olayların incelenmesi ve bunların kültürel tarihle karşılaştırması, insanların yaşadığı eski çevreyi (Paleo-ortamı) anlamamızı sağlar. Bu bağlamda arkeoloji, çevreyi inceleyen doğa bilimleri için zaman labaratuvarı görevini üstlenir.

PEKİ NE İŞE YARIYOR?

 

KULLANIM İZİ ANALİZİ: Tanımadığımız bir aletin ne işe yaradığını biçimine bakarak söylemek her zaman mümkün olmaz. Yapılan her iş aletin üzerinde mikroskopla görülebilecek bir aşınma yüzeyi oluşturur ve bu izlerden en azından yapılan işin şiddeti, sertliği ve yönü saptanabilir. Bu sayede örneğin çakmaktaşından yapılmış bir aletin deri sertliğinde bir madde üzerine belirli açıda sürtüldüğü sonucuna ulaşılabilir.

TORTU ANALİZİ: Kullanılan bir çok maddenin bileşimindeki kristaller, günümüze kadar mikroskobik bir ölçekte korunarak gelir. Örneğin bir el öğütücüsünün dokusuna işlemiş buğdaydaki silisyum mikrokopla görülebilir.

DENEYSEL ARKEOLOJİ: İşlevini bilmediğimiz veya teknolojisini anlamadığımız alet ya da nesnelerin modelleri yapılarak bunlar değişik şekillerde kullanımakta, kullanıldıktan sonra üzerinde oluşan izler, arkeolojik malzemede görülenlerle karşılaştırılarak yapılan işin tür ve niteliği saptanmaktadır.

Yazan: Mehmet Arif Sökmen (Evrim Ağacı Okuru)

Ayrıca sayfamız okurlarından Sayın Gülşah Güler’in Evrim Ağacı için hazırladığı önemli ve güzel notunu da sizlerle paylaşmak istiyoruz:

Tarihlendirmeyi kabaca bir kalıntının, fosilin var olduğu dönemin hesaplanması, yaşının belirli aralıklara sığdırılması olarak tanımlayabiliriz.

Tarihlendirme Göreli ve Mutlak olmak üzere iki biçimde gerçekleştirilmektedir.

Bilim adamları buldukları fosilleri stratigrafik bir dizin içine yerleştirilebildiğinde etrafında bulunan diğer fosillere ilişkin olarak yaşlarını belirleyebilirler ki bu şekilde belirlemeye göreli tarihlendirme denir. Özellikle Hominid fosilleri bir tabakada bulunduğunda ilişkin jeolojik özellikler ve tikel bitki ve hayvanların kalıntıları bize depozitlerin oluştuğu iklim hakkında bilgi verir ve göreli bir tarihleme yoluna gidebiliriz. Ayrıca buluntular üzerinde Mehmet Akif Bey’in de anlattığı birçok metotla yaşının hesaplanması söz konusu olabilir. Böyle radyoaktif veya radyoaktif olmayan bir yöntemin kullanılmasıyla belirlenmeyi de mutlak tarihlendirme olarak adlandırmaktayız.

Paleontoloji ve paleoantropoloji alanlarında fosil kemikleri üzerinde yapılan tarihlemelerde Antropologlarca iki ana metot kabul edilmiştir.

Bunlardan ilki; Bir materyali diğerine göre ya da bir referans noktasına göre yerleştirmeye, bir şeyin ötekine göre eski ya da eski ya da yeni olduğunu saptamaya dayanan Relativ metotlardır. Bir diğeri de; Bir kaynağın yaşını ya da bu kaynağın yaşını nümerik ve kronolojik olarak saptamaya dayanan Kronolojik metotlardır.

Temel bazda Kronolojik tarihlendirmeyi iki ana gruba ayırabiliriz. Bunlar;

– Radyoaktif yöntemler

– Radyoaktif olmayan yöntemler

Radyoaktif Yöntemler içerisinde C14 Yöntemi, Potasyum Argon Yöntemi, Fizyon İzleri Yöntemi, Orantılı Karbondioksit Gaz Sayımı, Termolüminesans Yöntemi, Elektron Spin Rezonans Yöntemleridir.

Bu nokta da Mehmet Akif Bey’in notuna ek olacak yöntemleri biraz açıklamak isterim.

Fizyon İzleri Yöntemi: Özellikle cam, obsidiyen aletler ve seramik eşyalar üzerinde uygulanan bu yöntem yaşı en az 20 000 yıl olan bu volkanik oluşumları tarihlemede kullanılır.  Uranyum 238’in kendiliğinden fizyona uğraması sonunda meydana gelen yüksek enerjili parçacıkların kristalimsi yapılarda ve camlarda iz bırakması esasına dayanmaktadır.

Orantılı Karbondioksit Gaz Sayımı: Keramik, pişmiş tuğla, yanmış çakmaktaşı ve obsidiyen, volkanik, kül, meteor, curuf, sarkıt ve dikit gibi kalsit oluşumları ve benzeri inorganik obje ve malzemelerin içerisinde şifreli saat gibi çalışan fiziksel mekanizmalar vardır. Bu mekanizmalara dayalı bir tarihlemeye gidilir. Bu yöntem ODTÜ Fizik Bölümü Radyokarbon Araştırma Laboratuarında kullanılan sonuncu bir yöntemdir.

Elektron Spin Rezonans (ESR): Tüm bu tekniklerin dışında tekstil gibi organik maddelerin tarihlemesinde kullanılan oldukça yüksek başarıda bir teknik olan ESR (Elektron Spin Rezonans) yöntemidir. Ölçüm esnasında ESR merkezleri bozulmadığından istenilen sayıda tekrarlanması da araştırmacılara oldukça kolaylık sağlar. ESR yüzeysel olaylara karşı daha az duyarlı olduğu için kullanılan maddenin taneciklerinin belirli bir büyüklükte olma şartı yoktur. ESR temelde TL (termolüminesans) yöntemiyle aynı prensibi paylaşmasına karşın ESR yönteminin TL yöntemine göre burada kısaca bahsettiğim üstünlükleri vardır.

Radyoaktif olmayan yöntemler içerisinde Amino Asit Resamizasyonu, Uranyum- Florin Yöntemi, Nötron Aktivasyon Analizi Yöntemi, Obsidiyen Hidrasyonu, Dendrokronoloji Yöntemi, Varv Yöntemi gibi yöntemler sayılabilir.

Amino Asit Resamizasyonu: C14 gibi fosil kemiklere doğrudan uygulanan bir tarihleme metodudur ve paleoantropojide hominidlerin erken evrim aşamalarında kullanılabilmektedir. Bu tarihleme metodunun prensibi; optik etkinliği olan maddelerin, optik etkinliği olmayan maddelere dönüşmesidir. Teknik olarak resamizasyon süreci optik-aktif maddenin, inaktif madde haline dönüşmesine bağımlıdır. İşte bu dönüşmenin hesaplanmasıyla da kronolojik bir yaş saptamaya gidilir.

Nötron Aktivasyon Analizi Yöntemi: Bu yöntemde bileşimi tam olarak bilinen bir standardın örneğe gerek vardır. Örnedğin Keramik analizinde standart olarak bileşimi bilinen kil örnekler kullanılır. Reaktörlere konulan elementlerin nötronlarla ışınlandıklarında ışıdıkları gama dalgalarının boyutuna göre bir tarihleme yapılır.

Obsidiyen Hidrasyonu: Yeni açılmış bir obsidiyen yüzeyinin su kaparak hidrasyona uğraması ve bu hidrasyonun zamanla obsidiyen içinde ilerlemesinden yararlanılarak obsidiyen aletlerin yaşı saptanır. Hidrasyonun belli bir zamandan sonra düzgünlüğünü kaybetmesi nedeniyle bu yöntemle en fazla 60.000 yıl geriye gitmek mümkündür.

Kaynakça:

COTTAK, C. P., Antropoloji: İnsan Çeşitliliğine Bir Bakış, Ankara, Ütopya yayınları, 1997.

LEWİN, R. Modern İnsanın Kökeni, Tübitak yayınları, çev. Nazım Özüaydın, 1993.

ÖZDEN, N., Nükleer Çağın İlk 40 Yılı, Ankara, İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsü Genel Yayınları, No:18, 1983.

SARAN, N., Antropoloji, İstanbul, İnkılap yayınevi, 1989.

Yazan: Gülşah Güler

Evrim Ağacı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s