Bütün canlıların ortak bir atadan geldiği düşünüldüğünde insan da bu ortak kökenden bugüne gelene kadar birçok aşamalardan geçmiştir. Felsefe insanlıkla birlikte başlamıştır sözünün doğru olması imkansızdır diyor Uluğ Nutku bir yazısında. İnsanın evrim süreci düşünüldüğünde kültürel mantığın oluşması için milyonlarca yıl gerekmektedir. 

Kültürel oluşum olmadan yani insan kültür varlığı haline evrilmeden felsefe yapamaz. Dolayısıyla insanın felsefe yapmaya başlaması için öncelikle bir kültürel oluş aşamasından geçmesi gerekir.

İnsanın alet yapmaya başlaması, evrimi açısından bir dönüm noktasıdır. Bugün de hiçbir hayvanın sahip olmadığı bir özelliktir insanın alet yapma becerisi. Bazı maymun türlerinde nesnelerden kısa süreli yararlanma gibi davranışlar gelişmiş olsa da hiçbir hayvan tekrar tekrar kullanmak üzere alet geliştirme yeteneğine sahip değildir. Bunu biyolojik olarak açıklamak gerekirse insanın baş parmağını ve işaret parmağını beraber kullanabilen tek canlı olduğunu söylemek konuyu özetlemek için yeterli olacaktır. Tüm bu saydığımız özelliklerin insanda toplanması birdenbire olmadığına ve insan bugünkü formuna gelinceye dek birçok insan türünü geride bıraktığına göre felsefe yapan insana ulaşmak için de evrim süreci işlemiştir. Dolayısıyla insanın sıfır noktasıyla felsefenin sıfır noktası aynı zamana tekabül etmez.

Düşünmek nedir? Hayvanlar ile insanların düşünme biçemleri arasındaki farklar nelerdir? Bu sorular biyolojik anlamda bilinebildiği kadarıyla cevaplandı, cevaplanıyor, cevaplanacak… Ama insanda kültürel hafıza ne zaman oluştu? İnsan ne oldu da yaşarken öğrendiklerini sonraki nesillere aktarmak amacını gütmeye başladı? Ne oldu da insan bildiklerini, yaşadıklarını, kendinden önce yaşananları ve hatta kendinden sonra yaşanacakları yazma ihtiyacı hissetti? İnsan ne oldu da düşündüklerini aktarma ihtiyacı duydu? Böylece insan kendi kültürel evrimini başlattığının farkında mıydı yoksa bu da evrim mekanizmasının içinde gözlemlediğimiz bir veri olarak mı değerlendirilmelidir?

Tüm bunların cevabı olur mu tam emin olamasam da, insanlar beyinlerinin gelişmesine paralel olarak beraber yaşama koşullarını zamanla beraber çıkar sağlama koşullarına dönüştürmüşlerdir. Doğanın bir parçası olmakla yetinmeyip doğanın kendileri için var olduğu kompleksine kapılan insan artık doğayı çözmeye, öğrenmeye çabalayacaktır. Elbette bu çabayla beraber insan doğayı tüketmeye de başlamıştır. Bildikçe pozitif manada inançların geriletici etkisinden kurtulacak, negatif manada ise insan merkezli bir dünyada yaşadığı yanılgısına kapılacaktır. Bu da insanın kendini doğadan üstün görmesine neden olacaktır. Doğaya hakimiyet kurduğunu sanan insan da bu başarısını gelecek nesillere aktarmak ister. Böylelikle önce sözlü aktarım gelişir, yaşlı bireyler genç bireylere bu dünyadan göçmeden önce öğrendiklerini, geliştirdiklerini ve olabilecekleri aktarmaya başlar. Hedeflenenlerin hiçbir zaman bitmeyeceğini ve yarım kalan çalışmaların da tamamlanması gerektiğini miras bırakır. Böylelikle sözlü bir tarih oluşur. Yazının bulunmasıyla da insan tam manasıyla kültürel bir var olma sürecine girer. Artık bildiklerini, yaşadıklarını daha kalıcı hale getirecek ve gelecek nesillerle arasında yazıyla beraber çok sağlam bir köprü atılmış olur. Özetle doğaya hakim olduğuna, doğayı kendi çıkarları için kendine hizmetkar yaptığına inanan insan bu becerisini nasıl kazandığını ve nasıl geliştirdiğini yazıyla gelecek nesillere aktarmaya başlamıştır. Diğer hayvanlara ikinci kez fark atmıştır bu özelliğiyle; alet yapabiliyor, düşündüklerini aktarabiliyor ve yazarak gelecek nesillere yol gösteriyor.

İlk yazılı eserlere bakıldığında, iyi bir yöneticinin nasıl olması gerektiği, hayvanların tanrılara nasıl kurban edileceği, mevsimlerin nasıl değiştiği, barınmanın, beslenmenin nasıl gerçekleştirileceği gibi öğüt niteliğinde eserler görürüz. Masallar, efsaneler, hikayeler daha sonrasında gene doğa ve insan hakkında bilgiler verir. Haddim midir bilmem ama buradan felsefe öğütle başlamıştır gibi bir çıkarsama yapıyorum. İnsanın felsefe yapmaya başlaması biyolojik evriminin üzerine çıkıp kültürel evrimine başlamasıyla eş zamanlı olabilir. Eğer insanın sıfır noktasını tam anlamıyla düşünmeye başlaması olarak alırsak felsefe insanlık kadar deriz ancak bu yanlış bir saptama olacaktır çünkü insanın biyolojik olarak ortaya çıkışından günümüze, insanın diğer canlılarla olan benzerlikleri açısından önemlidir ve diğer canlılarla da eşit olmamızı sağlayacak alanlar açar.

Sonuç olarak insanın biyolojik manada bir sıfır noktası vardır. Bütün canlıların ortak bir atadan geldiği düşünüldüğünde insan da bu ortak kökenden bugüne gelene kadar birçok aşamalardan geçmiştir. Bu noktada insan doğanın bir parçasıdır. Belli başlı özelliklerle donatılana kadar da düşünme eylemini belirli sınırlar içinde basamak basamak geliştirmiş ve felsefeyle en sonunda haşır neşir olmaya başlamıştır. Böyle olsa da insan doğayla beraber olmak zorunda olduğu bilgisini hatırında sürekli taze tutmalıdır. Uluğ Nutku’nun deyişiyle doğa insan için değildir insan doğayla beraberdir.

Mahmut Celaloğlu, Biyolog, Biyoloji Öğretmeni

Radikal

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s