Son günlerde yaşanan kör karmaşada doğal olarak insanların kafasını meşgul eden bir soru oluşuyor: Evrim, bilimsel dayanakları sağlam olmayan ve tartışmalı bir teori midir? Darwin’in doğumunun 200, ünlü eseri “Türlerin Kökeni Üzerine”nin yayınlanışının da 150. yılında, TÜBİTAK’ta yaşanan sansür iddiaları nedeniyle evrim teorisi ülkemizin gündemine oturmuş durumda. %99’u Müslüman olan ve dini eğilimlerin siyaset sahnesinde başrolde olduğu bir ülkede evrimle ilgili yaşanan tartışmalar bu konuyla ilgili yanlış algılamaların da oluşmasına zemin hazırlıyor.

Bir taraftan evrimi sadece “insanın maymundan türediği” şeklinde kabullenerek bunun İslam dinine aykırı bir teori olduğunu savunanlar, diğer tarafta ise evrimin ne olduğunu ve ne olmadığını açıklayamadan savunanlar ve bu nedenle de dinsiz ilan edilenler. Bu kör karmaşada doğal olarak insanların kafasını meşgul eden bir soru oluşuyor: Evrim, bilimsel dayanakları sağlam olmayan ve tartışmalı bir teori midir?

Bu sorunun cevabına geçmeden önce, “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağı” için, evrimle ilgili su götürmez bilimsel gerçeklere kısaca bakalım.

Evrim teorisiyle ilgili en yanlış kanı, bu teorinin “insanın maymundan türediğini” iddia eden ve hiçbir bilimsel veri ile doğrulanamamış bir teori olduğudur. Evrim teorisi insanın maymundan türediğini değil, insan ve maymunun “ortak bir atadan” köken aldığını ileri sürer. Her ne kadar bu iki söylem aynı anlama geliyormuş gibi görünse de, esasında çok ciddi farklar barındırır. “Ortak ata” kavramı bugünün yaşam bilimlerinde (biyoloji, tıp, vb.) merkezi bir yere sahip olduğu gibi sağlıkla ilgili teknolojilere de yön veren ve temel oluşturan bir olgudur. Dünya üzerindeki bütün canlı türleri genetik, fizyolojik, morfolojik özelliklerine göre bir “soy ağacı” içinde sınıflandırılırlar. Canlılığın temel molekülü olan DNA’nın kodları ise, bu sınıflandırmada en önemli yeri oluşturur. Bakteri, virüs gibi küçük organizmalardan insana kadar birçok canlı türünün DNA dizilimi açıklığa kavuşturulmuştur ve bu veriler türlerin birbirine yakınlık-uzaklık derecelerini belirleyerek canlılar aleminin soy ağacının çıkarılmasına yardımcı olmuştur. Örneğin bir genin DNA diziliminin benzerlikleri dikkate alınarak farklı virüs türlerinin ortak ataları olan virüsler belirlenebilmektedir. Daha anlaşılır olması için gribe neden olan virüsleri örnek alalım. Her yıl farklı grip aşılarını yaptırmak zorunda oluşumuzun nedeni, bu virüslerin genetik yapılarında sürekli olan değişimlerin neticesinde farklı grip virüsü soylarının oluşmasıdır. Bu virüslerin genetik yapıları incelenerek hangi virüs soyundan oluştukları kolayca saptanabilmektedir. Ayrıca her yıl grip aşısını değiştirmemizin nedeni de, güçsüz olanın (aşı geliştirilen virüs soyları) elenmesi, güçlü olanın (aşısı olmayan soylar) ise hayatta kalarak ortama hakim olacak derecede çoğalmasıdır. Bu durum evrimsel biyolojide “doğal seçilim” olarak tanımlanır.

Görüldüğü gibi her yıl birçok kişinin hayatının kurtulmasına neden olan grip aşılarının geliştirilmesi gibi pek çok olayda evrimin prensipleri bize yol göstermektedir. Yine benzer bir örnek vermek gerekirse, enfeksiyonlara karşı kullandığımız antibiyotikler de mikropların bazı türlerinin ölmesine neden olduğu gibi, bazı türlerinin de (antibiyotiğe dirençli) çoğalarak ortama hakim olmasına yol açar. Yani doğal seçilim iş başındadır. Doğal seçilimle ilgili en yanlış kanı, antibiyotik örneğinde olduğu gibi bazı mikropların bilinçli bir şekilde direnç kazanma yoluna gittiğidir. Aslında mikroplar böyle bir bilinçten yoksudur ve direnç gelişimindeki tek neden mikroplarda (aynı zamanda insanda da) DNA yapısının doğal nedenlerle kendiliğinden ve rastgele değişmesidir. Bu değişiklikler sonucunda öyle bir gen yapısı oluşur ki, antibiyotiğin etkisini göstermesini engeller. Bu değişimi içeren grup antibiyotikten etkilenmeyeceği için rahatça çoğalabilir, siz bu antibiyotiği gereksiz ve fazladan kullandığınızda da çoğalarak yine hasta olmanıza neden olur. Ve artık o antibiyotik kullanılsa da bir işe yaramaz. İşte evrim sürecinde bu şekilde kendiliğinden ve tamamen rastgele oluşan küçük değişimlerin, milyonlarca yıllık birikimleriyle tamamen farklı türler oluşabilir.

Sonuç olarak her gün kullandığımız ilaç örneklerinde de olduğu gibi evrim hem günümüzün temel bilimlerinin hem de teknolojik uygulamalarının merkezinde yer alır. Sosyoloji, antropoloji gibi birçok farklı bilim dalında da evrimin prensipleri olan doğal seçilim (natural selection) ve güçlü olanın hayatta kalması (struggle for existence) ilkeleri bilimsel olarak kabul edilmiştir ve uygulamadadır. Fizikte “görelilik teorisi” ne anlama geliyorsa, yaşam bilimlerinde evrimin anlamı da en az o kadar önemlidir. Bu cümlelerden evrimin biyolojide mutlak doğru bir kavram olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Çünkü bugünün bilimsel bilgi düzeyinde doğru kabul edilen bir kavram önümüzdeki yüzyıllarda yerini başka bir kavrama bırakabilir. Tıpkı “Newton mekaniği” ve “kuantum mekaniği” örneklerinde olduğu gibi. Ancak kuantum mekaniğinin prensiplerinin tanımlanması, Newton mekaniğini tamamen ortadan kaldırmaz ve makro düzeyde hala Newton mekaniğinin ilkeleri geçerlidir. ODTÜ’lü öğrencilerin TÜBİTAK önünde yaptığı eylemde de söyledikleri gibi sadece 2008 yılı içerisinde evrimle ilgili binlerce bilimsel makale yayınlanmıştır. 1 Science, 1 Nature gibi önemli bilimsel araştırmaların yayınlandığı dünyanın en iyi bilim dergileri bile Darwin yılı nedeniyle onlarca makale yayınlamış, kapaklarını da bu konuya ayırmıştır. Uzun yıllardır ülkemizde önemli bir yer edinmiş olan popüler bilim dergisi “Bilim ve Teknik”te Darwin’in sansürlendiği iddiaları ise kuşkusuz ki tüm bilim camiasını büyük bir üzüntü ve endişeye düşürmüştür. TÜBİTAK gibi bir kurumun sorgulaması gereken şey “Darwin’in ve evrim teorisinin kapak olup olmayacağı” değil, 1 Science, 1 Nature gibi dünyanın en iyi bilimsel dergilerinde niçin Türkiye kaynaklı tek bir yayının yapılamadığı olmalıdır.

Yukarıda aktarmaya çalıştığımız gibi evrimin birçok prensibi kuşku götürmez biçimde bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ancak insan-maymun karmaşasında olduğu gibi ya da farklı canlı türlerinin birbirlerinden köken aldıkları konusundaki fosil bulguların yetersizliği gibi konularda ise bilimsel olarak tartışmalı alanlar mevcuttur. Evet, birçok geçiş türüne ait fosil örnekler bulunamamıştır, ayrıca bir canlı türünden tamamen farklı bir canlı türünün oluşumu da laboratuar ortamında yapılan deneylerle ispat edilememiştir; ancak mikrop ve virüs örneklerinde verdiğimiz gibi, evrimin birçok sürecinin işleyişi çok iyi bilinmektedir ve bugünün bilimsel bilgi düzeyinde su götürmez bir gerçektir.

En baştaki sorumuza dönecek olursak evrim kesinlikle ama kesinlikle bilimsel dayanakları sağlam olmayan ve tamamen tartışmalı bir teori değildir. Evrimi inkar etmek bugünkü yaşam bilimlerinin tamamını yok saymakla eşdeğer bir gaflettir. Evrimi dinsizlik olarak görmek ise cehaletin en büyüğü ve insafsızlıktır.

Araş. Gör. Murat Çokaklı: Dokuz Eylül Üniv., Tıp Fak. Tıbbi Biyoloji ve Genetik A.D.

Radikal

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s